Neydi o tarihin en büyük tehlikesi?

Haberin Devamı

Sevgili okurlar geçen hafta kamuoyunda en çok Anayasa Mahkemesi’nin aldığı karar ve bunun yaratacağı etkiler konuşuldu. Özellikle AKP’ye sıcak bakmayan çevrelerde Silahlı Kuvvetler’in tavrı biraz şaşkınlık yarattı. Elbette hiç kimse Silahlı Kuvvetler’in AKP’nin kapatılması yönünde bir baskı gücü oluşturacağına inanmıyor ve buna destek de vermiyordu.

Asker üyenin oyu

Ancak Anayasa Mahkemesi’nin asker kökenli üyesinin bile kapatma karşıtı oy kullanması ister istemez kafaları karıştırdı. Hemen ardından gelen Yüksek Askeri Şûra ve Genelkurmay’ın CHP ile savaşa tutuşması kuşkuları da artırdı. Kamuoyunda “Asker hükümetle uzlaştı” yorumları önü kesilemez hale geldi.

İrtica tehlikesi

Kamuoyunun şaşırmasına sanıyorum bizzat Silahlı Kuvvetler’in üst komuta kademesi neden oluyor. Çok değil bir yıl önce Harp Akademileri’nde düzenlenen bir toplantıda başta dönemin Cumhurbaşkanı olmak üzere tüm komutanlar irtica tehlikesine karşı adeta bayrak açmış ve “Türkiye’nin tarihindeki en büyük tehdit ve tehlike ile karşı karşıya olduğu”nu açıklamışlardı.

Şimdi ne değişti?

Sadece bu toplantıyla yetinmeyen Silahlı Kuvvetler’in tepe yöneticileri her fırsatta “İrticaya karşı Atatürk ilke ve devrimlerini korumak için dimdik ayakta durulduğu” mesajları verdi. Bu uğurda halkın da gücünü göstermesi ve demokratik tepkisini dile getirmesi istendi. Anlaşılıyor ki, ordu yöneticilerinin bu tavrı askeri ihalelere, tayin, terfilere ve lüks otomobil alımlarına kadarmış. Vatandaş böyle söylüyor.

CHP ile çatışma

Bu arada askerin son bir yılda ikinci kez CHP ile büyük söz düellosuna girmesi de çok ilginç. Hükümet karşısında, doğal olanı yapan ve emir alarak görevini yürüten Genelkurmay’ın ana muhalefet partisine şahin kesilmesi kamuoyunda da ibretle izleniyor. Bu tartışmanın demokratik hukuk devleti ilkelerine de aykırı olduğunu söylemeliyim. Silahlı Kuvvetler, devletin önemli kurumlarından biridir ve hükümetin emrindedir. Askerin bu çıkışına hükümetin müdahale etmesi gerekir. Aksi takdirde yarın aklına gelen her devlet kuruluşu muhalefetle ağız dalaşına girme cesareti bulur.

6.5 milyar dolarlık denizaltı

Sevgili okurlar, bana göre son yılların en önemli olaylarından biri Almanlara verilen 6.5 milyar dolarlık denizaltı ihalesidir. Deniz Kuvvetleri’nden, konunun uzmanı kiminle konuşsam bu ihalenin sırrını çözemediklerini söylüyorlar. Genelkurmay Türkiye’nin 300 metreye dalan bu kadar pahalı denizaltılara neden ihtiyacı olduğunu inandırıcı biçimde açıklamalıdır. Önerimi tekrarlamak istiyorum. Bu projeden vazgeçilsin, aynı parayla ormanlarımızı koruyacak önlemler alınsın. Bu arada bir de Atak helikopterleri ihalesi de yapıldı. “Bu helikopter uçamaz” diyenler var. Araştırıyorum. Milyarlarımız orada da boşa akmıyordur inşallah.

Rektör atamaları

Geçen haftanın çarpıcı gelişmelerinden biri Başkomutan Gül’ün rektör atamalarındaki yanlı tutumuydu. Gül, fikrini beğenmediği isimleri seçimleri kazansalar bile rektör yapmadı. Sevgili okurlar, pek çok yazar Sezer’in de böyle yaptığını söyledi. Bu kesinlikle yanlış bir yorum. Sezer seçimini yaparken Atatürk ilke ve devrimlerine, Anayasa’nın değişmez kurallarına bağlı isimleri seçiyordu. Sezer, araya sokuşturulan ve rejimi değiştirmek isteyen siyasal İslamcılara göz açtırmıyordu. Yani Sezer, Anayasa’nın gösterdiği yolu izliyordu. Gül ise siyasal İslamcı isimlere rağbet ediyor, aradaki farkı herkes görmeli.

Göcek tatili

Söz Başkomutan’dan açılmışken, yadırgadığım bir noktayı da belirtmek istiyorum. Gül ve eşi hanımefendi, Göcek’te 34 metrelik bir teknede tatil yaptı. Elbette tatil herkesin hakkı, özellikle Cumhurbaşkanı bu konuda da öncü olmalı. Ancak seçilen yer bana garip geliyor. Neden dini siyasete alet edenler her seferinde aslında karşı oldukları kişilerin yaşadıkları yerlere ve yaşam biçimlerine bu kadar öykünürler. Bu da takiyenin bir çeşidi değil mi?

Belli ki içlerinde var

Gül ve ailesi bugüne kadar hiç bu tür bir tatil yapmadı. Ama Cumhurbaşkanı olunca soluğu Göcek’te alıyor. Aslında galiba Gül çiftinin bu tür yerlere gitmek içlerinde var. Keyifli bir hayatın nasıl olduğunu onlar da merak ediyorlar. Ama daha önce nasıl gidileceğini orada ne yapılacağını bilmiyorlardı. Oysa şimdi emirleri altındaki her şeyi bilen protokolcüler, yol yordam gösteriyorlar. Böylece daha önceki çekingenlik de bitmiş oluyor. Ama insan da “Yahu madem bu tür şeylerden keyif alacağınızı biliyorsunuz niye kendinize bu kadar eziyet ettiniz yıllarca” diye düşünüyor.

Ergenekon olayı

Sevgili okurlar AKP’nin kapatılma davası sürecinde iyice tırmandırılan Ergenekon olayı yavaş yavaş soğumaya başlıyor. Ergenekon olayı medyada da önemli çatışmalara neden oldu. AKP’nin kapatılmasını önlemek için canla başla çalışan bir kesim gazeteler ve televizyonlar AKP muhalifi olarak kabul ettikleri gazetecileri Ergenekon olayını ciddiye almamakla suçladılar. Bu müthiş bir yalan.

İddialar doğru

Hemen ve bir kez daha belirtmek istiyorum. Ergenekon davası olarak nitelenen dosyalardaki pek çok olay ve iddia kesinlikle doğrudur. Yıllardır bu olayların izini süren, üstüne onlarca yazı yazmış bir gazeteciyim. Şunu da rahatlıkla söyleyebilirim ki, zamanında muhtemel suçlu olarak düşündüğümüz bazı isimler de şu anda ya tutuklu ya da sanık durumunda. Peki sıkıntı nerede?

Tek çatı altında

Bakın Ergenekon’la şunu yaptılar. Çoğunu bildiğimiz bütün pis olaylar bir araya getirildi, hepsi bir torbaya kondu ve sanki bunların tamamı aynı örgüt ve lider tarafından organize edilmiş gibi gösterildi. İşte bu tavır yüzünden belki de Ergenekon davası tavsayacak ve yine hiç kimse yaptığının bedelini ödemeyecek.

Hukuken çok zayıf

İddianame ve delil dosyalarından medyaya yansıyanlar, yansıtılış biçimi nedeniyle herkesi hayretler içinde bırakıyor. Ancak büyük sansasyon olarak duyurulan olayların belge ve delillerine bakıldığında bunların duruşmalarda çok rahatlıkla çürütüleceğini görüyoruz. Bu durumda dava başladıktan kısa bir süre sonra sanıkların çoğunun serbest bırakılması, birçok delilin delil niteliği taşımadığına karar verilmesi ve hatta kimsenin ceza bile almaması sürpriz olmayacaktır.

Oysa mutlaka çözülmeli

Sevgili okurlar Ergenekon olayı bahanesiyle de olsa Türkiye ilk kez geçmişinde yaşadığı kirli ve kanlı oyunların üzerindeki sır perdesini aralama şansı buldu. Ama savcılar bu olayı AKP’nin kapatılmasını önlemek adına kullanmaya kalktıkları için çok çabuk yerle bir edilecek iddianame hazırladılar. AKP kapatılmadı, tehlike geçti. İddianame artık daha ciddi hale getirilebilir.

Hz. Muhammed’in mezarı

Cumartesi günü yazdığım “Atatürk olmasaydı Hazreti Muhammed’in mezarı da yoktu” başlıklı yazı hayli ses getirdi. Dinci çevrelerin, Atatürk’ü İslam düşmanı olarak tanıtmaya kalkanların böyle bir belgeyi saklamaları herkese normal geliyor. Ama 12 Eylül askeri yönetiminin, üstelik bütün felsefesini Atatürk’e bağlamasına rağmen böyle bir belgeyi saklamış olmasına kimsenin aklı ermiyor. Herhalde uçaklardan ayetler atan Evren ve arkadaşları da Atatürk’ün sanki İslam’a karşı biriymiş gibi algılanmasının daha iyi olacağını düşünmüşler. Aman Yarabbim.

Hepinize iyi haftalar dilerim.



***




İnsan savaşmadığı düşüncelerini değiştiremez. Thomas Mann

DİĞER YENİ YAZILAR