Ne diyeyim; beter olun

Haberin Devamı

BUNU YAZMAK GEREK

Çok değil, üç yıl önceydi. AKP, 2007 seçimlerinde yüzde 47 oy almış, ardından kapatma davasını da atlatmıştı. Bodrum’daydım. Türkbükü’nde İstanbul’un hatırı sayılır zenginlerinin de bulunduğu kalabalık bir ortamda siyaset konuşuyorduk.

O zengin ve ünlülerin neredeyse tamamı AKP’ye oy vermemiş olsalar bile hükümeti şiddetle destekliyorlardı. Onlara göre her şey iyiydi. Bol para kazanıyorlardı. AKP de “korktukları” gibi değildi. AKP’liler zaten zenginleşiyorlardı, parayı gördükçe de mülayim hale geleceklerdi.

“Yanılıyorsunuz” demiştim: “Eğer böyle düşünüyorsanız yanlış yapıyorsunuz, inanın bana birkaç yıl sonra buralara bile gelemeyeceksiniz.”

O sistemden yararlanan zenginlerimiz beni alaya almıştı. “Sen de iyice paranoyaklaştın, ne yapacaklar buraya, kapatacaklar mı” diye gülerek sormuşlardı.
“Siz bana inanmayın, buradaki yaşam biçiminize mutlaka müdahale edilecek, buraları kurtarılmış bölge gibi bile kullanamayacaksın” diye üstelemiştim.

Şimdi bir süredir gazetelerde Bodrum-Türkbükü yazıları var. Üç yıl önce benimle alay edenler “Aman canım bu da çok muhalif” diyenlerde bir telaş ki sormayın. E ne diyeyim, “beter olun.”

Şimdi gelelim Türkbükü olayına. Konu şu: Türkbükü’nü Türkbükü yapan bazı eğlence yerleri “gürültü kirliliği” yaptıkları gerekçesiyle hedef tahtasına kondu. Müzikli, içkili yerlere uzun süreli kapatmalar geliyor. Zaten iki buçuk üç aylık sezonu olan Türkbükü’nde keyif meyif kalmamış. Şimdi bir de Ramazan nedeniyle zaten pek iş yapamıyorlar.

Bunlar iyi günler. Gelecek yıl bilin ki çok daha kötü olacak.

Bakıyorum pek çok kişi bu konuya dalmış. Kimi kimsenin müzikle başkalarını rahatsız etmemesi gerektiğini söylüyor, kimi turizmin baltalandığını... Ama işin özü iktidarın içki ve eğlencenin çokça tüketildiği yerlerde “yeni bir nizam kurma” planıdır.

Tabii iktidar yapılanları elbette yasalara uygun yürütüyor. Kimsenin itiraz edemeyeceği kuralları uyguluyor. Örneğin müzik yasağı 23.59’da başlayacaksa, Türkbükü’nde de bunun uygulanması gerektiği hatırlatılıyor.

Ancak işin aslı öyle değil. Türkbükü’nde çalan müzikten kimsenin şikâyet etmeye hakkı yok. Çünkü insanlar burayı o müziği, eğlencesi ve içkisi için seçiyor.

Kafa dinlemek, sakin yaşamak, gazetelerde haber olmamak isteyenler Türkbükü’ne uğramıyor bile.

Bundan 20 yıl önce Türkbükü’nde bugün bilinen otel ve eğlence yerlerinin hiçbiri yoktu. Bu eğlence hayatını oraya gidenler oluşturmaya başladı.

İnsanlar sırf bu eğlencenin içinde olabilmek için Türkbükü’nde yüz binlerce dolar para basarak evler, villalar aldılar. Hatta Gölköy’de 20 kadar villa en gürültülü diskoteğin tam içine yapıldı.

Türkiye’de Türkbükü örneği başka bir tatil beldesi yok. Bu nedenle “Efendim kurallar herkes için geçerlidir, müzik yasağı burada da uygulanacaktır” lafları safsatadan ibarettir.

Şikâyet edenler de varmış. Şikâyet edenin buna hiç hakkı yok. Çünkü onlar orada bilerek isteyerek evler aldılar ve oturdular. Şimdi “caz” yapmalarının alemi yok.

*****


DİKKATİMİ ÇEKEN ŞEYLER

Futbolcuların ‘oruç tutma’ sorunsalı

Liglerin başlamasıyla birlikte Ramazan da geldi. Maçların bir bölümü Ramazan içinde oynanıyor. Aynı dönemde Avrupa Kupaları maçları da var.

Bu nedenle “Futbolcular oruç tutmalı mı?” tartışmaları da gündeme geldi.

Aslıda bu konu eskiden tartışılmazdı. Ancak Galatasaray’da Hakan Şükür önderliğinde başlayan cemaatçi çalışmalar nedeniyle oruç konusu birçok futbolcunun da gündemine girmişti.

Eskiden hatırlarım, birçok futbolcu oruç tutardı. Hiç sorun da çıkmazdı. Çünkü şimdiki gibi inançların siyasete alet edilmesi adeti henüz ortada yoktu.
Futbolcular da sorumluluklarını bildiklerinden maç günleri genellikle oruç tutmazlardı.

Peki bir profesyonel futbolcu, maça oruçlu çıkmalı mı?
Bana göre, maç günleri oruç tutulması doğru değil. Kazaya bırakabilir. Ayrıca dinimiz bu konuda son derece hoşgörülü olduğu için “zorunlu nedenlerle tutulamayan oruç günlerinin daha sonra telafi edilmesine” olanak sağlar.

Buna rağmen “Benim inancım böyle, maç günü de oruç tutarım” diyen futbolcu yüklendiği sorumluluğun da bilincinde olmalıdır. Çünkü profesyonel futbol artık futbolcuya da büyük sorumluluk getiriyor.

O futbolcunun arkasında yüz binlerce hatta milyonlarca taraftar var. Ve bu taraftar çoğu kez yiyeceğinden içeceğinden kesip takımını desteklemek için yağmur çamur dinlemiyor.

Bu futbolcular milyonlarca dolar alıyorlar top oynamaları için. Arkalarındaki takımlar ise yüz milyonları aşan bütçeleriyle dev bir sektör oluşturuyor.
O halde bir futbolcunun “inancı” artık sadece kendisini ilgilendirmemektedir. Arkasındaki bu gücü de düşünmek zorundadır.

Elbette her futbolcu inancının gereğini yerine getirecektir. Buna kimsenin karşı çıkması da mümkün değildir. Ama aynı futbolcu, eğer oruç tutması, asıl görevini yerine getirme konusunda “olumsuz etki” altında kalıyorsa, bunu da en azından maç günlerini tekrar değerlendirmek durumundadır.

*****


CANIMI SIKAN ŞEYLER

Pes yani!

Başbakan çok değil bir hafta önce bütün referandum kampanyasını CHP-MHP-BDP kardeşliği üzerine oturtmuştu. Çünkü bu üçlü, demokrasiye karşı ittifak halindeydi. CHP ve MHP neyse, ama Başbakan BDP’yi “terörün de kaynağı” olarak sunuyordu üstü kapalı ve diğer iki partiyi “terörle işbirliği yapmakla” suçluyordu.

Şimdi bu söylem “bıçak gibi” kesildi. Çünkü roller değişti, “BDP-iktidar anlaştı” görüntüsü ortaya çıktı. Diyarbakır’da adamları ekran önüne koyup “Biz evet veriyoruz” dedirtiyorlar.

Ve ne gariptir ki, herhalde herkesin de bu oyuna kandığını sanıyorlar.

İyi de, bu milletin tamamı hafızasını, izanını ve vicdanını yitirmiş değil.

*****


ŞAŞIRDIM

Her yer benzinlik

Aydın’ın Atça beldesine gitmiştim birkaç hafta önce biliyorsunuz. Üreticilerin sorunlarını dinlemiştim. Kahvelerde ve tarlalarda sohbet ederken insan hiç aklına gelmeyen pek çok şey öğreniyor. Örneğin beni çok şaşırtan bir konuyu size de aktarayım. Geçtiğimiz ana yollar üzerinde sayısız benzin istasyonu var. Hepsi de çok modern ve pırıl pırıl. Laf bir ara bu benzincilere geldi. Ben de laf olsun diye “Galiba benzincilik çok para kazandırıyor” dedim. Üreticilerden biri “Bilmiyoruz ama galiba öyle” dedikten sonra şunu ekledi: “Bütün bu benzinlikler son birkaç yılda yapıldı. Hepsini de Güneydoğulular özellikle Mardinliler alıyor. Bu parayı nereden buluyorlar anlamıyoruz.”

Sonra biraz soruşturdum, Batı bölgelerindeki birçok benzinlik hep Güneydoğulu yurttaşlar tarafından satın alınıyormuş. Üstelik masrafa da pek aldırmıyorlarmış. Bir tane daha söyleyeyim. Aydın’da uzun yıllardır hizmet veren bir fidan üretme çiftliği varmış. 200 hektarlık arazisi “zarar ediliyor” gerekçesiyle ihaleye çıkarılmış. “Tek başına girdi, bizim haberimiz bile olmadı” diyorlar ama bilemem, Remzi Gür almış. Arazi şimdi fidanlık yetiştirmiyor. Altında sıcak su kaynağı varmış.

Başbakan’ın yakın arkadaşlarının girmediği iş yok maşallah.

*****


Başbakan, “Anayasa değişikliği yolculuğunda her şeyi göze aldık” demiş. Neleri göze aldığını bilmiyoruz ama bu değişikliklerle yargı bağımsızlığını gözden çıkardığı kesin! (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR