Ne dediysem olmadı mı?

Haberin Devamı

Ruhat Mengi’nin önceki pazar yayınlanan Her Açıdan programında “Darbe belgesi diye sunulan şey sahtedir, bu bir komplodur, yakında ortaya çıkacak” demiştim. Bu sözlerimle albayı savunmamıştım. Ülkede bir darbe paranoyası yaratanların bu yolla bir yandan orduyu, bir yandan muhalefet eden herkesi sindirdiğini ve Türkiye’yi dönüştürme planını başarıyla uyguladığını anlatmak istemiştim.

Bu sözlerimden birkaç gün sonra Albay Dursun Çiçek tutuklanınca, bazı dostlarım “Senin sözler güme gitti, adamı tutukladılar, ne diyeceksin şimdi?” diye takılmışlardı bana.

Cevaben “Önemli değil, eğer hukuk varsa ıslak imzalı denilen kapak yazısının kanıt olmayacağı görülecektir. Gerçi yandaş kesim aba altından sopa göstererek daha ne belgelerin olduğunu söylüyor ama bundan bir şey çıkmaz” demiştim.

Nitekim 43 saat sonra albay serbest bırakıldı. Çünkü ıslak belge kanıt kabul edilmemişti. Şimdi bazıları diyor ki “Ne yani, Adli Tıp’ın raporu yanlış mıydı?” Hayır efendim, doğru da olabilir. Sorun belgenin doğru olup olmaması değil, kanıt niteliğinde olup olmaması. Altı boş bir kapak yazısı ile hangi hukukta bir kişi darbeye teşebbüsten tutuklanır.

Anladığım kadarıyla bu komployu hazırlayanların aklına albayın serbest bırakılacağı hiç gelmemişti. Nitekim yandaş meyda adeta deliye döndü karardan sonra.

Ve oyunun B planı başladı. Meçhul ihbarcı yine ortaya çıktı. İlk mektubunda “Bütün belgeleri imha ettiler, ben sadece ilk sayfayı kurtardım” diyen ihbarcı şimdi “Birkaç sayfa daha kurtarmıştım” demeye başladı.

Hiç merak etmeyin çok yakında belgenin tamamını kurtardığını söyleyecektir. Nasıl olsa “şuur kayması” yaşayan halk hiçbir şeyi sorgulamıyor, düşünmüyor, araştırmıyor. O gün öyle söyleyene inanıyordu, bugün böyle söylenmesine hiç şaşırmıyor. O halde oyun sürebilir.

*****


Suçlu makinistmiş!

Bu sefer “hızlandırılmış” değil gerçek “hızlı tren” raydan çıktı. Başbakan bunun sorulmasına çok öfkelendi, ilgililer ise “Dünyanın her yerinde olur böyle kazalar” dediler.

Sonuçta makinist suçlu bulundu. Yavaş gitmesi gereken yerde hızlı gitmiş.

Ne güzel değil mi? Hızlı tren yapıyorsunuz, ama Eskişehir’e 10 kilometre kala normal raya geçtiğiniz için trenin yavaşlaması gerek. Makinist de insan. İşte bir gün yavaşlayacağı yeri unutur ve debdebe ile sunulan hızlı tren raydan çıkıverir.

*****


Savcı bey üzülmüş

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin’i iyi tanıyan bir emekli savcı dostum aradı. “Aykut Bey yazına çok üzülmüş” dedi.

Dinleme skandalıyla ilgili yazımda “Savcı Engin kendi kayıtlarının imha edilip edilmediğini soracağını söylüyor. Oysa Ergenekon iddianamesini onaylarken bunu yapmamıştı” anlamında cümleler yazmıştım.

Emekli dostum “Aykut Bey, Ergenekon iddianamesini onaylama makamı değil, ayrıca telefon kayıtlarının çıkarılmasını da isteyemezdi, bunu belirtmek istedi” deyince ben de şu cevabı verdim:

“Elbette savcı bey haklı, iddianameyi onaylama makamı değil. Ancak iddianame açıklanırken o da ekrandaydı, ayrıca ben bunu ironi yaparak yazdım. Başsavcı olarak her şeyden sorumlu olduğunu belirtmek istedim. Aynı şekilde iddianamede yer alan telefon kayıtları konusunda da yetkili olmasa bile görüş bildirmesini beklerdim.”

Aykut Cengiz Engin’i elbette üzmek istemem. Sadece hassasiyetlerimizi başımıza bir iş gelince ortaya koymamamız gerektiğine inanıyorum.

*****


Dinlenme

Başbakan muhalefete “esprili” yaklaşımlar yapmayı da pek seviyor. Geçenlerde “Atam izindeyiz” sözünü, Türkçe’nin elastikiyetinden yararlanarak “Onlar izinde, biz çalışıyoruz” diye eleştirdi. Burada Atatürk’ü rencide etmesini geçiyorum, espri kabul ediyorum.

Ama muhalefet de kalkıp “Kardeşim sen de 6 yıldır dinleniyorsun” derse merak ediyorum Tayyip Bey nasıl bir espriyle karşılık verecek?

Dinleme deyince genç okurum Gani Yıldız’dan iki yeni “vecize” gibi cümle geldi. Sizinle paylaşmak istedim:

Eskiden dinlenmek için telefonlarımızı kapatırdık, şimdi “dinlenmemek” için kapatıyoruz...

Memleket sanki dev bir “dinlenme tesisi”, biz de bol bol “dinlenen” misafirleriyiz!..

*****


Tayyip Bey yine unuttunuz

Başbakan Erdoğan yine başbakan olduğunu unuttu mu nedir, 6 yıldır dinlendiğini, bunu yapanların mutlaka ortaya çıkarılacağını ve cezalandırılacağını söylüyor.

Beni dinleyen biri varsa bunu ortaya çıkarmam ve cezalandırmam neredeyse imkânsız.

Ama bir bakıyorsunuz Başbakanımız da sıradan bir yurttaş gibi yakınıyor, dinlendiğinden dert yanıyor. Tabii belki bu sözlerin arkasında “Ne diyorsunuz yahu beni bile dinliyorlar, savcı dinlenmiş çok mu?” mantığı da yatıyordur ama o başka.

Başbakan icranın başı. Hep söylediğim gibi şikâyet makamı değil, yaptırım makamı.

Başbakan dinlendiği için şikâyet edeceğine dinleme merkezinin başına getirdiği kişinin kulağından tutup önüne çekmeli ve “Kardeşim sen ne yapıyorsun, madem 6 yıldır dinlendiğimi biliyorsun niye yakalamıyorsun, milyarlarca dolarlık teknik olanağı senin önüne babamızın hayrı için mi koyduk, yapamıyorsan kalkıp 6 yıldır dinlendiğimi ilan edeceğine çekip gitseydin ya” demeliydi.

Bu arada, gerçi Başbakan 6 yıldır dinleniyormuş ama bunun kayıtları hiçbir yerde çıkmadı. Başkalarının eşleriyle, sevgilileriyle yaptıkları konuşmalar bile servis edilirken Başbakanı dinleyenler kayıtların turşusunu mu kuracaklardı?

Kimse “medya korkudan bunları yayınlamadı” falan demesin. AKP iktidara geldiğinden beri hiçbir medya kuruluşuna Erdoğan’ın telefon konuşma kaydı gelmedi ki korkup da yayınlamasınlar.

Sahi, kaydedenler neden servis yapmadılar. Yoksa “6 yıldır dinleniyor” iddiası TİB’in “Herkes dinleniyordu, ne var yani” propagandası mı?

DİĞER YENİ YAZILAR