Geçenlerde Cem Yılmaz bir TV ekranından olanca sevimliliği ile sesleniyordu: “Bize Nasrettin Hoca’nın torunları diyorlar.”
Hep bildiğimiz ve kullandığımız sözdür bu değil mi?
Ama Cem Yılmaz durumu biraz farklı yorumlamıştı. Diyordu ki “Nasrettin Hoca’nın hangi torunlarıyız abaca?”
Sonra da sürdürmüştü: “Nasrettin Hoca, çevresini saran bir alay abuk sabuk adamın yine abuk sabuk sorularına cevap veriyor. Sorular böylesine abuk sabuk olunca da verilen cevaplarla ortaya komik hikâyeler çıkıyor. Bu durumda bizler Nasrettin Hoca’ya o abuk sabuk soruları soranların da torunu olmuyor muyuz?”
Bir konu mizahi üslupla ama bu kadar kibarca nasıl anlatılır.
Dün Başbakan Erdoğan halka bir müjde(!) verdi. Vatandaş nasıl da canhıraş biçimde alkışladı “Helal olsun” diye bağırıp “İşte Başbakan” diye sloganlar attı.
Aklıma hemen bir Nasrettin Hoca fıkrası geldi. Adamın biri gitmiş Hoca’ya “Yahu hocam bizim ev pek dar, sığamıyoruz bir türlü, ama büyük eve de paramız yetmiyor, ne yapayım?” diye sormuş.
Hoca bu abuk soru karşısında ne desin, kafasını karıştırmış biraz, düşünür gibi yapmış sonra da “Senin tavukların vardı değil mi?” diye sormuş.
Adam “Var” deyince “İyi o zaman, şimdi onları da eve al” demiş.
Aradan biraz zaman geçmiş, adam yine gelmiş hocanın karşısına “Hocam ev iyice daraldı, şimdi ne yapayım?” diye sormuş. Hoca da “Senin kazların da vardı, onları da eve al” diye akıl vermiş.
Bir süre sonra adam yine Hoca’nın kapısında. “Olmuyor be hocam, eve hiç sığamıyoruz şimdi” deyince “Merak etme, iki koyunun vardı diye biliyorum, onları da eve sok” demiş.
Adam hoca ne derse yapıyor.
Aradan biraz daha zaman geçmiş. Adam çıkmış Hoca’nın karşısına yine “Sorun bitmiyor Hocam, bana başka akıl” demiş. Hoca da “Sen inekle öküzünü de eve bir sok bakalım” demiş adama.
Üç gün sonra adam yana yakıla Hoca’nın kapısına dayanmış. “Aman Hocam, ne desen olmuyor. Artık evin içinde yürüyemez, yatağımıza yatamaz olduk. Ne oldu senin akıllarına” diye serzenişte bulununca Hoca “Tamam, tamam” diye itelemiş adamı.
“Şimdi bu geceyi de geçir, yarın sabah erkenden tavukları da, kazları da, koyunları da inekle öküzü de çıkar evden.”
Adam ertesi gün elinde bir tepsi baklava ile gelmiş Hoca’nın karşısına, “Ey Hocam” diye başlamış; “Sen büyük adamsın, sen ne büyük alimsin, sen büyük bilgesin. Meğer benim evim ne kadar ferahmış da haberim yok. Allah seni başımızdan eksik etmesin.”
Hikâyeyi herhalde biliyorsunuzdur. Adamın abuk sabukluğuna da kim bilir kaç kere gülüp geçmişsinizdir.
Peki bu fıkra nereden aklıma geldi.
Dedim ya dün Başbakan bir müjde verdi, ahali de sevinçten yeri göğü inletti.
Başbakan’ın verdiği müjde doğal gaz fiyatlarındaki yüzde 17’lik indirim.
“İşteee” dedi Başbakan “Bu hükümete de bu yakışır, doğalgazı yüzde 17” dedi ki alkış tufanı patladı. “Helaaaaaalll sana Başbakan; işte bu be, işte bu”
O sırada kimsenin aklına geçen yılın başından bu yana doğalgaza yapılan zamların toplamının yüzde 75’e ulaştığı gelmedi.
“Yandık, bittik” diyen ahaliye doğalgaz zammı olarak yüzde 75 geçirilmişti sessizce. Şimdi bunun yüzde 17’si geri alındı diye ahali göbek atmakla meşgul.
Nasrettin Hoca yaşasaydı “Böyle bir numara benim bile aklıma gelmezdi, ben soktuğum her şeyi geri çıkartıp rahatlatmıştım adamı, bunlar dörtte birini çıkardılar ama benden akıllı muamelesi gördüler, vay canına” demez miydi?
Ya da Aziz Nesin yaşasaydı bu hikâyeyi nasıl yazardı acep?
Pazarın neşeli fıkraları
Bu haftaki fıkraları da yine Yıldırım Tuna gönderdi. Haydi hep birlikte gülelim:
Misyoner
Misyoner, görev yaptığı kabilede Afrikalı bir yerlinin 5 karısının olduğunu öğrenince ailenin hep birlikte yaşadıkları kulübeye gidip olayı yerinde görmek istemiş. Tespit sonrası iki adam dışarı çıkıp oturmuşlar, “Tanrının emirlerine karşı gelinir mi?..” demiş misyoner, “Bir erkek en fazla bir eş alır. Kulübeye girip dördüne daha fazla burda yaşayamayacaklarını, seni artık kocaları olarak tanımamaları gerektiğini onlara söyle.”
Yerli “Yok ya” demiş, “Erkeksen içeri gir de sen kendin söyle.”
Ağrılar
Doktor telefonla hastasını arayıp “Çekiniz geri döndü!” demiş sinirli bir ses tonu ile.
“Eeee, ne yapalım?” demiş hasta, “Benim de mafsal ağrılarım öyle!”
Bıçak
Polis yolu kesmiş sürücü kontrolü yaparken adamın birinin arabasındaki bıçakları görmüş.. “Ben hokkabazım efendim!” demiş adam, “Bu bıçakları gösterimde kullanıyorum.” Polislerin cevabından tatmin olmadıklarını anlayınca, “Size bir gösteri yapabilirim” demiş ve çıkmış arabanın dışına herbir bıçağı daha yükseğe atarak aşağı ineni tutup tekrar fırlatarak havada bir daire oluşturmuş... Muayene sırasının kendisine gelmesini bekleyen bir arkadaki takside bulunan yaşlı adam “Yırttık hanım” demiş karısına “İyi ki bu akşam arabayı almamışız.. Polislerin alkol muayenesi için adama yaptırdıklarını görüyor musun? Vallahi ben asla yapamazdım.”
Damak tadı
Adam, damak tadına son derece düşkün bir gurme. Milli Park’a gizlice girip dünyada birkaç tane kalan ak başlı kaya kartalını günlerce süren takiple yakalamış, tadına bakmak için temizleyip tüylerini yolmuş, ateşin üzerinde kızartıp yerken Milli Park polisleri baskın yapıp adamı tutuklamışlar. 5-6 yıl hapis ve müthiş bir para cezası istemi ile dava başlamış, adamın avukatı müvekkilinin yolunu kaybettiği için ölümle burun buruna kalmasından dolayı böyle bir şeyi bilmeden ve de mecburen yaptığını savunmuş. Hâkim yumuşamış, “Sizin bu özel kuşun durumunu bilmediğinize inanmaya başlıyorum” demiş, “Ama ben damak tadıma çok düşkünüm, farklı şeyler tatmayı severim, acaba o ak başlı kaya kartalının tadı nasıldı?” Adam “Şeyy efendim” diye cevap vermiş: “Valla kelaynak ile mavi gagalı puhu arası bir şeydi.”
Boşanma
Adam karısından boşanmak için mahkemeye başvurmuş. Dilekçesine delil olarak karısının kendisine buzdolabının üzerine bıraktığı şu notu eklemiş. “Brice gidiyorum, yemeklik malzemeler buzdolabında, tarifi için saat 19.00’da Kanal 2’yi aç. Karın.” Hâkim ilk celsede boşanma kararı vermiş.
Tanrım... Çok ama çok paranın beni değiştirip değiştirmeyeceğini anlayabilmem için bana bir şans ver...

