Sevgili okurlar, geçen haftanın flaş tartışmalarından biri, bir düşünce grubunun hazırladığı “Türkiye Musul ve Kerkük’ü almalı, Kürtler’in hamisi olmalı” teziydi. Gündeme bomba gibi düşen bu tez değişik biçimlerde algılandı ve hararetli bir tartışma başladı. Sanıyorum bu hafta konu üzerinde daha ciddi tartışmalar olacaktır.
Turgut Özal’la alevlendi
Musul-Kerkük konusu kafalarda hep olduğu halde yüksek sesle pek dillendirilmedi uzun yıllar boyunca. Saddam Kuveyt’i işgal edince ilk körfez operasyonu yapıldı, işte o sırada Cumhurbaşkanı olan Turgut Özal “Musul-Kerkük’ü alma planlarından” söz etti. Ama bu görüş neredeyse “açıktan” hiç destek bulamadı. Herkes “şiddetle” karşı çıktı.
Kürt devleti kurulacak
ABD’nin çekilmesinden sonra Irak’ın tek parça kalması mümkün değil. Bir süre kanlı iç çatışmalardan sonra üçe bölünmesi en yakın olasılık. Bu durumda Türkiye’nin hemen güneyinde bir Kürt devleti kurulacak. Ama bu devletin “topraklarında Amerikan askeri olmadan” yaşaması hiç de kolay değil. Kürtler için en akıllıca yol Türkiye ile iyi geçinmek hatta devlet olmayı bir kenara bırakıp Türkiye Cumhuriyeti’ne katılmaktır.
Aşağılık duygusu
Her nedense bu tür görüşler ortaya atıldığında üzerimize yapışmış olan aşağılık duygusu hemen açığa çıkar. Bu fikre karşı çıkanlar önce “Olur mu hiç öyle şey” der. Mantığını iyi anlattığınızda da “Bize yaptırmazlar” cesaretsizliği öne çıkar bu sefer. Oysa tüm bunları aşabilecek ve Türkiye’yi bölgede de hak ettiği yere oturtacak gücün bizde olduğunu bilmeliyiz. Çünkü dünya da artık eski dünya değil.
Daha önce de yazdım
Bazı okurlar, Musul-Kerkük konusundaki görüşlerimin şimdi ortaya çıktığını düşünebilir. Oysa ABD henüz Irak’a girmeden ve Orta Doğu bu denli karışmadan önce de Türkiye’nin geleceğini bu projede görüyordum. Belki “eleştirilerden endişe ettiğim” için yazmamıştım. Taa ki 8 Ocak 2007 tarihine kadar. O tarihte aşağıda bir bölümünü bulacağınız yazıyı yazmıştım.
Kerkük’e girsek ne olur?
Dünya yeniden şekillenirken, en büyük değişimin de Orta Doğu coğrafyasında olacağını görmemek mümkün değil. Irak daha şimdiden üç ayrı devlete bölünmüş gibi görünüyor bile. .
Kritik bir soru
Türkiye küreselleşen dünyanın bu büyük değişiminde nerede yer alacak? Türkiye’yi Kürt konusundan endişe ederek “Türkiye bölünecek, bu kaçınılmaz” diyerek korku senaryoları üretenlerin beklediği akıbet mi bekliyor, yoksa Türkiye bırakın bölünmeyi topraklarını büyütmüş bir ülke mi olacak?
Hangisini tercih edersiniz?
Üzerimizdeki “Bize bir şey yaptırmazlar, engel olurlar, biz beceremeyiz” komplekslerini atıp şöyle bir senaryoyu düşünelim: Türkiye 200 binin üzerindeki askeriyle, Güneydoğu bölgesindeki terörü bitirmek ve Irak topraklarında yaşayan soydaşlarımızın güvenliğini sağlamak için Kerkük’e kadar girse ve burada güvenliği sağlasa.
Bize kim ne yapacak?
Ne olursa olsun Türkiye artık bölgesinde çok daha aktif ve cesur politikalar izlemek zorundadır. Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesine elbette hepimiz yürekten bağlıyız. Ama burnumuzun dibinde yeni dünya düzeni adı altında coğrafya ve ülkeler yeniden şekillendirilirken “dur bakalım ne olacak” tavrı ile politika sürdürmek gerçekten bu ülkenin felaketi ile sonuçlanacaktır.
Güney Kürdistan mı?
Hemen Güneydoğu sınırımızda, fiilen parçalanan Irak’ın ilk devleti gayrı resmi olarak kuruldu bile. Ve adına da Güney Kürdistan diyorlar. İyi de demek ki bu ülkenin bir de kuzeyi var. Peki kuzey neresi? Neresi olacak bizim ülkemiz, bizim topraklarımız. O halde Türkiye’nin Kerkük’e girmesini bir macera gibi görmemeliyiz.
Bunu bir düşünelim
Ama bunu yaparken, yılların verdiği eziklikle bir aşağılık duygusuna kapılmayalım. “Bize yaptırmazlar” korkusunu önceden yaşamayalım. Çıkarımız neredeyse onu gözetelim.
Absürd resmi görüş
“Olur mu kardeşim” demeden, korkmadan, bugüne kadar sürdürülen “Irak’ın toprak bütünlüğünü istiyoruz” gibi absürd resmi görüşün arkasına sığınmadan konuyu tartışalım. Aksi takdirde gerçekten bizi bölecekler. (08.01.2007- VATAN)
Kürtler üniter yapıda kalır
Anladığım kadarıyla kurulması olası Kürt devletinin Türkiye’ye katılması konusundaki endişeler, artacak Kürt nüfusu ve bunun siyasete yansıması üzerinde yoğunlaşıyor. Oysa bunu çok dert etmeye gerek yok. Bugün nasıl oluyorsa aynen devam eder. Kürtler zaten Güneydoğu’da birçok belediyeyi kazanıyor. Baraj düşürülürse Türkiye çapında alacakları oylarla Meclis’te grup da kurabilirler.
Çözüm de hemen bulunur
Bu yeni anlayışla birlikte “çözelim” denilen Kürt sorunu çok hızlı çözülebilir. Bu durumda terör örgütüne de tasfiye edilmesi koşuluyla bazı avantajlar sağlanır, geçmişle ilgili bir beyaz sayfa açılır, terör biteceği için askerin büyük güçle bölgede bulunmasına da gerek kalmaz, çok kısa sürede hayat normale döner.
Özerkliğe gerek yok
Bazıları bir tür birleşme ile Kürt bölgesinin özerklik talepleri olabileceğini söylüyorlar. Doğrudur ama, akıl ve mantıkla bakarsak buna da hiç gerek olmadığını görürüz. Amerika’da Latinlere ya da zencilere, İtalyanlara, Japonlara, Çinlilere, diğer ülkelerden gelenlere özerklik mi verilmiş? Hayır, herkes ABD’nin üniter yapısı içinde eşit biçimde yaşıyor. Türkiye’nin bunu becerememesi için hiçbir neden yok.
Musul ve Kerkük Türkiye’nin olmalı
Haberin Devamı

