Sevgili okurlar; seçimlerden bu yana hayli zaman geçti. Sıcağı sıcağına yapılan yorumları okudunuz, izlediniz. Seçimlerin hemen sonrasına denk gelen bazı önemli dış toplantılar ve Obama’nın ziyareti seçimlerle ilgili değerlendirmeleri de ikinci plana attı. Bu arada bana göre en önemli konulardan biri seçimlere hile karışıp karışmadığı. Tıpkı 2007 seçimlerinde olduğu gibi bu seçimlerde de bazı “oyunların” oynandığı konusunda şüphelerim var.
Gece yarısı değişti
Seçim sonuçlarını TV ekranlarından hep birlikte izledik. Sonuçlar 2007’deki kadar hızlı biçimde gelmemekle birlikte saat 23.00 sıralarında genel gidişle ilgili kanaatler oluşmaya başlamıştı. Örneğin, İstanbul’da Topbaş ile Kılıçdaroğlu arasında çok az fark olduğu gözleniyordu. Ne olduysa gece yarısına doğru oldu. Her şey bir anda değişti.
Bilgisayar kilitlenmesi
Önce Ankara’da bir elektrik kesintisi yaşandı. Hemen ardından “Bilgisayarlar aşırı yüklenme nedeniyle kilitlendi” açıklaması yapıldı. Sonuçlar bilgisayarlara girilemiyordu. Derken bilgisayardaki arızanın giderildiği açıklandı. Ama gelmeye başlayan yeni sonuçlarda ciddi bir değişiklik vardı. Yine İstanbul örneğini vereyim; Topbaş iki puan önde görünürken fark bir anda 8 puana çıkmıştı. Beyoğlu Belediyesi’nde CHP neredeyse kazandığını açıklayacak hale geldiği halde bir anda 6 puan geriye düşüvermişti. Daha pek çok örnek var böyle.
İtirazlar yapılıyor
Seçim kanunumuza göre sonuçlara itirazlar ancak sandık bazında yapılabiliyor. İtiraz edebilmeniz için seçim kuruluna somut belge vermeniz gerekiyor. Muhalefet pek çok yerde yaşadığı bu sorunu görerek sandıklarda itirazlara başladı. Ama bunların çoğu reddedildi. Çünkü sandık bazında belge göstermek çok zordu.
Muhalefet uyumasın
2007 seçimlerinden sonra bilgisayarla hile yapılmış olma kuşkusunun olduğunu dillendiren üç gazeteciden biriydim. Ama muhalefet büyük ihtimalle “madara olmaktan” çekindiği için kuşkulara pek kulak asmadı. Birkaç yerde yapılan incelemelerde sonuçların hatalı olduğu görülmesine rağmen üzerine gidilmedi. Muhalefet şimdi de bir aymazlık içinde, sonuçları kabullenmiş görünüyor.
Sıkı çalışma yapılsın
Az önce söylediğim gibi sonuçlara itirazlar sandık bazında yapılabiliyor. Ama son iki seçimdir bilgisayar kullanılıyor ve bu yeni teknoloji eskiden yazılmış olan kanunların üzerine çıkmış durumda. Yazılı kanun bilgisayar sistemini hiç düşünmediği için buna uygun bir maddeyi de akıl etmemiş. O halde muhalefet eğer yapıldıysa hilenin sandıkta değil bilgisayarda olduğu yolundaki iddialarını belgeleyecek sıkı bir çalışma yapmalıdır.
Sandık aşılabilir
Eğer hilenin sandıklarda değil bilgisayarla düzenleme sırasında yapılmış olabileceği belgelenirse, mevcut kanun yetersiz kalır ve Yüksek Seçim Kurulu resen inceleme başlatabilir. Bu durumda sadece bu seçimler için değil 2007 seçimleri için de geniş bir araştırma yapılması ihtimali doğar. Yasalarımız belki şu anda yeterli olmayabilir, ama hem 2007’nin hem de son yerel seçimlerin oy sandıkları kurulacak çok özel bir komisyon tarafından yeniden sayılabilir. Çıkacak sonuç ne olursa olsun demokrasimizin daha da yerleşmesi adına çok yararlı olacaktır. Muhalefet bu konuyu çok iyi değerlendirmelidir.
Asker ne diyecek?
Yarın İstanbul Harp Akademileri’nde önemli bir toplantı var. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ bir konuşma yapacak. Bu konuşmaya askerin çok önem verdiği 15 gün öncesinden duyuruldu. Genel tahmin Başbuğ’un kamuoyunda merakla beklenen bazı sorulara yanıt vereceği yolunda bir konuşma yapacağı şeklinde. Yarın öğreneceğiz...
İlk kez davetliyim
Bu arada ilginç bir bilgiyi de paylaşmak istiyorum. Genelkurmay bunca yıllık meslek yaşamımda ilk kez beni de bu tür bir toplantıya davet etti. Bugüne kadar askerin listesine hiç girmemiştim, kim bilir belki örtülü bir ambargo vardı. Demek ki bir anlayış değişikliği oluşmuş Genelkurmay’da. Benim için fark etmiyor tabii, ama yarın gidip görmek istiyorum.
Darbe günlükleri
Tabii Genelkurmay ilk kez davet etti derken bugüne kadar askerle hiç diyaloğum olmadığı anlamına da gelmesin bu. Benim askerlerle çok çok az ilişkim oldu. Bir gazetecinin askerle ilişkisinin çok sınırlı olması gerektiğine inandığım için açıkçası ben de yakın durmadım. Ama elbette uzun meslek yaşamımda birkaç kez de olsa üst rütbeli komutanlarla birer kereye mahsus olmak üzere görüşmelerim oldu. Bunları yarın “darbe günlükleri” başlığı altında yazmak istiyorum.
4 komutanla görüşme
Kısa bir açıklama yapayım. 2003-2004 yıllarında, Star Medya Grubu Başkanı’yken, iş nedeniyle gittiğim Ankara’da dört komutan ile görüşmüştüm. Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Aytaç Yalman, Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Şener Eruygur ve daha sonra Kara Kuvvetleri Komutanı iken Orgeneral Yaşar Büyükanıt’ı birer kere ziyaret etmiştim. İşte yarın bu ziyaretlerden sonra aldığım küçük notları sizlerle paylaşmak istiyorum.
Obama’nın ziyareti
Sevgili okurlar; ABD Başkanı Obama’nın Türkiye ziyareti AKP çevrelerinde hayli yankı uyandırdı. AKP yönetimi seçimlerden önce sürpriz biçimde duyurulan ziyareti “kendi zaferi” gibi sunmak için çok çırpınmıştı. Hatta seçimlerden alınacak büyük başarının Türk-Amerikan ilişkilerinde Türkiye’nin elini çok güçlendireceğine de inanılmıştı. Ancak gerek seçim sonuçları gerekse Obama’nın ilginç işaretleri AKP’de derin bir düş kırıklığı yaratmış gibi görünüyor.
Tavır değişikliği
Değişim sloganını sadece Türkiye’yi İslami devlet yapısına daha yaklaştırmak olarak algılayan AKP ve yandaşlarının Obama’nın “laik Türkiye” ve “Atatürk’ün kurduğu devlet” vurgulamalarından çok rahatsızlık duyduğu ortada. Günlerdir AKP adına “misyoner” edasıyla TV ekranlarını dolduranlar bu algılamanın yanlış olduğunu anlatmaya çalışıyorlar ki, bu bile mesajın yerine ulaştığını kanıtlıyor.
Ergenekon davası
Geçen haftaya damgasını vuran olaylardan biri yine Kanada’da yaşayan Tuncay Güney’in ifadeleriydi. Bu ifadelerin işkence altında alındığına ilişkin bilgiler ve kanıtlar kafaları tekrar karıştırdı. Zaten Arap saçına dönen Ergenekon davasının bundan sonraki seyri de tartışma konusu haline geldi. Buna bir de Ergenekon savcılarının polis balosu bahanesiyle kamuoyunun önüne çıkması eklendi. Savcı Öz’ün eşini de yanına alması “Savcının eşi çarşaflı” dedikodularına son verdi belki ama Öz’ün “Bizi de kapı önüne koyarlar bir gün” sözleri bana çok manidar geldi.
1 Mayıs gerginliği
Başbakan Erdoğan, çok değil bir yıl önce söylediklerini unutup 1 Mayıs’ı tatil olarak ilan etti. Ama gerginlik bitmiyor. İstanbul Valisi işçilerin Taksim’e çıkmasına izin vermeyeceğini açıkladı. Vali güvenlik gerekçesini bahane olarak gösteriyor. Oysa buna gerek yok, çünkü eğer Taksim bu tür toplantılara güvenlik nedeniyle kapatılıyorsa bu alanda yılbaşı kutlamalarının da yapılmaması gerek. Oysa çok iyi biliniyor ki Vali sadece karara kılıf buluyor, talimat ise yukarıdan geliyor. İstanbul Valisi’nin yerinde olmayı hiç istemem.
Elimdeki konular
Sevgili okurlar; her gün pek çok konuda yazmama rağmen, elimde birikmiş o kadar çok konu var ki, inanın bazen ne yapacağımı şaşırıyorum. Bazı konular elbette biraz daha araştırma istiyor, bazılarına ise bir türlü yer ve zaman bulamıyorum. Ama hepsini mutlaka yazmak istiyorum. Bu nedenle bazılarından söz etmek istiyorum.
THY’deki çöküş
Örneğin, Türk Hava Yolları’ndaki kalitesiz yaşam ve yönetim anlayışı iyice sırıtmaya başladı. Apronda deve kesilmesiyle yüzünü ilk kez gösteren bu çağ dışı zihniyet koca bir şirketi çöküşe götürdüğü gibi Türkiye’nin imajına da giderek ağır hasar vermeye başladı. Bu konuda elimde hayli bilgi toplandı, iyice tatmin olduğumda sizlerle paylaşacağım.
AKP’nin zenginliği
Herkesin dikkatini çektiği gibi AKP’ye yandaşlık yapan bazı çevrelerin zenginliği giderek artıyor. Üstelik bu zenginlik bir sakilliği de yanında taşıyor. Dünün güya ezilmişleri, fakirleri, bugünün şımarık zenginleri haline nasıl geldiler, iktidarın bundaki payı ne? Önümüzdeki günlerde bu konuda da bazı bilgiler vermek istiyorum.
Hepinize iyi haftalar dilerim...
Muhalefet seçim hilesi kuşkusuna yine duyarsız
Haberin Devamı

