Muhalefet bu kez bilgisayar sistemine hâkim olmalı

Haberin Devamı

ANALİZ

Ünlü bir özdeyişimiz vardır. Yenildiği halde yenilgiyi bir türlü kabul edemeyenlere “Yenilen pehlivan güreşe doyamazmış” denir. 2007 seçimlerinde bilgisayar yoluyla hile yapıldığı iddialarına karşı iktidar ve yandaşları bu deyişi bol bol kullanmıştı.

Haksız değildi iktidar ve yandaşlar elbette. Çünkü yaygın kanı bir hile olmuş olabileceği doğrultusundaydı ama kimse bunun kanıtlarını ortaya koyamadı. Hile vardıysa bile muhalefet partileri “mahçup olma korkusuyla” olayın üzerine gitmekte çekingen davrandı.

Sonuçta zihinlerde “hile oldu” kanısı yapıştı kaldı ama çare de bulunamadı.

Şimdi seçimlere 5 ay kaldı. Muhalefet “Yenilen pehlivan güreşe doyamazmış” psikolojisi altında kalmadan yine zihinleri kurcalayan “yine hile olacak” iddialarına karşı şimdiden önlem almalı.

Örneğin Türkiye halkı seçimlerde kullanılan bilgisayar sisteminin ne olduğunu bilmiyor. Bu programı kim yazdı bu bilinmiyor.

Yine örneğin seçimlerde kullanacağımız bilgisayar programının asıl sahibi kim? Bu da bilinmiyor. Yazılıma ne kadar para ödendi? Bunu da bilen yok.

En önemlisi bu sistemin güvenliği nedir? Her ne kadar Yüksek Seçim Kurulu refarandum öncesi çıkan dedikodular nedeniyle bir açıklama yaparak sistemin son derece güvenli olduğunu bildirmişti ama bu ne kadar güven duyulabilecek bir açıklamadır?

CHP ve MHP başta olmak üzere seçime katılacak tüm muhalefet partileri bu konu üzerinde önemli durmalıdır. Konuyu sürekli gündemde tutarak seçimde kullanılacak bilgisayar sistemi hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olmalıdır.

Öğrendiğime göre CHP Emrehan Halıcı’nın başkanlığında bir “Bilişim merkezi” kurmuş. Halıcı bilgisayar konusunda son derece yetkin ve yetenekli bir isim. Halıcı’nın büün işi gücü bırakıp sadece bu konuya dikkat vermesi gerekir.

2007 seçimlerinden sonra bilgisayarla hile yapılmış olabileceğini yazan ilk gazeteciyim. Benim dışımda bir iki kişi daha konuya girdi.

Bu süreçte gerek CHP’liler gerekse MHP’liler bazı sandıklarda alınan sonuçlarla YSK’nın bilgisayarındaki sonuçların tutmadığını gördüler. Ancak Baykal da Bahçeli de konunun üzerine gidecek cesareti bulamadılar.

Bundan tam iki yıl sonra Deniz Baykal’ın uçakta karşılaştığı bir eski bakana “hile iddialarının üzerine gitmeliydik” dediğini bizzat bu bakandan dinlemiştim. İş işten geçmişi tabii.

*****


CANIMI SIKAN ŞEYLER

Korkunun ecele faydası yok


Söyleyince kızıyorlar ama görüyorsunuz ki Türkiye adım adım “dönüştürülüyor.” Bir taraftan bireysel özgürlükler, hak hukuk, demokrasi nutukları atılırken, yaşam biçimleri üzerindeki baskılar giderek artıyor ve “İktidara bağımlı tek tip bir halk” oluşturulmaya çalışılıyor.

Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu bir yönetmelikle içki konusunda yeni esaslar belirledi. Buna göre artık içki içilmesi de satılması da hem çok zor hale getiriliyor hem de “caydırıcı” önlemler hayatımıza giriyor.

Örneğin kır düğünü yapacaksınız, içki veremiyorsunuz konuklara.

Her türlü açılış, gala, özel tören, kutlama gibi etkinlikler eğer içki ruhsatı olan yerde yapılmıyorsa kesinlikle içki servisi yapılamayacak. Saraylarda, müzelerde, özel mekânlarda, sergi açılışlarında içki servisi yok artık.

Anadolu’nun birçok kentinde içki fiilen yasak, içkili lokantalara izin verilmiyor. Bu nedenle genellikle kent dışında, yol ve otoyol kenarlarında, mücavir alan olarak bilinen yerlerdeki tesislerde içki içilebiliyordu.

Yönetmelik bunu da yasakladı.

Örneğin şirketiniz adına yılbaşı ya da özel günlerde sevdiklerinize veya müşterilerinize hediye paketi göndereceksiniz. Paketin içine her şeyi koyabilirsiniz ama içki koyamazsınız bundan sonra.

İçki reklamı zaten yasak gibi, ama artık içki satan ruhsatlı yerler de içkiyi ayrı bir bölümde sergileyecek.

Dükkâna giren biri ortalık yerde içki görmeyecek. Eğer alıcıysa bu özel bölüme geçip kimseye göstermeden alacak içkisini.

Bütün bunlar iktidarın yaşam biçimini giderek nasıl dönüştürdüğünün göstergeleridir.

Şunu söylemeliyim ki, iktidar bütün bunları yarattığı korku ortamı sayesinde gerçekleştiriyor. Öyle bir korku havası hâkim ki, ilgili kimse bu dönüşüme itiraz edemiyor.

Dün gün boyu bazı haber kanallarında içki konusu ele alınmıştı. Doğal olarak sektörün temsilcileri de ekrandaydı.

hepsinde “inanılmaz” bir ağırbaşlılık hâkimdi. Kimse yapılanın yanlış olduğunu yaşam düzenlerine karşı bir dayatma ile karşılaştığımızı dile getiremedi.

Genel eğilim “Aslında bize zararı yok, zaten halkın yarıdan fazlası içki içmiyor, bizim için önemli olan turistik tesisler, otellerdir” şeklindeydi. Kimileri “sanıldığı kadar sert önlemler yok, sadece izin almamız gerek, onu da alıyoruz zaten” diyerek konuyu geçiştirdiler.

Tabii bu korkuyla nereye kadar gideceğiz? Kimse ağzını açamazsa, kimse tepki gösteremezse ve popülist kaygılarla durumu idare etme yolunu seçerse, bu iktidar canının istediğini yapmaya devam eder. Bilelim ki korkunun ecele faydası yok.

******


MERAK ETTİKLERİM

Ya temyiz etmediyse


Hukukçu değilim, sadece mantık yürütüyorum ve gerçekten merak ediyorum. Okurlarımdan birinin mesajı aklıma takıldı.

Şimdi, günlerdir Yargıtay onaylamadığı için serbest bırakılan Hizbullahçıları, PKK’lıları, Devyolcuları, mafyacıları konuşuyoruz. Aslında hepsi için hükümler verilmiş, ama dava temyize gitmiş, oradan karar çıkmamış.

Şöyle düşünelim. Hizbullahçılar ceza aldılar aslında. Ömür boyu, 36 yıl, 20 yıl ceza alanlar var. Diyelim ki ömür boyu hapis cezası alan temyize gitti de, 20 yıl ceza alan “Ne değişecek?” diye düşünerek temyize gitmedi.

Bu durumda temyize giden henüz tutuklu, diğeri ise hükümlü konumunda değil mi?

Yani temyize giden hapisten çıkıyor ama temyize gitmeyen hapiste kalıyor.

Mantığım diyor ki “Mahkeme cezayı verdiği an, hüküm verilmiş demektir ve kişi tutuklu olmaktan çıkar hükümlü durumuna geçer.”

Gerçekten sadece merak ediyorum. Konuyu iyi bilen biri aydınlatırsa sevinirim.

*****


BUNU YAZMAK GEREK

Kanuni, Mustafa ve hatta Veda


Kimi demokrat, hukukun üstünlüğüne inanan, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı yazarlar Kanuni dizisine yönelik linç kampanyasına karşı çıktılar ya, fırsat bulan AKP ve yandaşları “Bu ne ikiyüzlülük, Mustafa filmine tepki verenler, Kanuni dizisine tepki gösterenlere karşı çıkamaz” haykırışlarına başladılar.

Dürüstlük, namus, ahlâk bir yana, ama asıl akıl ve zekâdan da yoksunluk var galiba.

Kanuni dizisi ile Mustafa farklı.

Kanuni bir dizi film. Tarihi aynen yansıttığı iddiasında değil. Bir dönemi, çeşitli hikâyelerle sarmalayarak anlatmaya ve bir TV dizisi olduğu için seyirci toplamaya, reyting yapmaya çalışıyor.

Mustafa ise bir dizi ya da konulu film değil, belgeseldi.

Atatürk’ü “farklı bir açıdan ele alan” ama tamamen tarihsel gerçekleri yansıttığı iddiasında olan bir belgeseldi.

Bu nedenle Mustafa’nın eleştirilmesi hatta yerden yere vurulması çok normal. Nitekim o belgeselle ilgili çok ağır eleştiriler çıktığı gibi çok iyi ve olumlu izlenimler de yazıldı, söylendi.

Bu ikisinin dışında Veda ise bir filmdi. Tarihsel gerçekten yola çıkan, vefa, sadakat ve aşk örtüsüyle harmanlanmış sinema filmiydi. Veda’nın da “belgesel olma” iddiası yoktu.

Sadece tarihi gerçeklere sadık kalınmaya çalışılmıştı.

Bu nedenle Kanuni hakkında Mustafa belgeseli üzerinden yapılan sataşmaları sadece gülerek izliyorum.

*****


Sıkıntısına katlanabilirsen şöhreti elde edebilirsin (Rüştü Alçı)

Bir lisede, kız ve erkek öğrencilerin birbirlerine 45 santimden fazla yaklaşmamaları istenmiş. Cumhuriyetin yüzüncü yılına bu “yaklaşımla”, daha doğrusu yaklaşamamayla gidiyorsak vay halimize! (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR