Miniklerden “Tanrıya Mektuplar”

Haberin Devamı

Çocukluğumuzun saflığını, temizliğini özlediğiniz oluyor mu? Hani hiçbir çıkar gütmeden, sadece sevgiye muhtaç olduğumuz ve bir o kadar da karşılıksız sevgi verebildiğimiz günler.

Sözün nereye gideceğini hiç düşünmeden, sadece içimizden geldiği gibi, yürekten söylediğimiz sözler aklınıza gelir mi?

Eric Marshall ve Stuart Hample Amerika’daki çeşitli ilkokullarda yaptıkları araştırmalarda “çocukların saflığı” ile ilgili bulgularını bir kitapta toplamışlar.

İki yazar öğretmenlerin çocuklara “Tanrı’ya bir mektup yazıp ne hissettiğinizi anlatın” konulu kompozisyonlardaki ilginç cümleleri bir araya getirmişler.

İşte 7-8 yaş grubunun “Tanrı’ya yazdıkları” mektuplardaki cümlelerden örnekler:

- Sevgili tanrı, geçen hafta Newyork’a gittiğimizde Saint Patrick Kilisesi’ni gördüm, bayağı güzel bir evde oturuyorsun (Frank)

- Sevgili tanrı. Eğer ben tanrı olsaydım, bu kadar iyi olmazdım. Bunu aklından çıkarma (Michelle)

- Canım tanrı. Kucaklaşmayı sen mi buldun? Çok güzel bir şey (Brenda)

- Sevgili tanrım niçin hiç TV’ye çıkmıyorsun? (Kim)

- Sevgili tanrı öğretmen günlerin önce kısaldığını, sonra uzadığını söyledi. Artık bir karar vermelisin (Mindy)

- Sevgili tanrı. Eğer öldükten sonra yaşayacaksak, niye öldürüyorsun? (Betty)

- Sevgili tanrı sen zengin misin, yoksa sadece ünlü mü? (Steven)

- Sevgili tanrı bu soğuklar ne işe yarar? (Rodaw)

- Sevgili tanrı yeni öyküler yazamaz mısın? Yazdıklarının hepsini okuyup, bitirdik ve yeniden başa döndük (Terry)

- Sevgili tanrı yağmur yağdığında ne kadar süreceğini nereden biliyorsun? (Sunny)

- Kitabını okudum ve beğendim. O kadar fikirler nereden aklına geldi? (John)

- Şu her gün ezip durduğum karıncaların umarım sence bir önemi yoktur (Alis)

- Gönderdiğin bebeği geri almazsan, odamı temizlemem (Joy)

- Kiliseye sözüm yok, ama kuşkusuz daha iyi müzikler yazabilirsin. Umarım yazdıklarıma kırılmazsın (Dostun Barry)

- Eğer hiç kimse bilmeyecekse, iyi olmanın ne yararı var? (Mark)

- Sevgili tanrı hıncımı aldım, teşekkürler (Raymond)

- Bir kere kar yağdırdın okul kapandı. Bir daha yapsana (Guy)

*****

Bu ne karne böyle?

Baba, ortaokul üçüncü sınıfa giden oğlunun elinde karneyle salona girdiğini görür. “Allah allah, dönem ne çabuk bitmiş...” diye düşünür ve oğluna seslenir:

“Getir bakayım şu karneyi!”

“Al baba...”

Adam karneye bir bakar ki, beden eğitimi ve resim dışındaki tüm dersler zayıf.

“Bir dediğini iki etmiyoruz, bilgisayar dedin, bilgisayar aldık, İngilizce kursu dedin, gitar kursu, müzik aletleri, ne istersen yapıyoruz. Kız arkadaşının çiçek parasını bile verdik. Ne bu notların hali, rezil şey!”

Çocuk utana sıkıla babasından biraz uzaklaşır ve “Baba... O benim karnem değil ki, senin kitaplarını karıştırıyordum, birinin arasında karnelerinden birini bulmuştum...” der.

*****

Günümüzde insanlar her şeyin fiyatını biliyorlar fakat hiçbir şeyin değerini bilmiyorlar. Oscar WİLDE

*****

Hasan Şaş, yavaş yavaş

Anadolu Ateşi ile Mısır’a gittiğimde Kahire pazarlarında en çok duyduğum sözün “Hasan Şaş yavaş yavaş” olduğunu yazmıştım. Bunun Türkler’i tanımak ve sevmekle ilgili olmadığını bu sözün “cinsel içerik” taşıdığını da belirtmiştim. Ancak o sırada bunun hangi nedenle söylendiğini öğrenemediğimi de eklemiştim.

Okurlardan biri Gül’ün son Mısır gezisine katılan habercilerin de bu tekerlemeyi kullandıklarını belirterek, bunun ne anlama geldiğini anlatmış.

Meğer bu söz bir Türk filminden çıkmış. Arapça dublajlı film tam da Japonya’daki Dünya Kupası sırasında yayılmış Mısır’da.

Kadınla erkek otel odasına girerler. Adam çok acelecidir. Kadın, vakit kazanmak amacı ile adama çeşitli sorular yöneltir. Bir türlü rahat durmaz ama adam. Hızlıdır yani... Tutulmaz, ele avuca sığmaz... “Adın ne?” diye sorar kadın. Adam; “Hasan Şaş” cevabını verir. Kadın hemen ekler, hem de Türkçe; “Hasan Şaş, yavaş-yavaş!, yavaş-yavaş!” Bu tekerleme, filmin ilerleyen bitmek bilmez sahnelerinde sık sık tekrarlanır. Hasan Şaş, yavaş-yavaş... Hasan Şaş, yavaş-yavaş...

*****

Biraz da İngilizce

Özür dilerim, bu yazı için az buçuk İngilizce de bilmek gerekiyor.

Yıllar önce Londra’da bazı gazeteci arkadaşlarla yemeğe gitmiştik. Bir arkadaşımız garsona “Salad in the midlle” dedi. Türkçesi “Ortaya bir salata” demek. Elbette İngiltere’de de masaya salata geliyor ve siz onu istediğiniz gibi paylaşıyorsunuz ama lafı böyle söylerseniz garson hiç anlamıyor.

Bir keresinde de pazarlığı uzatan tezgahtara arkadışımızın biri “Don’t make me number” demişti. Yani “bana numara yapma.” Tabii tezgahtar öyle anlamsız anlamsız bakmıştı yüzüne.

İşte Türkçe’de sık kullandığımız bazı sözlerin birebir İngilizce çevirisi. İsteyen yurtdışında kullanabilir. Bakalım ne tepki alacak? Bize de bildirsin tabii.

Come with ball my brother come with ball (Topla gel abicim topla gel)

Chicken translation (Piliç çevirme)

Leave the door december (Kapıyı aralık bırak)

Clean family girl (Temiz aile kızı.)

Your hand is on the job your eye is on playing (Elin işte gözün oynaşta)

Urinate quickly, satan mixes (Acele işe şeytan karışır)

Man doesn’t become from you (Senden adam olmaz)

Enter the desk (Sıraya gir)

Master!! Do something burning-turning in the middle (Usta!! Ortaya yanardöner bir şey yapsana)

In every job there is a no (Her işte bir hayır vardır)

She is such a mother’s eye girl (Çok anasının gözü bir kız)

*****

Mükemmel yer

Dolmuşta gidiyoruz. Yolculardan biri “müsait” diyeceğine “Mükemmel bir yerde inebilir miyim?” dedi. Dolmuştakiler gülüşmeye başladılar. İstifini bozmayan şoför yolcuyu indirirken seslendi “Buyrun size layık değil ama!”

*****

KAMYON YAZILARI

Hatalı sollama kişisel ayarımla oynama

DİĞER YENİ YAZILAR