Hrant Dink’in cenazesi kalktığına göre artık yaşadığımız bu alçak olayın irdelemesini daha rahat yapabiliriz.
Öncelikle söylemek istiyorum ki, bu alçak cinayetin arkasından ciddi bir örgüt çıkacağını sanmıyorum. Ebette bu işten kazançları olanlar, hatta bu tür cinayetlerin işlenmesi için çaba harcayanlar var. Ama son olayda çok örgütlü ve planlı bir operasyon yapıldığına inanmıyorum.
Çünkü, böyle bir alçak cinayet için ille de bir plan yapılmasına. birilerinin kandırılmasına gerek yok. Ortam zaten hazır. Bu cinayeti işlemeye dünden razı kimbilir kaç genç adam var ülke çapında.
Bu iklimi oluşturduktan sonra, aradığımız örgüt hiçbir şey yapmadan bekliyor zaten. Sadece belki gününü ve saatini bilmiyorlar, ama olacağını biliyorlar.
Son yıllarda Türkiye’nin pekçok yerinde “mikro milliyetçilik” olarak adlandırabileceğimiz küçük birimler oluştu. Bunu oluşturmak için çok gizli eller harekete geçmedi bana göre. Susurluk artığı birkaç kişi, mafya olgusunu kimi dış ülkelerle ilişki kurarak geliştiren ve ortaya ülke menfaati süsü koyan birkaç isim, bazı televizyon dizileri ve yine televizyonlarda yayınlanan haber programları “mikro milliyetçi” ortamın oluşmasını sağladı.
Son 25 yılın ekonomik ve sosyal sıkıntıları sadece büyük kentlerin varoşlarında değil, irili ufaklı Anadolu kentlerinde de kenar mahalle kültürü oluşturdu.
İyi eğitim alamayan, iş bulamayan, ailevi sorunlar yaşayan, bulundukları kentlerin polisinden dayak yiyen, itilip kakılan, horlanan bunun sonucunda da öfkesi burnunda olan bir genç nesil yetişti.
Bu gençlerin bir dayanak noktaları yok. Eğlenmeyi bilmiyorlar. Yaşam gustoları hiç yok. O zaman kahve köşelerinde, kumar oynanan kimi sözde derneklerde veya son yılların modası internet kafelerinde bir araya geliyorlar.
Bu genç nesil için dini kurallara harfiyen uymak zor geliyor, ama düşük eğitimli oldukları için dinden korktuyorlar ve ortalık yerde dindar görünüyorlar. Sahip çıkabilecekleri tek değer ise milliyetçilik oluyor.
Lumpen kültürleri sonucu vatanseverlikle ırkçılık arasındaki farkı göremediklerinden, milliyetçilik onlar için sanal bir hayat felsefesi oluyor.
Böylelikle ülkenin binlerce noktasında mikro milliyetçi hücreler oluşuyor. Biraz daha akıllı, eğitimli ve ideolojik gelişmesini tamamlamış olanlar için bu mikro milliyetçi hücreleri ele geçirmek, onları etkilemek hatta eyleme sürüklemek dünyanın en kolay işi haline geliyor.
Üstüne bir de Kurtlar Vadisi dizisini eklediğinizde bu mikro milliyetçi hücrelerin elemanları istendiği an kullanılabilecek kıvama sokulabiliyor.
Bunu bir de internet ağı ile pekiştirirseniz, o mikro milliyetçi hücreler birbirleriyle de haberleşebiliyor.
Ondan sonrası kolay. Kimileri ellerini kavuşturup beklemeye başlıyor. Nasıl olsa bir yerden gedik açılıyor ve olay patlak veriyor.
Bu çok büyük tehlikedir. Hatta bunların arkasında güçlü bir örgütün olmasından bile daha tehlikelidir.
Kurtlar Vadisi’ni övmek
Pek çok gazetede yazılıyor, son olaylarda rol alan genç çocukların Kurtlar Vadisi türündeki dizilerden etkilendiği artık bir sır değil..
Adalet kavramını yerine getirmenin tek şartının güçlü olmaktan geçtiğini bunun için gerektiğinde şiddet kullanmanın yanlış olmadığı görüşünün doğru olduğunu kabul ederseniz bu sonuç kaçınılmaz olur.
Örneğin bu ülkenin Başbakanı, Kurtlar Vadisi filmini, özel olarak hazırlattığı bir salonda kendi başına izlemiş ve yapımcıları kutlamıştı.
Başbakan bununla da yetinmemiş, filmin galasına eşini ve AKP’nin önde gelenlerini göndermişti. Sayın bayan filmi gözyaşlarıyla izlediğini belirterek “Çuval olayından sonra yüreğimize su serptiniz” açıklamasını yapmıştı.
Ülkenin başbakanı ve eşiyle birlikte iktidarın ileri gelenleri lumpen hayat biçimine bu kadar prim verirse, ülkenin dört bir yanında mikro milliyetçi hücrelerin oluşmasına da öfke duyamaz.
Türk halkını Leonardo ile tanıştıran büyük bir adam
1976 yılında Vatan gazetesinde mesleğe girdiğimde İsmail Cem de Ercan Arıklı ile Politika gazetesini çıkarmaya başlamıştı. O yıllarda tanışmıştık İsmail Cem’le. Dostluğumuz her daim görüşmesek de aramızdan ayrıldığı güne kadar sürdü. Onun kibarlığını, hoşgörüsünü, insan yanını, tane tane anlattığı fikirlerini, eleştiriye tahammülünü asla unutamayacağım gibi, bunları kendi hayatımın temel ögeleri olarak kullanmaya çalışıyorum.
İsmail Cem’le ilk tanıştığımda çok heyecanlanmıştım. Çünkü ben mesleğe yeni başlamış bir gazeteciydim, o ise gözümüzde efsaneleşen TRT Genel Müdürü idi.
Sadece 500 gün kaldı TRT’nin başında, ama onun TRT’ye ve Türk halkına yaptığı hizmeti kimse yapamadı bana göre.
Türkiye gerçek anlamda fikir tartışmalarıyla, kaliteli haber programlarıyla, ciddi filmlerle ve herkesi bilgilendiren belgesellerle İsmail Cem sayesinde tanıştı.
Örneğin hiç unutamadığım Leonardo da Vinci belgeseli ile Türkiye’nin dört bir yanında yaşayan milyonlarca kişi bu dahinin eserlerini ve fikirlerini öğrenmişti.
O günün TRT’si gerçi tek kanaldı ama İsmail Cem, herkesin zaten zorunlu olarak izlediği televizyonu kendisi ya da iktidarın çıkarı için değil kitlelerin eğitimi için hizmete açmıştı. Bugün bile ekranlarda zevkle izlediğimiz kimi televizyoncular, sanatçılar, hatta siyasetçiler İsmail Cem TRT’sinin yarattığı isimlerdir.
İsmail Cem’in politika hayatı ise bambaşka bir saygınlık abidesidir. Aramızdan çok genç ayrıldı. Son nefesini verdiği ana kadar bilgisayarının başında son kitabı için çalıştığını öğrendiğimde içimden isyan etmek geldi. Bu büyük adamın yeri çok zor doldurulur.
Cevap vermezler
Hıncal Uluç konuyu ilk kez benim ortaya attığımı da ekleyerek yazdığı iki yazısında, Tayyip Beyin bayramda ülkenin dört bir yanını donatan billboardların parasını kimin ödediğini sordu. Sonra da hala bir cevap alamamaktan yakındı.
Bence hiç zahmet edip sormasın, çünkü bir cevap gelmeyecek.
Çünkü bu paraların nasıl ve kim tarafından ödendiği bilinmiyor.
Bunu yıllar önce de konu etmiştim, o zaman Sabah’taydım. Yine cevap gelmemişti ama el altından bilgi gelmişti. Bu büyük afişlerin sahibi Büyükşehir Belediyesi. Onlar bunları diledikleri gibi kullanıyor. Tayyip bey veya başkan kimse karar onlar tarafından veriliyor. Bakın Tayyip bey 61 ilde bu afişlerin asıldığını açıkladı. Geri kalan 20 kent, tahmin ediyorum AKP’li değil, bu nedenle canları istediği anda rezervasyon yapamadılar.

