Metrobüs polemiği!

Haberin Devamı

Madem bir tür polemik açıldı, o halde sürdürmek gerek. Konumuz İstanbul’un yeni ulaşım aracı metrobüsler.

Önce Avcılar-Topkapı arası için düşünülen, ama sonra Zincirlikuyu’ya kadar uzatılan Şubat’ta da köprüyü geçip Anadolu yakasına kadar uzanacak metrobüs hattı vızır vızır çalışıyor.

Bu hat için belediye Hollanda’dan özel otobüsler almıştı. Ancak İstanbul halkı hâlâ bu otobüslerle tanışamadı. “Çünkü”sü konusunda çeşitli rivayetler var. Ama ben iki hafta önce olayı “rivayet” olmaktan çıkarıp nasıl siyasi bir amaç için kullanılmak istendiğini yazmıştım.

Otobüsler hazır olmasına hazır ama Başbakan ilk seferin açılışını kendisi yapmakta ısrarlı. Ama ya zaman bulamıyor ya da seçimlere daha yakın bir dönemi bekliyor.

Ben bunu yazdıktan sonra Hürriyet’ten Mehmet Yılmaz da otobüslerin neden çalışmadığını sordu. Belediye “nedeni açıklamayan” bir açıklama gönderdi Yılmaz’a.

Ardından Akşam’dan radyocu yazar Nihat Sırdar konuya daldı ve metrobüs yazanlarla “uzman” diye dalgasını geçtikten sonra, “Bu otobüsler düz yol için, Haliç rampasını çıkamıyor, belediye kazıklandı, neden yerli otobüsler kullanılmıyor?” diye sordu.

O halde konuyu ilk açan olarak bazı şeyleri yazmak da farz oldu. Belediye hâlâ benim iddiama bir yanıt vermiş değil ama metrobüslerle ilgili pek çok teknik bilgi aldım. Sıralayayım:

1- Metrobüs hattında çalışacak otobüsler Hollanda malı Phileas marka.

2- Bu otobüslerin karoseri diğer otobüsler gibi sac değil, uçak dış gövdesi gibi kompozit.

3- Üretici firma bu araçlara otobüs denmemesi gerektiğini belirterek “Bunlar lastikli tramvaydır” tanımını kullanıyor.

4- Phileas’lar küçük bir dizel motordan üretilen elektrikle çalışıyor, bu nedenle çevre kirliliği ve gürültü yaratmıyor.

5- Bu otobüsler 26 metre. Şu anda çalışan otobüslerden 7 metre uzun.

6- Otobüslerin “yolcu taşıma kapasitesi” 250-400 kişi.

7- Otobüslerin seyri bilgisayarla kontrol ediliyor. İyi bir organizasyonla hiç şoför olmadan da çalışabiliyor.

8- Otobüslerin iki tarafında da kapılar var. Diğer otobüsler bunu yapamıyorlar.

Peki bu özellikleri olan otobüsler için neden böylesine tartışma çıkıyor? Örneğin Haliç rampasını çıkamadığı doğru mu?

Teknisyenlere bunu da sordum. “Mümkün değil” dediler. Çünkü bu otobüsler İzmir gümrüğüne indirilip oradan karayoluyla İstanbul’a getirilmiş. Bu yolda Haliç rampasından çok daha uzun ve dik yokuşlar olmasına rağmen hiçbir sorun yaşanmamış.

Teknisyenler “Bu araçlar çok kompakt ve bilgisayar sistemlerine her gün yeni programlar yüklenebiliyor. Şoförler hemen her gece eğitim görüyor. Dünyanın her yerinde olduğu gibi bu kadar gelişmiş araçlar sürekli test ediliyor, bunda yadırganacak bir durum yok” diyor.

Benim anladığım kadarıyla bu otobüsler üzerinde koparılan fırtınaların arkasında kendilerine “yerli” diyen otobüs fabrikaları olabilir. Şu anda metrobüs hattında çalışan iki marka pazarı kaybetmemek için elbette elinden geleni yapıyordur.

Bir de yine belediyeye otobüs satan bir başka patronun gazetesinin yazarı başkalarıyla dalga geçerek balıklama atlayınca iş karışıyor. Mesele budur.

*****

Astsubayın isyanı


Konuyu çok fazla bilmediğim için okur mektubunu aynen yayımlıyorum. Belli ki ortada ciddi bir sorun var, ilgililerin dikkatine:

Sayın Ataklı,

Üniversite bitirmiş bir uzman jandarma çavuşum ancak emekli olduğum zaman 3-18 derecesine inebiliyorum. Şu anda aldığım maaş da ortaokul statüsünde görülmekte ve maaşlarımı ortaokul mezunu olarak alabiliyorum. Bu olay Anayasa’daki eşitlik ilkesine aykırı bir durum. İnsan haklarına aykırı bir durum.

Bu ve bunun gibi onlarca sorun. Benim anladığım, bu sorunlar inanıyorum ki, Türkiye’de herkes tarafından biliniyor. Özellikle de sizin gibi yıllardır gazetecilik yapan kişiler tarafından biliniyor ancak nedense hiç bu konuları ele almıyorsunuz. Ama neden? Biz Türkiye gerçeği değil miyiz? Son bir ay içerisinde toplam 3 uzman jandarma, işindeki sorunlar yüzünden intihar etti. İnanın dayanacak gücüm kalmadı.

Koca Türkiye’de bu gerçekleri hiç korkmadan, hiç çekinmeden, bangır bangır bir kişi yazıyor. O da Sayın Umur Talu’dur. Sizden ricam bizim sorunlarımızı gündeme getirip, bu konulara eğilirsiniz çok mutlu olacağım. (C.A)

*****

Bir Bektaşi bir de Yahudi fıkrası

Bektaşi’nin cevabı

Bektaşi’nin biri sıcak bir gün oflaya poflaya giderken, dev gibi siyah bir atın üstüne kurulmuş bir eşkıya yolunu kesmiş, “ya malını, ya canını” diye gürleyince Bektaşi “Bre oğul, ben garip bir Bektaşiyim, elimdeki sopamdam, sırtımdaki cüppemden başka şeyim yok. İnsaf et, görüyorsun, sana ne verebilirim” demiş. Eşkıya insafa gelmiş, “Peki o zaman, sen bilgili bir adama benziyorsun, bir soruma cevap ver, bilirsen seni bırakırım” demiş.

Bektaşi “Nedir?” diye sorunca “Baba erenler, söyle bakalım, Allah şimdi ne yapıyor” diye sormuş şaki, Bektaşi biraz düşünmüş “Zor bir soru, yüce bir varlıkla ilgili soruya cevap verebilmek için sorandan yüksekte olmak gerekir” diye cevap verince, eşkıya Bektaşiyi atına bindirmiş ve “Hadi bakalım, ver cevabı” demiş.

Bektaşi atı dehleyip kaçmaya başlamış ve dönüp bağırmış “Allah seni indirdi, beni bindirdi, haydi eyvallah.”

*****

Musa Peygamber’i öğrenmek

Küçük Abraham yedi yaşında bizim imam hatip okullarınının ilkokulu diyebileceğimiz türde dini eğitim veren okula gitmeye başlamış. Birinci haftanın sonunda yani cuma günü saat on ikide okul hafta sonu tatiline girince eve dönmüş.

Annesi sormuş:

- Abraham anlat bakalım bu hafta okulda ne öğrendiniz?

- Dinle anne, bu hafta Musa Peygamber’i öğrendik.

- Peki anlatabilir misin?

- Musa Peygamber bir MOSSAD ajanıydı. Gördüğü eğitim sayesinde Mısır firavununun sarayına kimseye çaktırmadan girdi. Esir alınmış Yahudileri Kızıldeniz’in kenarına kadar kaçırmayı başardı. Denizi geçmek için bütün Yahudilere emir vererek yüzen köprüler kurdurdu ve Yahudiler Kızıldeniz’in doğusuna geçmeye başladılar. Tam geçerlerken general firavun bunları orduları ve zırhlı birlikleri ile takip etmeye başladı. Musa Peygamber cep telefonunu kullanıp MOSSAD’a haber verdi. MOSSAD, İsrail Hava Kuvvetleri’ne bildirince hemen F-16’larla Fantom uçakları köprüye varan Mısır ordusunu ve tankları bombalamaya başladılar. Köprünün yarısına kadar gelmiş Mısır ordusu ve general firavun denize düşerek boğuldular. Yahudiler ise selametle karşı sahile geçtiler.

Annesi dehşetler içinde sorar:

- Abraham, haham hocan cidden, gerçekten böyle mi anlattı?

- Anne tam olarak böyle anlatmadı, ama adamın tam olarak anlattığı şekilde sana anlatsam hepten inanmayacaksın.

DİĞER YENİ YAZILAR