Meğer iktidara komploymuş

Haberin Devamı

ANALİZ

Sınavda şifre konusunda geldiğimiz noktaya bakar mısınız?

Gazetecilik yapan medya ortaya atılan bir iddia üzerine “şüphelerini” dile getirdi. Hiçbir şekilde hükümeti suçlamaya kalkışmadı. Sadece şüphenin giderilmesini istedi.

Oysa iktidar şüpheleri gidereceğine hem olayı karmakarışık hale getirdi hem de olayı “hükümeti devirmeye yönelik bir komplo” olarak sundu.

Hatta öyle ki bu komplonun Ergenekon tarafından hazırlandığını ileri sürenler bile oldu.

Şu anda olay sınavda yapılan bir hilenin soruşturulmasından çıkıp hükümetin mağduriyetine taşındı. Çünkü hükümet belli ki bu tür mağduriyetlerden çok iyi beslendiğinin farkında ve milyonu aşkın öğrencinin geleceğini karartmak pahasına seçim öncesi kendine yatırım yapıyor.

Oysa iktidarın görevi, durumu çarpıtmak ya da bundan da bir mağduriyet çıkarmak yerine derhal geniş bir soruşturma açmak, hızla sınav sonuçlarını inceleyip, ön sıralarda yer alan adayların kitapçıklarına bakarak basına dağıtılan cevap anahtarındaki şifrelemenin onlarda da olup olmadığına bakmaktı.

Tabii önce “delillerin karartılmaması için” ilgili tüm kişilerin de açığa alınması ve kurum içinden çıkarılması gerekir.

Öyle yapılmadığına ve iktidar kendiliğinden “bu bana karşı komplodur” dediğine göre, şüphelerimizi daha somut biçimde açıklamamız da yanlış olmaz.

Anlaşılan durum şudur:

ÖSYM’nin bilgi işlem merkezini bir şekilde ele geçiren bir zihniyet, “aşırı güvenlik önlemleri” adı altında bazı adaylara kolaylık sağlayacak kodlamaları da yazmış.

Bunu yaparken, belli ki özgüvenleri de çok yüksek olduğundan, sadece kız öğrencileri aynı okullara toplayacak programlar yazmaktan bile çekinmemişler. Üstelik yaptıklarını “tamamen tesadüf, ne var bunda” diyerek açıklayacak kadar da kendilerinden eminler.

Sınav kitapçıklarına yerleştirilen kodlama programı yazanlarla aynı zihniyeti taşıyan ve dershanelerde egemen olan bazı kişilere aktarılmış.

Bu dershaneler, sınavdan iki gün önce “ekstra” bir ders için çağırdıkları öğrencilerine üstü kapalı olarak şifreleme sistemi ve bunun sınavda nasıl uygulanacağı öğretilmiş.

Büyük ihtimalle “asla konuşmayacakları” bilinen ve sayıları da tahmin edilemeyen bir kesim öğrenciye ise bu bilgi saklanmadan aktarılmış.

Başından beri aslında dile getirilmeye çalışılan “şüphe” budur.

Çünkü bunun öncesi de var. Polis okulunda, KPSS sınavında, TUS sınavında buna benzer iddialar ortaya atılmıştı. Sadece bu şüphe yüksek sesle dile getirilemiyor, insanlar çekiniyor.

Şüphe açıkça dile getirilemese de kendilerini bazı cemaatların sözcüsü olarak gösterenler birkaç gündür tıpkı iktidar gibi “bizi hedef almaya çalışıyorlar, bu bir komplodur” demeye başladı.

Ne tuhaf değil mi; iktidarı suçlayan yokken hükümet “bu bize karşı komplodur” diyor, cemaatlere henüz bir şey söylenmeden sözcüler “bizi yıpratmak istiyorlar” diye haykırıyor.

*****


ÜZÜLDÜM

Ahmet Şık’a telif


Bilgisayarımda yüzlerce mesaj var. Diyorlar ki “Ahmet Şık’ın kitabını ben de indirdim, ama sizin telif önerisini okuyunca rahatsız oldum, açılacak bir hesaba telif ücreti yatırmaya hazırım.”

Önerimi tekrarlamak istiyorum, ama beni sıkıntıya sokan bir durum var. O önerime Ahmet Şık’ın ailesinden de yakın dostlarından da en küçük bir tepki bile gelmedi.

Bilemiyorum, farkında olmadan üzmüş de olabilirim. Ahmet Şık ve ailesi bu tür bir girişimi gururlarına yedirememiş, sanki içinde bulundukları durumu paraya çevirmek istiyorlarmış gibi bir hisse kapılmış olabilirler.

Oysa bu konudaki dayanışmaya katkıda bulunmak istedim. Basılmamış hatta tamamlanmamış bir kitabı imha eden zihniyete karşı, internetten indirmek dışında, telif dayanışması ile de katkı sağlanacağını düşündüm.

Ahmet Şık ve ailesi bu yolla para toplanmasından rahatsız olabilir, ama bunun da yolu var. Yine bir hesap açılır, duyarlı kamuoyu telif konusundaki dayanışmasını gösterir, toplanan para ise ya yeni bir kitabın finansmanında ya da yine eğitimle ilgili bir amaç için kullanılabilir.

*****


BUNU YAZMAK GEREK

Baskıyı gücü olan yapar


Genelkurmay’ın “Balyoz’daki tutuklulukların sürmesini anlamıyoruz” açıklaması özellikle yandaş kesimde yine “Ergenekon” çığlıklarının yükselmesine ve “işte asker vesayeti, yargıyı baskı altına almaya çalışıyorlar” propagandalarına yol açtı.

Bu açıklama gerçekten “yargıya baskı” olarak algılanabilir mi? Bence hayır. Çünkü baskıyı “gücü olan” yapabilir. Oysa Genelkurmay’ın bu konuda hiçbir gücü yok. Bunun kanıtı da, bildirinin yayınlandığı günün ertesinde bir albayın daha tutuklanmasıdır.

Yani yandaşların söylediği gibi “Serbest bırakılacaklar” iddiasına karşı cevabı yargı anında verdi.

Gariptir, askere bir güç vehmedip “yargıyı baskı altına almak istiyorlar” diyenler nedense bu konuda gerçekten gücü olan iktidarın söylemlerine hiç değinmiyor.

Örneğin Başbakan’ın “yargı ayak bağımız” sözleri acaba yargıya baskı değil midir?

Ya da “Ben yargıya karışmam, ama yargı da bana karışmasın” sözleri ne anlama geliyor?

Milletin kafası muhallebiye çevirilerek “evet” dedirtilen anayasa değişiklikleri ile yeni yapısına kavuşan HSYK’nın “ucubenin yıkılmasını durduran” hâkimi anında görevden alması, bu kararı durduran hâkimi ise terfi ettirmesi yargıya egemenliğin örneği değil midir?

Eski HSYK’nin “Öz’ü görevden alacaklar” diye suçlanması, ama yeni HSYK’nın Öz’ü görevden almasını alkışlamak yargıya baskı yapıldığını göstermez mi?

*****


CANIMI SIKAN ŞEYLER

Libya ve Kıbrıs’a bak


İktidarın ve yandaşlarının en övündüğü konu dış politika. Öyle bir hava yaratılıyor ki, zannedersiniz Türkiye tüm dünyaya “ayar” veriyor. Ancak işin gerçeği, galiba bütün bunların iç politikaya yönelik propaganda çalışmaları olması.

İki örnek vermek istiyorum.

Libya’ya uluslararası bir operasyon yapılıyor. Erdoğan Libya konusunda inişli çıkışlı politika uygulamasına rağmen, içeride yayılmaya çalışılan hava “NATO’yu hizaya soktuğumuz, ABD Başkanı’na akıl verdiğimiz, dünyaya örnek olduğumuz” şeklinde. Milletin bir bölümü buna inanıyor.
Ama gelin görün ki, dünyada böyle algılanmıyoruz.

Libya’ya o kadar devlet saldırıyor, ama nedense Libya’da sadece Türkiye’ye karşı protesto eylemi yapılıyor. Bu hiç dikkat çekmiyor mu?

Libya’yı bırakın, Kıbrıs’a bakın. Bu iktidar birkaç yıl önce, bugün Türkiye aleyhine olan kesimlere yoğun destek veriyordu. Talat’ı seçtirdi, Annan planına evet denilmesini sağladı, bu kesimi besledi, büyüttü.

Ama nasıl bir başarıdır ki bu, şimdi aynı isimler Türkiye Büyükelçiliği’ni basıyor, kapısına Rum bayrağı dikiyor.
Biz de Libyalılara ve Kıbrıslılara kızıyoruz “vay nankörler” diyoruz.

İyi de hani o dünyaya ayar veren dış politikadaki beceriklilik ve başarı?

*****


Bir devlet yetkilisinden, “Basında yer alan iddialar beni tatmin etti; YGS’de şüpheli bir durum var, konu araştırılmalı!” açıklamasını beklemek çok mu saflık olur? (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR