AKP Genel Başkan Yardımcısı’nın bir arsanın imar durumu ile ilgili imzaladığı protokol, belki de tarihimize “rüşvetin kesin belgesi” olarak geçecek nitelikte.
Rüşvet genellikle “söze” dayanılarak alınır verilir. Yani bir anlamda rüşvetin de bir raconu vardır.
Ancak görüldüğü kadarıyla Şaban Dişli “söze” dayanan sisteme pek güvenmediği için resmi niteliği olmayan ama en azından tarafları birbirine bağlayan protokol imzalamış, kendini garantiye almış.
Tabii olay böyle olmayabilir de. Gerçekten Dişli’nin açıklamasındaki gibi “Eski bir ortaklığın devamı” da olabilir. Yani Dişli’nin zamanında ortaklarına verdiği 1 milyon doları bu yolla geri aldığı da düşünülebilir.
Bu noktada iş Meclis Başkanı Sayın Köksal Toptan’a düşüyor.
Bilmeyenler için hemen söyleyeyim: Milletvekilleri, seçildikleri gün itibarıyla Meclis Başkanlığı’na bir mal beyanı verirler. Bu mal beyanında seçilmiş kişinin ve birinci derece yakınlarının tüm mal varlıkları ile maddi servetleri bulunur. Milletvekili eğer varsa borçlarını ve alacaklarını da bu mal beyanına yazmak zorundadır.
Mal beyanları yasa gereği açıklanmaz, Meclis Başkanlığı’nda durur. Eğer bir milletvekilinin yasama dönemi süresince bu mal varlığında akla ve mantığa pek uygun olmayan artış olduğu gözlenirse Meclis Başkanı mal varlığı belgesini işleme koyabilir.
Şimdi diyorum ki Meclis Başkanı üzerine düşeni yapmalı. Kamuoyuna açıklamak zorunda değil elbette, ama Şaban Dişli’nin seçildiği tarihte verdiği mal beyanını incelemeli.
Doğal olarak eğer Dişli gerçekten eski bir ortaklıktan kalan alacağını tahsil ettiyse bunu mal varlığında belirtmiş olmalı. Bu durumda Sayın Toptan “Arkadaşımızın açıklaması ile mal varlığı beyannamesi birbirini tutmaktadır, konunun üzerinde durmaya gerek yok” der, olur biter.
Ama eğer bu alacak verecek konusu mal varlığı beyannamesinde yoksa, tarafsız olmak zorundaki Meclis Başkanı yasal işlem yapmalıdır.
Temiz siyaset böyle olur.
Büyükanıt Paşam iyi ki yanlıştan döndünüz
Sayın Genelkurmay Başkanı dünkü gazetelerde sizinle ilgili doğru olmamasını dilediğim bir haber vardı. 30 Ağustos’ta emekli olacağınız için devletin üst düzey makamlarına veda ziyareti yapıyorsunuz. Ancak bu ziyaretlere ana muhalefet partisini dahil etmeyeceğiniz belirtiliyordu.
Tam “Sayın Paşam bir insan olarak alınganlık gösterebilir, duygusal davranabilirsiniz. Ama temsil ettiğiniz makamın sahibi olarak böyle bir hakkınız olmadığını herhalde siz de biliyorsunuz” diye yazmıştım ki Meclis Başkanı’na yaptığınız veda ziyaretindeki konuşmanız önümdeki ekrana düştü.
Bu açıklamanızda CHP Genel Başkanı’nı da ziyaret edeceğinizi açıklıyordunuz. “Çok şükür” dedim kendi kendime. Hiç olmazsa daha fazla yıpranmanızın önüne geçmiş oldunuz.
Neden böyle söylüyorum? Sayın paşam bilmiyorum izleme şansınız oluyor mu, kamuoyunda size yönelik şiddetli bir eleştiri kampanyası var. Pek çok kişi bir otomobil uğruna, Silahlı Kuvvetler’in ilkelerinden taviz verdiğiniz görüşünde. Bilmiyorum tabii daha 9 şehidimizin kanı kurumadan o bir milyon liralık lüks otomobile binecek misiniz?
Sayın Paşam o otomobili kabul ederek hakkınızda oluşan olumsuz görüşleri lütfen daha da pekiştirmeyin..
Belediye açıklaması
İstanbul Büyükşehir Belediyesi dün AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin adının karıştığı Silivri’deki imar düzenlemesi hakkında bir açıklama yaptı.
Açıklamada söz konusu arazi ile ilgili daha önceki imar çalışmaları ve mahkeme kararları belirtildikten sonra “Buranın imar planı değişikliği için belediyemizden hiç kimse bir ricada bulunmamıştır” deniyor.
Belediye bu açıklama ile kendini temize çıkarmak istiyor ama bu açıklama bana biraz halkın zekâsı ile alay etmek gibi geldi. Çünkü herkes bilir ki, bu tür işlerde kimse “ricada” bulunmaz. Resmi başvuru da yapmaz. Bu tür işler özel konuşmalarda, araya adam sokularak hatta muhatabına bir takım avantajlar sağlayarak yapılır.
Yanisi şu belediye “bizden rica eden olmadı” diyerek doğru söylemektedir. Ama her doğru gerçek değildir.
Devlet uyuyor demek ki
Savcının Ergenekon iddianamesinin delilleri arasına Abdullah Çatlı’nın Fransa ve Hollanda’da 20 bombalama eylemi yaptığını açıklayan gizli belgeyi koymasının büyük sorumsuzluk olduğunu yazmıştım dün.
Çünkü bu belge ile Türkiye uluslararası alanda bir anda “terörist ülke” konumuna geçebilir. Bunun yanı sıra Fransa ve Hollanda ağır tazminat isteklerinde bulunabilir. Hepsinin ötesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin itibarı ve inandırıcılığı ortadan kalkabilir.
Bu yazıya dün çok tepki geldi. Okurlar böyle bir sorumsuzluğun nasıl yapılabildiğine akıl erdiremediklerini belirtiyorlardı.
Ama benim asıl akıl erdiremediğim, devletin yetkili organlarının nasıl bu kadar sessiz kaldığı. Bu ülkenin Dışişleri Bakanı nerede? Böyle bir belgenin ortaya dökülmesinin yaratacağı sakıncaları görmüyor mu? Başbakanlık, Genekurmay, MİT nasıl olur da en küçük bir tepki bile göstermez.
Bu olay devletin de uyuduğunu mu yoksa aymazlığını mı gösteriyor acaba?
Görgü dersi
Öğretmen, 8-10 yaşındaki erkek çocukları bir araya toplamış, nezaket, görgü kuralları ve yaşam dersleri veriyormuş.
“Michael” demiş, “Genç bir hanımla ilk kez akşam yemeğine çıkıyorsun. Masaya oturdunuz ve tam o sırada senin çişin geldi. Kız arkadaşına ne dersin?”
Michael hiç düşünmeksizin yanıtlamış: “Bir dakika, çişimi yapmam lazım.”
Öğretmen gülümsemiş: “Ama bu pek kaba olmadı mı? Şöyle daha kibar bir şekilde söylesek?” Sonra dönmüş “Sherman, sen söyle bakalım ne dersin?”
Sherman biraz düşünmüş: “Çok özür dilerim, tuvalete gitmem gerek, hemen döneceğim.” Öğretmen beğenmiş ve “Bakın bu daha iyi oldu. Ama yine de yemekteyken tuvalet kelimesini kullanmasak, ne dersiniz?”
Sonra “Edward, sen söyle bakalım, nasıl izin alırsın kız arkadaşından” diye sormuş.
Edward kendinden emin: “Sevgilim, bana bir dakika müsaade eder misin? Çok eski bir arkadaşımla bir el sıkışacağız. Hem durum uygun olursa yemekten sonra seni onunla tanıştırabilirim de!”
Öğretmen bayılmış...
*****
Her siyasi parti, kendi yalanını yutarken ölür.
John Arbuthnor

