Geçen hafta Anayasa Mahkemesi kararı, terör olaylarındaki tırmanış, Başbuğ’un Cumhurbaşkanı’nı kızdıran konuşması arasında üzerinde fazla durulmayan ama son derece önemli bir gelişme daha vardı.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Mehmet Ali Şahin, bundan böyle her gün odasında “dinleme cihazı olarak bilinen” böcek taraması yapılmasına karar verdi. Bu konudaki karar Meclis kuralı olarak da kayda geçti.
Böylelikle ilk kez iktidar kanadı “dinleme” konusunun çok ciddi olduğu yolunda bir itirafta bulunmuş oldu. Demek ki “dinleme” artık iktidar için de ürkütücü ve korkutucu bir hal almış durumda.
Peki “dinleme” yapanlar kimler? Meclis Başkanı hangi amaçla dinlenir? Kaydedilen konuşmalar nasıl bir amaç için kullanılır?
Aslına bakarsanız, Meclis Başkanı’na Ulaştırma Bakanı’nın bir süre önceki sözlerini hatırlatmak da gerek. Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım telefonlarının dinlenmesinden şüphelenen vatandaşlara “Korkacak bir şeyi olmayan dinlemeden neden rahatsız olur?” demişti.
Gerçekten Meclis Başkanı’nın da korkacak bir şeyi olmaz aslında.
Burada dikkat çekici ve şaşırtıcı olan iktidarın “dinlemelerden” sakınmaya başlamış olması. Çünkü 8 yıllık AKP döneminde dinlemeler, izlemeler, gizli kayıtlar, video çekimleri hep iktidara muhalif çevrelere karşı uygulandı. Daha sonra bunlar “hükümeti devirme” gibi bir suç adı altında hem kamuoyuna açıklandı hem de pek çok kişi bu nedenle hapislere atıldı.
8 yıllık iktidar döneminde AKP’lileri ilgilendiren bir iki dinleme kaydı kamuoyuna ifşa edildi, ki bunlar da iç çekişmelerin ürünüydü.
Bu durum kaç yıldır ilgimi çok çeker. Çünkü iktidar sürekli olarak bir darbe paranoyası ile dinlendiğini, izlendiğini, fişlendiğini ileri sürerek hem kamuoyunun beynini yıkama operasyonu yapıyor hem de gözüne kestirdiklerinin başını ciddi biçimde sıkıntıya sokuyor.
Bu kadar kişi “darbe yapmak” ya da “hükümeti devirmek” gibi iddialarla suçlanırken, her nasılsa bu “çetelerin” iktidara mensup kişilerle ilgili tuttukları kayıtların hiçbiri ortaya çıkmıyor. Eğer bu “çeteler gerçekten kayıtlar yaptılarsa bunlar nerede, neden iddianamelerde bunlar hiç yok?”
Varsa yoksa muhalif kesimin telefon kayıtları, fişlenmeleri, izlenme görüntüleri. Bir kişi de çıkıp “Darbe yapacakların tüm konuşmaları dinlenmiş de, bunların dinletikleri neden ortada yok?” diye sormuyor.
Mehmet Ali Şahin “dinleniyorum” paniğine kapılınca bunları hatırladım birden.
Sarıgül iyi kurtulmuş
Mustafa Sarıgül, CHP’deki rüzgârı gördükten sonra biliyorsunuz “CHP’ye herkesin yardımcı olması gerek” diyerek partileşme aşamasındaki Türkiye Değişim Hareketi’ni durdurmuştu. Şimdi bakınca “çok iyi yapmış, ayrıca kendini de kurtarmış” diyebilirsiniz.
Çünkü pek çok kişi TDH’nin “Baykal alerjisi nedeniyle” kurulduğunu ve CHP’nin yapamadığı muhalefeti yapacağını düşünüyordu. Hatta bu nedenle “TDH CHP’nin oylarını bölecek, Sarıgül ne yapmak istiyor böyle” diyenler bile vardı.
Ancak şimdi anlaşılıyor ki TDH’nin böyle bir misyonu pek yokmuş. Çünkü Sarıgül hareketi durdurduktan sonra girişimi oluşturanlar “kitleler halinde AKP’ye kaydolmaya” başladı. Demek, Sarıgül dışındakilerin asıl derdi “tek başına iktidar olamazsa” AKP’ye payandalık yapmakmış. Sarıgül, Türkiye’nin çıkarı için bir adım atınca, TDH’yi oluşturanların da gerçek amacı ortaya çıkmış oldu.
Sarıgül Kılıçdaroğlu’na yatıp kalkıp dua etmeli. Eğer hareket devam etseydi, TDH’yi oluşturanların gerçek niyeti de ortaya çıkacaktı, o zaman Sarıgül çok zorda kalacaktı.
Sultanahmet’te turizme darbe
Fatih Belediyesi Sultanahmet’te “sözde trafiği düzenlemek” adına Ayasofya meydanına ve çevresine araç park ettirmiyor. Turist getiren otobüsler 50 lira karşılığında meydana girip yolcularını bırakıyor ve sonra gidiyor.
Oysa Sultanahmet dünyanın en önemli turizm merkezlerinden biri. Turizme önem veren ülkeler öncelikle turistlerin bu bölgelere rahat gelmelerini sağlarlar. Bizde ise tam tersi oluyor. Turisti de turist getireni de bezdiriyorlar ve adeta haraç alıyorlar.
Belediye yetkilileri “meydanı boş bırakıp güzelliği sergiliyoruz” türünden bahaneler ileri sürebilirler. Hemen söyleyeyim, turist otobüslerine yasak olan alanda belediyeye ve vilayete ait resmi plakalı araçlar canlarının istediği gibi park edebiliyorlar.
Çağdaş gençlerle keyifli anlar
Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği, burs verdiği ya da derneğe gönüllü destek veren öğrencilerden oluşan bir yaz kampı açıyor her yıl.
Kamp bu yıl Antalya’da. Öğrenci temsilcileri beni de davet ettiler. Kalkıp gittim.
100’ün üzerinde üniversite öğrencisi Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin tahsis ettiği alanda çadırlarını kurmuşlar. Öğrenciler doğal olarak üçer dörder kişi aynı çadırı paylaşıyor.
Kampta her şey öğrencilerin, daha ilk buluştukları gün oluşturdukları ekipler tarafından yapılıyor. Yemek düzeni, çevre temizliği, duyuruların yapılması, gezi ve eğlencelerin düzenlenmesi ve çalışma gruplarının oluşturulması günlük rutin işler.
Gerçi bir yaz kampı havasında ama “Çağdaş Gençler” proje çalışmalarına ve beyin fırtınası niteliğindeki görüş alışverişine kendilerini o kadar kaptırmışlar ki denize girmeye fırsat bulamıyorlar. Öğrencilerin çoğu sabah 07.00’de kalkıp denizin tadını çıkarıyor.
Çağdaş Gençlerle gerçekten çok keyifli anlar yaşadım. Benden bir gazetenin nasıl hazırlandığını öğrenmek istiyorlardı. 34 derece sıcağın altında iki saatlik sohbet eğer “Çocuklar biraz da şu güzel denizin tadını çıkaralım” diye müdahale etmesem hiç bitmeyecekti.
Çünkü seçtikleri konulara hazırladıkları projelere o kadar sahip çıkıyorlar ki, dikkatlerini hiçbir şey bozamıyor.
Kamptan ayrılırken, içimdeki umudun daha da arttığını hissettim. İktidarın 12 Eylül darbe döneminden kalma “gençleri pasifleştirin, bilgisiz, duyarsız, ilgisiz kalmalarını sağlayın” yönündeki yöntemine karşı direnen ve düşünüp, üreten ve bunları hayata geçirmeye çabalayan gençler sayesinde Türkiye’ye kimsenin kötülük yapamayacağına inanıyorum.
İktidar, içeriği birbirinden çok farklı değişiklikleri aynı pakete koyup oylamamızı bekliyor. Referandum, sonucu itibariyle üstad Erkan Yolaç’ın “evet-hayır”ına benzeyecek. İki cevapta da kaybeden olacağız! (Gani Yıldız)

