AKP’li belediyeler “düzen” adı altında yaşam biçimlerine müdahaleyi kendilerinde hak görüyorlar. Bunu da çok masum gibi görünen gerekçelerin ve en önemlisi, yasaların arkasına sığınarak yapıyorlar.
Beyoğlu neredeyse katledilmiş durumda. AKP’nin iktidar olduğu başka belediyelerde de benzer uygulamalar yapılıyor.
İşin garibi, “çoğunluk adı altında” pek çok kişi de, muhtemelen hiç gitmedikleri yerlerdeki bu uygulamalara alkış tutuyorlar.
Kendilerine “kentli, çağdaş, aydın” sıfatlarını uygun gören kimi yazarlar da eyyamcılık yaparak “Ama şekerim, o sokaklardan geçilmiyordu, olmaz ki canım” türünden derin görüşler belirtiyorlar.
Tamam, anladık; AKP’li belediyeler “kamu yararı için” düzene, yasaların sonuna kadar uygulanmasına çok meraklı.
O halde bu düzen meraklısı belediyeleri, tabii işin asıl sahibi İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni Florya’dan Pendik’e kadar olan Marmara sahiline davet etmek isterim.
Taa Dalan döneminden başlayan “sahilleri halka açma” planı başarıyla uygulandı. İstanbul’un bir ucundan bir ucuna tüm sahiller dolduruldu, yollar yapıldı, halk için geniş yaşam alanları oluşturuldu. Geçen yıllar içinde ağaçlar ve yeşillik, ilk başlarda “çirkin” gibi görünen sahillere büyük güzellik kattı.
Eleştirilse de, Büyükşehir Belediyesi’nin çiçeklendirme çalışmalarını da ilgi ve keyifle izliyorum.
Bu sahil şeridinden her gün milyonlarca kişi yararlanıyor. Spor sahaları tıklım tıklım, çeşitli yerlere yerleştirilen spor aletlerini kullanmak için neredeyse rezervasyon yaptırmak gerekli. Bisiklete binmek, uzun yürüyüşler yapmak, temiz hava almak artık çok kolay ve rahat.
Gelin görün ki, özellikle hafta sonlarında ve şimdi iftar saatlerinde bu sahil şeridi müthiş bir “piknikçi” akınına uğruyor. Neredeyse adım başı yakılan mangallardan çıkan dumandan göz güzü görmez oluyor, ızgara kokusu nedeniyle yürümek azap haline geliyor.
Piknikçilerin araçlarına yetecek otopark olmadığı için sahil yollarının kaldırımları ve yol, iki sıra park yüzünden geçilmez oluyor. Bu da yetmiyormuş gibi, normalde kamyonet gibi görünen, ama kasası yandan açılınca büfe haline gelen karavanlar var ki evlere şenlik. Bir de kaldırıma masa atıyorlar, oluyor size seyyar lokanta.
Elbette, hepimize keyif veren bu alanlardan yararlanmak herkesin hakkı. Ancak o alanları spor, sosyal ilişki, sağlık amacıyla kullanan yüz binlere karşı binlerce piknikçi herkesin keyfini kaçırıyor.
Düzene meraklı belediyeler buna da çare bulmalı. Belli yerler piknik alanı olarak düzenlenmeli, burada gerekirse mangal yakılacak yerler de yapılmalı ama aklına esenin dilediği yere halı kilim serip mangal yakmasına ve ortalığı savaş meydanına çevirmesine de izin verilmemeli.
Düzense her yerde düzen...
Ama kimbilir, belki belediye gizli ayrımcılık yaparak “Asmalımescit, Beyoğlu, Cihangir’de içki içiliyor, oysa sahillere akın eden halk bize oy veriyor” diye düşünüyor ve bu nedenle hiçbir önlem alınmıyordur.
Yavuz Selim Devlet Hastanesi
Kartal’daki Yavuz Selim Devlet Hastanesi’nden şikâyetler alıyorum. Hastane bakımlı, temiz, görünüm olarak da modern. Ancak anlaşılan tıbbi bazı araç ve gereçleri ya çok eskimiş ya da iyi kullanılmıyor.
Kemik erimesi olan bir hasta radyoloji bölümünde kemik testi yaptırıyor. İlk ölçümde -1.7 çıkıyor. İkincisinde ise -1.1 buluyorlar.
Hasta diyor ki “Bu illeti yıllardır çekiyorum. Medical Hastanesi’nde -2.7 çıkmıştı. Bu nasıl iş?”
Kemik erimesi, kesin tedavisi olmayan bir hastalık. Tedavi edilemiyor ama hiç olmazsa gelişmesi durdurulabiliyor. Bunun için de ölçümler çok önemli çünkü tedavi buna göre yapılıyor.
Hastane yetkilileri biraz da korkarak “Ölçme cihazımız 42 yıllık, defalarca başvurduk, yenilenmiyor. Bu cihazı kullanıyoruz ve sağlıklı sonuç vermediğini de biliyoruz, ama elden bir şey gelmiyor” diyorlar. Sağlık Bakanlığı duruma el atmalı.
Gururu kırılan bir vatandaşın sesi
Bazen öyle olaylar vardır ki dinlediğimizde “Canım bunu mu dert ediyorsun” deriz genellikle. Oysa bize “küçücük” gelen olay, karşımızdakinin gururunu incitmiş, onu derinden yaralamıştır belki de.
Bugün sizlere “küçücük” gibi görünen ama vatandaşımızın gururunu şiddetle inciten bir olayı aktarmak istiyorum.
Hasan Özdeniz Milli Piyango’nun 19 Temmuz çekilişinde aldığı 589081 nolu çeyrek bilete 100 lira çıktığını görüyor. Bu durumda alacağı ikramiye 25 lira. 27 Temmuz’da Adana Kenan Evren Bulvarı’ndaki Cengiz Market’in önünden geçerken aklına bileti gelmiş ve parasını almak için içeri girmiş.
Marketin sahibi bilete baktıktan sonra “Son beş rakama göre kazanılan ikramiyeler sadece şube müdürlüklerinden verilir. Biletin arkasında yazılı” demiş. Özdeniz utanarak bileti almış ve arkasını çevirmiş, ancak böyle ibare bulamayınca tekrar sormuş “Burada yazmıyor ama” diye.
Market sahibi bu kez “Yazmayı unutmuşlardır” diyerek bileti yüzüne fırlatmış, sonra da çekilişin tam listesini da uzatıp “Bak burada yazıyor. Ödemiyorum, git şikâyet et istersen” diye de bağırmış.
Gerçekten de burada son 4 ve 5 rakama çıkan ikramiyelerin ancak şube müdürlüklerinden alınacağı yazıyormuş.
Okurum Özdeniz “Dükkânda birçok kişi vardı. Sanki 25 lira için kavga ediyormuşum gibi oldu, nasıl utandığımı ve gururumun kırıldığını anlatamam” diyor.
İşte görüyorsunuz, çok basitmiş gibi görünen bir olay bir insanın ruhunda nasıl tahribat yapabiliyor, ki bana yazdığı gibi Milli Piyango’ya da şikâyet dilekçesi gönderiyor. Gerçekten ben de çok üzüldüm ve bunu sizlerle de paylaşmak istedim.
Bu arada, sahi; 25 lira ikramiye için şube müdürlüğüne gitmeye ne gerek var? Değer mi? Bu kuralın yeniden düşünülmesi gerekmez mi?
Güvenmek istiyoruz
Dünyayı saran ekonomik krizin Türkiye’yi etkilememesi düşünülemez. Bir taraftan “küresel ekonominin aktif bir aktörü olduğunuzu” söyleyeceksiniz, öte taraftan kriz sizi hiç ilgilendirmeyecek; elbette olacak iş değil bu.
Ancak akıllıca ve hızlı önlemlerle hasarın en aza indirilmesi mümkün.
Hükümet kriz belirtileri çıktığından beri ipin ucunu sıkı tutmaya çalışıyor.
Başbakan da mesaisinin büyük bölümünü alınacak önlemlere ayırdı. Nitekim önceki gün 10 maddelik bir önlem paketinde karar kılındı.
Bu konu, parti ve siyasi görüş ayrımı olmadan hepimizin sorunudur. Bir ekonomik kriz elbette hükümeti sıkıntıya sokar ve kamuoyundaki itibarını sarsar ama bir sarsıntının enkazı da hepimizin üstüne inecektir.
Bu nedenle hükümetin, diğer ülkelere göre daha hızlı ve dikkatli çalışmasını izlemek ve güvenmek istediğimi söylemek isterim.
Şu ana kadar alınan önlemlerin sonuçlarını yakında göreceğiz. Umarım doğru önlemlerdir.
Evlilik programlarını onaylamadığını belirten Arınç, “O programları izlerken kusmak istiyorum” demiş. Neden bu kadar rahatsız oluyorsunuz Sayın Arınç? Vatandaş ne şekilde olursa olsun evlenip bir an önce 3 çocuk yapmak istiyor olamaz mı? (Gani Yıldız)

