Biri çıkıp da “Erdoğan’ın 8 yıllık başbakanlığı sırasında söylediği en vahim söz hangisidir?” diye sorsa, tereddütsüz önceki günkü sözlerini örnek gösterirdim.
Hani Başbakan’ın “Gençlerin hissiyatını malzeme haline getirmek, açık söylüyorum ahlaksızlıktır. Taksim’de bin kişiyi yürütmek problem değil. Biz de kalkarız onların karşısına 5 bin 10 bin tane genci koyarız. Ama biz gerilimden yana değiliz” sözlerini.
Bir ülkede gençleri birbirine düşürmek, çocukları siyasete alet etmek ve bundan çıkar ummak için söylenebilecek en vahim sözler bunlar bana göre.
Öğrencilerin “hayallerinin çalınmasına tepki” olarak yaptıkları gösterinin karşısına yine aynı yaşta gençleri “şiddet unsuru” olarak çıkarma düşüncesi insanın yüreğini daraltıyor.
Daha hafızalardan silinemeyecek kadar taze olayları hatırlatmak istiyorum. Tunus, Mısır, Libya, Yemen ve sonra da Suriye’de olaylar patlak verdiğinde Erdoğan hemen müdahil olmuştu.
Kendini Müslüman ülkelerin ağabeyi gibi gören Erdoğan nasihatlere başlamış ve ülkelerinde karışıklık yaşayan liderlere “Halkın sesini dinleyin, demokrasi yolundan sapmayın” çağrısında bulunmuştu.
Ne yazık ki bu ülkelerin liderleri Erdoğan’ın nasihatini dinlemediler ve gösteri yapanların karşısına kendi yandaşlarını koydular. Mısır’daki Mübarek buna rağmen direnmedi.
Ama Libya lideri direniyor. Kendisini eleştirenlerin karşısına yandaşlarını çıkarıyor. Çatışmaları körüklüyor. Ki zaten işte bu nedenle bir iç savaş tehdidi altındaki Libya’da katliamları önlemek için Birleşmiş Milletler devreye girdi.
Benzeri bir durum Suriye’de yaşanıyor. Bu ülkenin devlet başkanı da Tayyip Erdoğan’ın “halkın sesini dinle” nasihatine uymuyor ve protestocuların karşısına kendisini destekleyenleri itiyor.
Dışarıda “çok demokrat” olan Erdoğan, sıra Türkiye’ye gelince neden şahinleşiyor? Neden tıpkı nasihat ettiği Mübarek, Kaddafi ve Esat’ın durumuna düşerek “kendinden yana olanları meydana sürmeye” kalkıyor?
Üstelik Erdoğan’ın “karşılarına 10 bin öğrenci koyarız” diye tehdit ettiği öğrenciler iktidarı devirmeye kalkışmıyor ki. ÖSYM Başkanı’nın hata üzerine hata yaparak öğrencilerin hayallerinin çalınmakta olduğu sinyalini vermesini protesto ediyorlar.
Her şeyin ötesinde, ÖSYM skandalı patlak verdiğinde kimsenin aklına hükümeti suçlamak gelmemişti. Hükümet bu işe bazı bakanların ve sözcülerin “Bu, hükümeti devirmek için hazırlanan bir komplonun parçasıdır” demesiyle bizzat kendisi daldı.
Seçim korkusu galiba Erdoğan’a demokrasiyi ve hukuku unutturuyor.
Cihaner’de doğru karar
Aday listeleri açıklandığında CHP’de en çok dikkatimi çeken şey, İlhan Cihaner’in aday gösterilmemiş olmasıydı.
Oysa çok belliydi ki, İlhan Cihaner’e adaylık sözü verilmişti ve Cihaner de buna güvenerek görevinden istifa etmişti.
Söz aramızda, aslına bakarsanız Cihaner’in savcı olarak kalmasını ve hukuk dışı uygulamalara karşı mücadele etmesini milletvekili olmasına tercih ederdim.
Ama madem böyle bir karar almışlardı o halde gereğini yerine getirmeliydiler. Neden bundan sakındılar, anlamak mümkün değildi.
Ki CHP yönetimi de bunu izah edemedi. Sonunda kamuoyu baskısı etkili oldu herhalde ve CHP önüne açılan bir olanaktan yararlanarak Cihaner’i aday yaptı. Yanlıştan dönüldü.
Belki bunda HSYK’nın kararı da etkili olmuş olabilir. Çünkü Cihaner’in adaylığı gerçekleşmediğinde, HSYK sanki nispet yapar gibi, hakka ve hukuka saygı göstermeden Cihaner’i yaka paça gözaltına alan Erzurum Savcısı’nın itibarını iade etti geçen hafta. Bu adaylık en azından “göstere göstere yapılan ayıba” karşı da bir cevaptır.
Arasında geçmiş meğer
Yandaş deyince kızıyorlar ama, hiçbir ahlâki değere uymadan yayın yapmaktan da geri kalmıyorlar. İşte son örnek;
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’in geçmişten kalma bir davası var. İki yıl mahkûmiyet almıştı, karar temyiz için Yargıtay’da. Bu davanın bir soruna yol açması ihtimali elbette var.
Yandaş medya şimdi bu konuya merak sardı. Davanın henüz beklediğini ama Yargıtay Cumhuriyet Savcısının kararın bozulması yönünde mütalaa verdiği öğrenilmiş. Her dava için geçerli olabilecek bir durum bu.
Ama yandaş medya olayı Gürsel Tekin açısından değil de savcı açısından ele alıyor ve hiç de ahlâki olmayan bir tavırla “Bu savcının adı Ergenekon çerçevesinde yasal olarak dinlenen savcılar arasında geçmişti” bilgisini ekliyor.
Yasal dinleme bir kişinin suçlu olduğu anlamına mı gelir? Dinlenmişse CHP’nin emrinde demek midir?
Hukuk bir gün herkese gerekebilir. Ahlâk ise her gün gereklidir.
YSK herkesi ‘ters köşeye’ yatırdı
Kimsenin aklına BDP’li bağımsız adaylardan bir kısmının adaylığının iptal edileceği gelmezdi. YSK bunu yaptı. Kıyamet koptu. Olaylar çıktı.
YSK dün bütün günü toplantı halinde geçirdi ve akşam üzeri “geri adım” atmış duruma düştü. Eğer istenen belgeler getirilirse iptal edilen adaylıklar geri verilebilecek.
Demek ki YSK “hukuksal bir hata yapmış olabileceğini” kabul edebilir. YSK’nın Türkiye’yi bu kadar karıştıracak hata yapma lüksü olabilir mi, bu çok ayrı bir tartışma konusu.
Eleştirelim, eleştirmeyelim YSK’nın son iki günkü kararları ve tavırları herkesi ters köşeye yatırdı.
Öncelikle BDP önünü arkasını görmeden çok sert tepkilerle ortaya çıktı. Güneydoğu bölgesindeki ve İstanbul’daki olaylar, adaylarla ilgili kararın aynen kalması halinde başka neler yaşanacağı konusunda önemli ipuçları verdi.
CHP 8 yıllık AKP iktidarı dönemi boyunca ilk kez çok önemli bir avantaj yakaladı. “İleri demokrasi” diyen AKP’ye “Gel Meclis’i toplayalım, yasaları değiştirelim, barajı da düşürelim” çağrısı yaptı. Bu AKP için kâbustan farksız bir atılımdı.
Çünkü çok belli ki CHP sadece birkaç bağımsız milletvekilinin yeniden aday olmasını sağlayacak yasal düzenlemeden çok daha fazlasını talep edecekti. Gerçi YSK’nın “geri adım sinyali” ile CHP’nin atağı da şimdilik boşa çıktı. Belki bir gün daha beklenmeliydi.
AKP de karardan büyük şaşkınlık duydu, ne yapacağını şaşırarak içine kapandı. Hele CHP’nin atağı AKP kurmaylarının kimyasını bile bozdu. Ancak belli ki işin sonunda kazanan yine AKP olacak. İktidar, YSK’nın, kimbilir belki de önceden hazırlanmış, eylemiyle iktidar eline önemli bir koz geçirdi. BDP’ye “İşte istediğiniz oldu, sakın teröre bulaşmayın” diyebilecek. BDP’nin de bunca gürültüden sonra adaylarını geri kazanması ile başta Güneydoğu olmak üzere çeşitli yerlerde gösteriler yapmasının dayanağı da ortadan kalkmış olacak.
Başbakan, Mustafa Balbay’ın fotoğrafından yapılmış maskelerin takıldığı tanıtım toplantısına “maskeli balo” demiş. O zaman dokunulmazlık zırhını şövalye zırhı gibi giyip gezenler Meclis’i “kıyafet balosu”na çeviriyor! (Gani Yıldız)

