Meclis’te bugün İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu hakkında verilen Soruşturma Önergesi görüşülecek.
15 gün kadar önce de yine aynı bakan hakkında bir Gensoru Önergesi görüşülmüş ve AKP oylarıyla, doğal olarak reddedilmişti.
Bugün verilen önerge de yine AKP oylarıyla reddedilecek. Bundan kimsenin kuşkusu yok.
Ancak Başbakan Tayyip Bey, gensorulardan son derece rahatsız olduğunu söylüyor. İçişleri Bakanı hakkında verilen gensoru önergesinden önce “Bizi gensorularla oyalamak istiyorlar, muhalefet işte ancak bunu yapıyor” anlamına gelen sözler söylemişti.
Tayyip Bey’in söylediğinin tam Türkçesi aslında şuydu: “Gensoru önergesi veriyorlar, ama nafile, sonucu belli nasıl olsa, o halde bile bile niçin bu önergeleri önümüze getirip duruyorlar.”
Mantıken haklı Tayyip Bey. Gerçekten bugünkü Meclis aritmetiği nedeniyle ne kadar haklı olursa olsun hiçbir gensoru önergesi veya soruşturma önergesi Meclis’te kabul edilmez. AKP’liler vicdanları sızlasa bile kendi bakanlarını elbette feda etmezler.
Ancak, burada önemli olan önergelerin kabul edilip edilmemesi değil, Meclis’in yasama ve denetleme görevini yapıp yapmamasıdır.
Tayyip Bey ve kurmayları, demokrasiyi hasbelkader seçilmiş olanların bir tür krallığı gibi gördüklerinden, sonuç alınamayacak olsa bile her türlü demokratik talep ve tepkiyi öfkeyle karşılıyorlar.
İşte bu nedenle Tayyip Bey hızını alamayıp YÖK Başkanı’nı adeta azarlayarak konuşabiliyor, yargı kararlarından yakınıp “Yargı önümüzü tıkıyor” diyebiliyor, Cumhurbaşkanı’nı her fırsatta köşeye sıkıştırmak istiyor, bürokratlara “maaşını ben ödüyorum tabii ki beni dinleyeceksin” lafını edebiliyor.
Çünkü, görünen o ki AKP zihniyetindeki demokrasi anlayışına, genel başkanlarının yıllar önce söylediği “Demokrasi bir tramvaydır, hedefimize ulaştığımızda ineriz” ilkesi hakim.
Gensoru ya da soruşturma önergesi, muhalefetin iktidarı en etkili denetleme araçlarından biridir. Elbette çoğu kez muhalefet de bilir ki Meclis’te çoğunluğu elinde tutan bir iktidar gensorularla yıkılamaz. Ancak iktidar partisi içinde bir çatlak varsa gensorular etkili olabilir ki bu siyasi tarihimizde pek görünen olay değildir.
1980 öncesinde Demirel’in bakanlarından Hayrettin Erkmen gensoru sonucunda düşürülmüştü. 98’de CHP dışarıdan desteklediği Yılmaz hükümetine desteğini çekmiş, ekonomiden sorumlu bakan Güneş Taner ile Başbakan Mesut Yılmaz gensoru ile düşürülmüştü.
Gensoru ile bakan ya da hükümet düşürülmesi çok zordur ama muhalefet de, diğer yasa görüşmelerindekilerden çok daha fazla konuşma fırsatı bulur. Gerek Meclis denetimi gerekse kamuoyunun bilgilendirilmesi açısından gensoru ve soruşturma önergeleri çok önemlidir.
AKP iktidarı, çok güçlü Meclis çoğunluğu sayesinde iç tüzük oyunlarıyla muhalefetin Meclis’teki konuşmalarına çok ciddi kısıtlama ve sınırlamalar getirdi. Bu durumda muhalefetin sesini çıkarabileceği birkaç çıkış noktası kaldı. Bunlardan biri bütçe, diğeri genel görüşmeler ile Gensoru ve Soruşturma önergeleri.
Tayyip Bey ekibi işte muhalefetin bu kadar sınırlı konuşma hakkını kullanmasına bile karşı çıkıyor, öfkelenip esip gürlüyor.
Oysa sözde değil özde de demokrasinin kurallarını benimsemiş olsa, demokrasinin en temel niteliklerinden biri olan “Kuvvetler ayrılığı” prensibinin uygulanmasından rahatsızlık duymaz.
Servis terörü (2)
Hafta sonunda İstanbul’da trafik sıkışıklığına neden olan unsurlardan birinin de büyük şirketlerin personelini taşıyan servis araçları olduğunu yazmıştım. Yazının sonuna da, servis dışı saatlerde yaşanan kaosu da yazacağımı belirtmiştim.
Özellikle Taksim-Maslak bölgesi arasında yoğunluk kazanan personel servisleri akşam saatlerinde herkesin geçiş yeri olan caddelerde park ederek trafiği büyük oranda sıkıştırıyor.
Ancak aynı araçlar gündüz saatlerinde de başka bir sıkışıklığa neden oluyor. Çünkü bu araçların çalışmadıkları zamanlarda park edecekleri yerler olmadığı için, sürücüler araçlarını ara sokaklara park ediyor.
Trafik ekipleri ve Trafik Vakfı gözlerine kestirdikleri araçları çekip ceza da yazarken, yüzlerce minibüs ve otobüsün ara sokakları işgal etmesine ses çıkaramıyor. Trafik Vakfı ne mi yapsın? Para kazanmak için araba çekiyorsa. Topladığı paralarla park yeri üretmeye çalışsın.
Fenerbahçe’ye kızmayın
Fenerbahçe’nin AZ Alkmaar’a, yenilmeden kupadan elenmesine çok öfkelenmiştim. Herkes yönetime kızdı, haklıydılar da, topu boş kaleye atamayan futbolcuların da hatası yok muydu yani? Her neyse geçti artık. Darısı gelecek yıllara.
Antalya maçının kaybedilmesi ise tüm Fenerbahçelileri çileden çıkardı. Çünkü geçtiğimiz hafta Galatasaray ve Beşiktaş yine puan kaybedince Fenerbahçe çok avantajlı duruma gelmişti. Puan farkını 9’a çıkaracaktı. Peki sonra ne olacaktı? Lig erken bitecekti. Galatasaray ve Beşiktaş maçlarının bile heyecanı kalmayacaktı. Televizyonlardaki ateşli tartışmalar yapılmayacaktı. Gazeteler heyecanlı başlıklar atamayacaktı. Fenerbahçeliler ve Galatasaraylıların birbirlerini kızdırmasının bir esprisi kalmayacaktı. Fenerbahçe bu puan farkıyla da şampiyon olur, merak etmeyin. Hiç olmazsa işin heyecanı biraz daha sürecektir.
Yapmayın Kemal Bey böyle şey olur mu?
Kemal Unakıtan AKP hükümetinin en neşeli, esprili bakanlarından. Ankaralı gazeteci arkadaşlarımdan iyi biliyorum, herkesin en çok konuşmak istediği bakanların başında geliyor. Çünkü birincisi çok esprili ve eğlenceli, ikincisi de espriyle karışık söylediği sözler, biz gazetecilerin başlık bulma derdine birebir.
Çünkü Kemal Bey öyle bir söz söylüyor ki, bu söz “ben manşetim” diye bağırıyor zaten.
Gerçi “ben manşetim” diye bağıran sözlerin neredeyse tamamı devlet ciddiyetine asla uymuyor. “Babalar gibi satarız” sözünü ciddiyetle bağdaştırmak mümkün mü örneğin? Ama bugünkü konumuz o değil.
Ancak pazar günü Kanal 7’de canlı izlediğim Kemal Unakıtan’ın Cumhurbaşkanlığı seçimi için “Lamı cimi yok, Başbakan kimi işaret ederse biz onu seçeriz” sözleri, “manşet” adına diğer sözleri kadar esprili ve çarpıcı olmasa da demokrasi adına çok talihsiz geldi bana.
Bir partiye gönül verenlerin, genel başkanlarının sözünü dinlemesi, ona bağlılıklarını sunması yadırganacak bir şey değil elbette, ama ülkenin en önemli konusu bu kadar hafife almanın da bir yararı olmadığını düşünüyorum.
Kemal Bey bu sözleriyle aslında çok bağlı olduğunu söylediği genel başkanına da ters düşüyor farkında olmadan. Çünkü Tayyip Erdoğan ısrarla “Nisana kadar bekleyin, arkadaşlarla tartışıp görüşeceğiz, kararımızı parti olarak vereceğiz” diyor.
Kemal Bey ise bir anlamda bu söylemin doğru olmadığını, günü geldiğinde Başbakan’ın kendisini ya da bir başkasını işaret edeceğini beyan ediyor.
Demokraside pek çok sulandırma yaşadık bugüne kadar, ama hiçbiri AKP dönemindeki kadar açık seçik değildi.

