Sevgili okurlar; bu bayramı da sevgi, barış, mutluluk dilekleriyle ve geleceği umutla bakarak kutluyoruz. “Umutla” diyorum çünkü pek çok olumsuz gelişmeye rağmen umudumu hiç yitirmemeye ve her doğacak yeni günün bizlere iyilikler getireceğine inanıyorum. Zaten bu inancımızı yitirdiğimiz an belki de her şey bitmiş demektir.
Açılım da açılım
Son birkaç ayı olduğu gibi geçtiğimiz haftayı da ağırlı olarak “Kürt açılımı” tartışmaları içinde geçirdik. Ama geçen hafta tartışmalara damgasını vuran kişi Başbakan Erdoğan oldu. Erdoğan geçen haftanın hemen her gününü “açılım” konusundaki kararlığını anlatan konuşmalar yaparak geçirdi.
Açılıma karşı çıkmak
Burada hemen bir noktayı altını çizerek belirtmek istiyorum, Ne yazık ki “bizden olanlar” ve “bizden olmayanlar” ayırımı yüzünden Türkiye’yi “sanal” olarak yine ikiye böldüler. Sanki bir tarafta “barış” isteyen “anaların gözyaşının dinmesi için” çabalayanlar, öte tarafta da “kan aksın, analar ağlasın” diyenler var gibi sunuluyor her şey.
Kimse karşı çıkmaz
Oysa aklı başında olan, bu ülkeyi seven hiç kimse ne Güneydoğu’daki çatışmaların sürmesini, ne anaların ağlamasını, ne kendini Kürt hisseden kişileri dışlamayı düşünmez. Tam tersine bu sorunun bitmesini, kendini itilmiş hisseden vatandaşların da mutlu olmasını ister.
Sonuna kadar destek
Bu açıdan bakınca, adı ne olursa olsun kanın durması, kendini nasıl tanımlarsa tanımlasın Türkiye’deki herkesin mutlu olması, özgürce, haklarından sonuna kadar yararlanarak yaşamasını sağlayacak her açılıma sonuna kadar destek olduğumu söylemek isterim.
Peki sorun nerede?
Ne yazık ki iktidar çevreleri Türkiye’yi her seferinde “sanal” olarak ikiye böldüklerinden açılım konusunda endişelerinizi dile getirdiğinizde “karşı taraf” muamelesi görüyorsunuz. Bu çok rahatsızlık verici. Konu karşı çıkmak değil, sorunun ortaya konmasını sağlamaktır.
Muhalefeti de katmak
İktidar Kürt açılımına karar verdiğinde belli ki bir plan ve programı yoktu. Ayrıca terör ve aldığı şehitler nedeniyle var olan hassasiyetin zarar vereceği de düşünülerek “Muhalefeti de işin içine katarız, böylelikle muhtemel oklar sadece bize yönelmez” denildi.
Muhalefet sorunca
Oysa gerek muhalefet gerekse kamuoyunun uyanık kesimleri “Açılım yapalım ama ne olacağını söyleyin önce” deyince iktidar şaşırdı. Burada temel çelişki “çözelim ama neyi çözelim?” sorusuna yanıt bulunamamasıdır. Çünkü açıkçası “haklar ve özgürlükler” konusu düne oranla artık çok ileride.
Açılım yerine “süreç”
Bu tepki ister istemez iktidara da geri adım attırdı. Başbakan “açılımın içi boş” diyenlere “Zaten bu bir paket değil, süreçtir” cevabını vermeye başladı. Bu aslında açılımın içinin gerçekten henüz doldurulmadığının, yolda giderken bir şeyler düşünüleceğinin de itirafıdır bana göre.
Kapalı oturum yanlışı
Tabii Başbakan açılım konusundaki en büyük yanlışı “Meclis’te gizli oturum yapalım” diyerek yaptı. Bir taraftan özgürlüklerden, şeffaflıktan ve demokrasiden söz edeceksiniz, öte tarafta Kürt konusunu gizli görüşeceksiniz. Bu ister istemez kuşku yarattı. Ama sanıyorum bu yanlıştan dönülecek.
Sorunu çözen kazanır
Evet, Güneydoğu’da uzun yıllar yaşamak zorunda kaldığımız sorunun çözülmesi gerekir ve bunu gerçekleştirenler de mutlaka kazanacaktır. Ancak bu sorunu çözmeyi “bir sihirli değnek” gibi görüp “Bu sorun çözülmezse hiçbir şey olmaz” demek de pek gerçekçi değil.
Türk sorunu çıkarmak
Elbette sonuçta herkes akan kanın durmasını istiyor. Ama bunu isterken yüreğinin de ferahlamasını, kimi endişelerden arınmasını bekliyor. “Sonuna kadar gideceğiz, bedelini öderiz” naraları atarken ortaya bir “Türk sorunu” çıkabilir ki, işte o zaman işin içinden çıkmamız mümkün olmaz.
Halkın kafası da karışık
Gözlediğim kadarıyla açılım konusunda halkın kafası çok karışık. Kürt açılımı adı altında bir Kürt hayranlığının yayılması, herşeyin sanki Kürtler için yapıldığı izlenimi verilmesi bazı çevreleri rahatsız ediyor. Yarın sizlere bugüne kadar hiç almadığım bir izlenimi aktaracağım. Bazı kesimler Kürt konusunda ne düşünüyor, dinleyince şaşırdım açıkçası.
Alfabe sorunu
Geçen hafta bir de durup dururken alfabeye X, Q, W harflerinin girmesi konusu atıldı. Alfabeler değişmez değildir. Türkler bin yılı aşan tarihleri boyunca pekçok farklı alfabe kullandılar. Ama şimdi bir değişiklik yapmaya gitmek ciddi rahatsızlık yaratacaktır.
Kürtler’e şirinlik
Bunun iki önemli nedeni var. Birincisi Kürtler bu harfleri alfabelerinde kullanıyorlar. Gerçi Kürtlerin ne zamandan beri latin alfabesi kullandığını bilmiyorum. Ama sanırım Türkiye’deki Kürtler buna harf devrimiyle geçti. Kamuoyunun bir bölümü alfabe değişikliğini “Kürtlere şirinlik” olarak görüyor.
Devrim kanunları
Tabii işin bir de “devrim kanunu” bölümü var. Latin harflerine devrim yaparak geçtik. Türkçe’ye uygun (tartışılabilir) seslere göre 29 harf kabul edildi. Şimdi buna yeni harfler eklemeye kalkışmak “iktidarın asıl amacı cumhuriyet devrimlerini zedelemek” görüşünün kuvvetlenmesine neden olur.
Harfleri kullanmak
Bazı iyiniyetliler de “Zaten bu harfleri kullanıyoruz” diyorlar. Mantıken doğru da, biz bu harfleri yabancı kelimelerin orijinal yazımında kullanıyoruz. Alfabede yer almasa bile günlük kullanımdalar. Ayrıca üç harf ekleyelim de bu harflerle başlan kelimemiz yok ki. İcat mı edeceğiz?
Cem Garipoğlu olayı
Geçen haftanın en önemli olaylarından biri de Münevver Karabulut’u öldürdükten sonra testere ile kesen Cem Garipoğlu’nun 197 gün kaçak yaşadıktan sonra teslim olmasıydı. Medya ilk günden itibaren olayın arkasını bırakmayınca bu sonuç alındı ama aynı medya şimdi de zarar veriyor.
Hukuk devletiyiz
Bu cinayet herkesi derinden etkiledi. Ama bunun sömürülmesi, hukuk adına bu kez başka bir cinayet işlenmesine de yol açmamalı. Gazete ve televizyonların, mahkemeyi kurmuş ve yargılamaya başlamış gibi davranmaları en azından hukuk devleti imajını yaralayan bir unsur.
Yetkililerin yanlışı
Bunda ne yazık ki vilayet ve emniyet yetkililerinin de payı var. Sanıyorum aylarca küçük bir çocuğu bulamamanın şokunu yaşayan yetkililer, yakalama-teslim olma olayını abartarak, daha önce yapılmış ihmallerin üzerine örtmek istediler. Vali ve emniyet müdürleri başka hangi cinayetlerde bu kadar çok konuşuyorlar?
Aileleri de kollamalıyız
Ortada biri kızları vahşice öldürülen, diğeri de oğulları canilik yapan iki aile var. Her ikisinin de acısı kendine yeter. Devletin ve hukukun görevi bu aileleri de korumaktır. Yargı süreci elbette çok sıkı izlenecek ve özellikle sanığın ailesinin maddi gücüne güvenerek bir takım avantajlar sağlaması önlenecektir.
Hepinize iyi haftalar dilerim.
Kürt sorunundan Türk sorunu yaratmak
Haberin Devamı

