Biliyorduk bilmesine de üst üste gelen acı haberlerden sonra insanın canı daha da sıkılıyor.
Bugün Türkiye’ye kafa tutan aslan gibi yiğitlerimizi şehit eden PKK teröristlerine yardım ve yataklık edenleri aslında Türkiye besliyor, Türkiye ihya ediyor.
İşte dünkü VATAN’da bütün ayrıntılarıyla var. 400’e yakın Türk müteahhidi Kuzey Irak’taki Kürt kentlerinde inşaatlar yapıyor. Hatta bu inşaatlar arasında Kürt parlamentosu bile var. Havaalanı, hastane inşaatları Türk müteahhitler tarafından yapılıyor.
Sadece bununla da kalmıyoruz. Bölgenin elektriği Türkiye’den gidiyor. Halkın temel ihtiyaç maddeleri; eti, sütü, peyniri, pirinci, bulguru Türkiye tarafından karşılanıyor. Kürtlerin bindiği arabaların benzini de Türkiye’den sağlanıyor.
Şimdi tezkere de hazır. Yani Türkiye her an bölgeye bir operasyon düzenleyebilir.
Bu durumdan para kazananları bir telaş aldı. Eğer bir operasyon yapılırsa burada iş yapan Türklerin durumu ne olacak?
Ne olacaksa olacak. Oradaki kazançlar aslan gibi yiğitlerin canından daha mı önemli.
Ayrıca anlamadığım bir şey daha var.
Bu müteahhitler, iş adamları Kuzey Irak’taki Kürtleri ihya etmeye çalışıyor. Belli ki iyi de para kazanıyorlar. Yoksa küçük kazançlar için hiç kimse bu kadar büyük riskleri göze alamaz.
Peki Kürtler için bu riski alanlar Türkiye’nin Güneydoğusunda neden yok?
Nerede Türkiye’nin büyüklüğü?
Koca Türkiye Devleti terörün kaynağını kurutacak olan ekonomik hamleyi başlatmıyor da, Kürt kentlerini ihya etmek için çırpınan bu müteahhitleri destekliyor.
Bir operasyon olursa Kürt kentlerindeki işlerimiz bitermiş. Bitsin, ne olacak? Bitsin ama devlet de devletliği göstersin.
Bu çalışkan iş adamlarımız Kürt kentlerini ihya edeceklerine gitsinler Güneydoğu’yu ihya etsinler, ki o zaman zaten terörün kaynağını da kurutabiliriz.
Bu sonuçta bir devlet politikasıdır. Ama ne yazık ki bugün devleti yönetenler, sanki paraya tapanlar gibi davranıyor ve Türkiye’nin başına musallat olmuş bir aşiretin desteklediği teröristleri ortadan kaldırmak yerine onlara bugünkünden çok daha iyi yaşam koşulları hazırlamakla görevli hissediyor kendini.
Türkiye Kuzey Irak’taki bütün yatırımlarını durdurmalı ve oradaki tüm vatandaşlarını geri çekmelidir. Buna rağmen kalmak isteyen kalsın, keyifleri bilir.
Ama oradan döndürülen iş adamlarına Güneydoğu yatırım bölgesi olarak gösterilmeli ve en az Kürt kentlerinden kazanacakları kadar kazanç ortamı yaratılmalıdır.
Bu yapılırsa o zaman gerçekten askeri bir operasyona da gerek kalmayacaktır.
Tam sansür
Devlet Bakanı Cemil Çiçek RTÜK’e yazıyla başvuruyor ve PKK terörü konusunda medyanın moral bozduğunu ileri sürerek yayınların durdurulmasını istiyor. RTÜK de bu yazıyı televizyon kuruluşlarına gönderiyor.
Bunun adı tam sansürdür. Öyle örtülü, dolaylı falan değil, açık açık sansürdür. Hükümet krizi yönetmek zorundadır. Ama ne gariptir ki kriz yönetimi yerine sansürü tercih ediyorlar.
Buna medyanın tamamının karşı çıkması gerek. Şu satırları yazdığım sırada tepki veren tek yayın kuruluşu Sky Türk’tü. Diğer kanallarda etkili bir şey göremedim. Ama sadece televizyonlar değil, gazetelerin de buna katılması zorunludur. Ayrıca hükümeti de anlamakta zorluk çekiyorum. Zaten Sayın Başbakan pazar günü öğle saatlerinde medyayı azarladıktan sonra neredeyse bütün televizyonlar kendilerine çekidüzen vermişti. Bunun yanısıra yine zaten medyanın önemli bölümü iktidardan yana yayın yapıyor, hesap falan soran yok. Bu da yetmiyorsa ben ne diyeyim?
Hükümetin eli çok rahatladı artık demokrasi güzel işleyecek!
İktidar için şehit haberlerinin kasaveti içinde herhalde en sevindirici haber Anayasa Mahkemesi Başkanlığı için yapılan seçimin sonucudur.
Uzun süren seçim maratonundan sonra belli ki yorulan Anayasa Mahkemesi üyeleri Haşim Kılıç’ı Başkan seçtiler. Artık iktidar rahat bir nefes alacaktır. İktidar Türkiye’yi daha demokratik hale getirmek için daha güvenli adımlar atacaktır.
Bir ay içinde hem Sezer hem de Anayasa Mahkemesi gibi iktidarın reformlarını engelleyen unsurlardan kurtulmak elbette az şey değil.
Eskiden ne oluyordu. AKP parlamentosu Türkiye’nin önünü açacak reformları gece yarılarına kadar çalışıp çıkarıyordu. Sonra bu reformlar Sezer’in önüne gidiyordu. Ama Sezer bunları veto ediyordu.
AKP parlamentosu yılmayıp bu reformları noktasına virgülüne dokunmadan yeniden kabul ediyor ve Sezer’e iade ediyordu. Sezer’in ikinci veto şansı olmadığı için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyordu. Anayasa Mahkemesi de bunları iptal ediyordu.
Artık bu dönem sona erdi. Artık AKP’nin demokratik yoldaki reformlarının önüne geçecek güç kalmadı. Hatta belli ki Anayasa Mahkemesi’ne bile gerek kalmadı. Çünkü zaten parlamentonun aldığı her karar, çıkardığı her kanun reformlara gönül vermiş Başkomutan tarafından onaylanacak. Çok belli ki artık hiçbir konu Başkomutan tarafından Anayasa Mahkemesi’ne götürülmeyecek.
Belki bazı uygulamalar konusunda muhalefet Anayasa Mahkemesi’ne gitme hakkını kullanır. Ama artık Anayasa Mahkemesi eskisi gibi olmayacağından reformların önünün kesilmesi tehlikesi de tamamen ortadan kalkmış oldu. Haşim Kılıç Türkiye’ye hayırlı uğurlu olsun.
41 yıllık nostalji gecesi
Önceki akşam İstanbul Erkek Lisesi’nde beraber okuduğumuz arkadaşlarla yine bir aradaydık. Tam 41 yıl olmuş o çatının altına gireli, yan yana yataklarda yatalı. Hepsi 51 yaşına gelmiş, bu kez kızlı erkekli bir nostalji gecesi yaşadık Nevizade’de. Bu kez çok uzun yıllardır görmediğimiz bazı arkadaşlarımız da katıldı aramıza.
Biz bu toplantıları neredeyse 20 yılı aşkın süredir yapıyoruz. Önceki toplantılar çok daha gürültülü patırdılı olurdu. Kendimizi sanki okulun yatakhanesinde sanırdık belki de. Yıllar geçtikçe gürültüler de azaldı. Şimdi herkes daha olgun bir yaşın verdiği vakarla uzun sohbetlere dalıyordu.
Örneğin iki arkadaşımın 12 Eylül askeri darbesinden sonra çok eziyet çektiklerini hatta uzun süre hapis yatmak zorunda kaldıklarını öğrendim üzüntüyle. Biri dedi ki acıyla “Bana anlatmayın kardeşim Türkiye’nin bugün geldiği durumu, Amerika’nın oyunlarını. Bunları söylediğim için 7 yıl yattım, o zaman neredeydiniz?” derken gerçekten utanç içinde yerin dibine geçtiğimi hissettim. Bu ne yazık ki Türkiye’nin çok önemli bir sorunu.
41 yıllık arkadaşlarımız arasında solcusu, sağcısı, CHP’lisi, komünisti, sosyalisti, AKP’lisi var. Hararetli tartışmalar oldu elbette. Ama hepimiz birbirimizin canıyız, ciğeriyiz. Bazı ayrıntıları önümüzdeki günlerde de anlatırım.

