Kürt açılımı Kürt fetişizmine dönüştü

Haberin Devamı

Sevgili okurlar; neredeyse başka gündemimiz kalmadı. İktidar her yerde sadece “Kürt açılımı”nın konuşulmasını istiyor. Diğer bütün sorunların üstü örtüldü adeta. Ve en önemlisi Kürt açılımı adı altında başka bir terör rüzgârı estirilmeye başlandı. Kimileri içinse Kürt açılımı bir tür fetişizme dönüştü.

Fetişizm nedir?

Fetişizm aslında cinsel anlamı olmayan fakat birey için simgesel ve cinsel çekicilik kazanmış bir nesne ile cinsel doyum tutkusudur. Ama bunu toplumsal yaşama uygularsak şu tanım bence daha doğru olacak: Kendisinde olağanüstü nitelikler olduğu var sayılan kişi veya nesnelere aşırı sevgi ve saygı beslemek, onlara bağlanmak, tapınmak, kulluk etmek.

Kürtler mi keşfedildi?

Güneydoğu’da yıllardır akan kanın durdurulması elbette insan olan herkesin öncelikli dileğidir. Ancak Kürtleri sanki yeni keşfediyormuş gibi davrananlar adeta fetişist duygular içinde kendileri gibi konuşmayan herkesi lekeli, hain, namuzsuz ilan edecek kadar ileri gidebiliyor.

Kürt hayranlığı gibi

Açılım tartışmaları başladığından bu yana iktidar yanlısı bazı kesimler işi Kürt hayranlığına kadar vardırıyor. Karıştırılan zihinlere Kürtler, mazlum bir milletken Türkler tarafından katledilen, hakları elinden alınan, bin türlü eziyet edilen mağdurlar gibi gösteriliyor.

Gerçek böyle mi?

Peki durum gerçekten böyle mi? Kürtler dar bir bölgeye sıkıştırılmış, katledilen, ezilen, hiçbir hakkı verilmeyen mazlum bir millet mi? Bu sorulara cevap bulmak için milliyetçilik duygularını bir kenara bırakarak durumu irdelemeye çalışalım.

Devletin elbette hatası oldu

Daha önceki yazımda anlatmıştım. 1923 yılında kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti devrimlerini gerçekleştirmek için çaba harcarken Kürtlerin başlattığı “gerici isyanlarla” şaşkınlığa uğramış ve refleksle bu isyanlar kanlı biçimde bastırılmıştı. O andan itibaren Kürtlere düşmanlık beslenmemiş ama hep temkinli davranılmıştı.

Eşit vatandaşlık

Anadolu’da Türklerden de önce yaşadıklarını iddia eden Kürtler tarihte bir tek devlet bile kurmamışlardı ve devlet güvencesine ilk kez Türkiye Cumhuriyeti ile kavuşmuşlardı. Türkiye Cumhuriyeti, Anayasası’nda belirtilen “Türkiye Cumhuriyeti’ne vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkes Türk’tür” ilkesini Kürtlere de uygulamıştır.

Her hakları var

Bu nedenle, ister kendisini Türk ister Kürt hissetsin, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan herkes eşittir. Bugüne kadar bir tek kişi bile özü Kürt olduğu için engellenmemiş, hakkı gasbedilmemiş, özgürlükleri engellenmemiştir. Kendisini Kürt hissedenler diğer Türk vatandaşlarının kullandığı her hakkı kullanmıştır.

Peki sorun ne?

Buna rağmen bir sorun var. Doğrudur. Türkiye Cumhuriyeti’nin Kurtuluş Savaşı’ndan hemen sonra Doğu’da yaşadığı travma Kürt halkına yönelik endişeleri uzun süre taşıdı. Kürt kimliği ile her ortaya çıkış yeni bir “gerici isyan” korkusunu yüreklerde yaşattı.

Resmi dil Türkçe’dir

Anayasamıza göre resmi dil Türkçe. Bu sadece bizde değil, dünyanın hiçbir anayasasında resmi dili iki ya da daha fazla olan ülke yok. Ama her ülkede farklı diller konuşulabilir. Türkiye’de resmi dil Türkçe olunca elbette öğretim dili de Türkçe olacaktı. Nitekim Güneydoğu’daki bütün okullar da Türkçe eğitim yapıyor.

Türkleştirme operasyonu

Açılımcıların Türkiye Cumhuriyeti’ne yönelttiği en önemli suçlamalardan biri işte buradan kaynaklanıyor ve Kürtlerin Türkleştirildiği söyleniyor. Bu amaç kısmen doğru olsa da sonuç alınamadığı ortada. Kürtlerin önemli bölümü Türkleşmedi ama Türklerden hiçbir eksikleri de olmadı.

İstanbul’daki Kürt nüfusu

Kürt halkının ağır baskı altında olduğunu söyleyenler İstanbul’daki 3 milyona yakın Kürt kökenli vatandaşımızı görmek istemiyor. Eğer Kürtler gerçekten söylendiği kadar ağır baskılar altında tutuluyor olsa, başta İstanbul olmak üzere Türkiye’nin her tarafında bu kadar çok Kürt kökenli vatandaş olabilir miydi?

Bunları yazmak hoş değil

Sevgili okurlar, bunları yazmak aslında hiç hoşuma gitmiyor. Türkiye’de yaşayan herkesin eşit hakları olduğunu savunan biri olarak Kürtleri ayrı tutuyor görünmek hiç de hoş değil. Ama açılım adı altında öyle bir terör yaratılıyor ve zihinler karıştırılıyor ki, gerçekleri de ortaya koymak zorunlu oluyor.

Sanatçı duyarlılığı

Gelelim kimi sanatçıların açılım desteğine. Sanatçılar toplumun diğer fertlerinden daha duyarlıdır. Akan kanın durdurulması konusunda aynı duyarlılığı göstermeleri son derece olağan. Ancak bunu yaparken herkesi aptal yerine koyup “Ben barış istiyorum” kolaycılığına kaçarak sorunu kamuoyunun gözünden kaçırmaya çalışmak en azından ahlaki değil.

Kim barış istemiyor?

Kürt fetişizmine ve bir tür teröre dönüşen “açılım baskısı” nedeniyle konuyu irdelemek isteyen, çözümün akılcı ve mantıklı yoldan sağlanması için yıllardır çırpınan insanları “barış karşıtı” veya “kan dökülmesinin devamını isteyenler” olarak nitelemeye kalkmak çözüme de çelme takmaktır aslında. Ve bunu ne yazık ki sanatçıların bazıları yapınca insanın kanına dokunuyor.

Başbakan’ın tavrı

Açılım konusunda 7 yıl bekledikten sonra birden atağa geçen Başbakan’ın her zaman olduğu gibi eleştirilere tahammülsüzlük gösterdiğine tanık olduk geçen haftanın sonunda. Başbakan açılım projesinin ABD baskısıyla yapıldığını söyleyenleri “alçaklık ve namussuzlukla” suçlardı.

Buna hiç hakkı yok

Açılım projesi ABD’nin arzusudur ya da değildir, ama Başbakan eğer söylediği gibi barıştan, kardeşlikten ve çözümden yanaysa en azından kendi üslubunu da buna göre ayarlamak zorundadır. Açılımın ne anlama geldiğini soranlara “alçak, namuzsuz” derseniz, açılımın beklenmedik bir sonucu ile karşılaştığınızda aynı duruma düşme tehlikesi var demektir.

Asker ne diyor?

Açılım konusundaki en büyük kafa karışıklığı ise askerin tavrı ve bunun yorumlanmasında ortaya çıkıyor. AKP’li ve dinci çevrelerle liberal maskeli faşistler her fırsatta askere ağır hakaretler yöneltirken, açılım konusunda hükümete destek veren askeri yere göğe sığdıramıyorlar.

Asker gerçekten destek mi?

Bu çevrelere göre açılıma asker de destek oldu, böylelikle açılım politikası devlet politikası haline geldi. Askerin açılıma köstek olacağını sanmıyorum ama MGK bildirisindeki “üniter yapı” vurgulamasını görmezlikten gelmeyin derim.

Bu gece Habertürk’teyim

Bu gece Habertürk’te Yiğit Bulut’un yönetip sunduğu ve haftalardır süren açılım tartışmasının ele alınacağı programın konuklarından biri benim. Saat 21.00’de başlayacak programda bazı gazetecilerle yaşadığımız günleri ele alıp tartışacağız. Yine çok ilginç olacağını düşünüyorum.

DİĞER YENİ YAZILAR