Kürt açılımı=Bölgeyi AKP’lileştirmek

Haberin Devamı

Anlaşıldığı kadarıyla “işin sonuna” geliniyor. Tamam geliniyor da “neyin sonunun geldiği” hâlâ anlaşılmıyor. Cumhurbaşkanı’ndan Başbakan’a, gazetecisinden iş adamına, yabancı güçlerden Apo’suna kadar herkes “tarihi fırsat” diye bir şey tutturmuş. Güzel de “sorun nedir” bunu anlayabilen pek yok.

Neredeyse bütün gazetelerin Kürt ve AKP uzmanı yazarları var. Bizim Vatan dahil bu uzmanların “Kürt açılımı” ve “tarihi fırsat” konusundaki yazılarını günlerdir (aslında yıllardır) okuyorum, hiçbir şey anlaşılmıyor.

Nedir bu “tarihi” fırsat ya da nedir bu “sonuca en yakın” açılım?

Öncelikle aklımın asla almadığı ve almasının da mümkün olmadığı “barış” vurgusu var. Bu hem gururumu rencide ediyor hem de içimi acıtıyor.

Lütfen herkes elini vicdanına koysun ve düşünsün.

Türk ve Kürt halkları düşman mı?

Türk ve Kürt halkları savaşıyor mu?

Güneydoğu’da ya da Türkiye’nin herhangi bir yerinde Türklerle Kürtler arasında herhangi bir çatışma çıktı mı bugüne kadar?

“Barış” diyorsanız demek ki bir “savaş” vardır.

O halde “barış” derken hangi savaştan bahsediyorlar?

Yine elinizi vicdanınıza koyun ve düşünün. PKK ortaya çıkıncaya kadar Türkiye toprakları üzerinde yaşayan bir tek kişinin bile yüreğinde bir düşmanlık, bir ayrımcılık, bir kin ve nefret var mıydı? Ve bütün yaşananlara rağmen bugün de Türk ve Kürt halkı arasında bu tanımlara uyan bir durum söz konusu mu?

Ne olduğu anlatılmıyor ama öyle bir hava yayılıyor ki sanki Kürt denilen bir millet Anadolu’nun küçük bir yerine sıkıştırılmış, her türlü haktan mahrum biçimde sömürülüyor, eziliyor, öldürülüyor. Gerçek bu mu? Değil elbette. “Çözüm” çığlıkları atanlar da bunu biliyor.

Gerçek çok farklı. Kürt halkı Türkiye’nin azınlığı, itilmişi, öldürüleni değil.

Kendisini Kürt gören herkes Türk vatandaşlığı şemsiyesi altında herkesle eşit hak ve özgürlüklere sahip.

Kürtler diledikleri yerde oturur, diledikleri mesleği seçer, diledikleri okula gider, diledikleri partiye oy verir, diledikleri gibi milletvekili olur, diledikleri gibi yurt dışına çıkar, diledikleri gibi dillerini konuşur, televizyonlarını izler.

Kürt olmak herhangi bir haktan mahrum kalmak, hukuk önünde eşitsiz durumda tutulmak, özgürlüğünü dilediği gibi yaşamamak değildir. Hatta tam tersine son yıllarda artan duyarlılık sayesinde Kürt olmak avantajlı duruma bile geldi.

Gerçek aslında şudur: ABD Irak’tan çekiliyor. Kuzeyde devlet kurmaya hazırlanan aşiretler ABD’siz ne yapacaklarını bilememektedir. Bu durumda AKP Barzani- Talabani ikilisiyle işbirliği yapmayı, bu devlete yeşil ışık yakarken “Kürt sorununu çözmüş” bir iktidar olarak Güneydoğu bölgesindeki egemenliğini ilan etmeye hazırlanıyor.

Amaç, olmayan bir Kürt sorununu çözmek değil, Güneydoğu’daki Kürt halkını AKP şemsiyesi altında tutmak, tüm Kürtleri AKP’lileştirmektir. Terörün bugün vardığı aşamanın Türkiye’ye gelecekte vereceği zararlar ise şimdilik bir kenara bırakılmak istenmektedir.


***



Terör zafer bayrağını dikti

Daha önce de yazmıştım, şimdi terörün başı tarafından da ilan edildiği ve büyük kabul gördüğü için tekrarlamak istiyorum.

Kimse terör için kötü demesin. Kimse terörü lanetlemeye kalkmasın. Çünkü terör en önemli güç olduğunu ve eninde sonunda herkesin buna boyun eğdiğini bir kere daha gösterdi.

PKK’lı teröristlerin kanlı köy baskınlarını, karnında bebeği ile öldürülen kadınları, şehit edilen askerleri, polisleri Türkiye sevgisizleri dışında herhalde kimse unutmamıştır.

Terör yıllarca lanetlendi. Gazeteler “Hainler, alçaklar, köpekler, bebek katilleri” manşetleriyle çıktı. Devlet yetkilileri terörün akıttığı kanda boğulacağını, teröre bel bağlayan hiç kimsenin başarılı olmadığını söyledi defalarca.

Oysa tam tersi oldu. Terör bir kere daha en üstün güç olduğunu gösterdi herkese. Terörden çok çektiğini söyleyen Türkiye bugün terörün her istediğini kabul etmiş durumda.

Teröristlerin lideri Apo, zafer bayrağını dikmeye hazırlanırken İmralı’dan mesajlar veriyor. Apo devletin en tepeleriyle dolaylı görüşmeler yaptığını belirterek yakın bir zamanda kendi projesini de kamuoyuna aktaracağını söylüyor.

Ve Apo’nun Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile pazarlığa oturacağını ilan ettiği tarih 15 Ağustos. Yani PKK’nın ortaya çıktıktan sonra ilk kanlı eylemini gerçekleştirdiği günün yıldönümü.

Terörün Türkiye’de zafer kazandığını söylemek için daha güzel bir gerekçe bulunabilir mi?


***



Bodrum otoyolu zarar veriyor

Bodrum’da uzun zamandır tatil yapan bir arkadaşım aradı, “Herkes gittiği Bodrum’la ilgili bir şeyler yazıyor. Lütfen bu anlatacağımı sen yaz, çünkü yazılan pek çok konunun yanında bu önemli” dedi.

Arkadaşımın anlattığı şu: Yazılarımı eskiden beri izleyenler bilir. Bodrum havaalanı ile Bodrum’a giden yolun yapımı için çok çaba harcamıştım zamanında. Şimdi öğreniyorum ki Milas’tan Bodrum’a giden 4 şeritli yolu ikiye bölmüşler, araya da zakkumların dikildiği geniş bir aralık bırakmışlar. Duble yol olmuş mu otoyol gibi?

Arkadaşım “Bu hiç iyi olmadı, bu yol üzerinde oturanlara da iş yapanlara da büyük eziyet çektiriyor” diyor.

Diyelim ki Bodrum’dan geliyorsunuz, bir yerde denize girmek istediniz, beğendiğiniz yere gidebilmeniz için en az 8-10 kilometre sonra henüz bitirilmemiş olan bir kavşaktan geri dönmeniz gerek.

Güya trafik kazaları azaltmak için yapmışlar ama örneğin 4 şeritli yolun emniyet şeridi yok, lastiği patlayan, bozulan araçlar büyük tehlike yaratıyor.

Ayrıca Bodrum Milas arası özellikli bir yer. Hemen her adım başında ya bir lokanta ya bir plaj var. Bunlara gitmeye kalktığınız zaman fazladan 10-15 kilometreyi göze almanız gerek.

Örneğin, Güvercinlik’ten az ileride bir lokanta ve plaj var. Sahilinde de havuz içindeki yunuslar çocuklarla yüzüyorlar. Buraya çok turist geliyormuş.

Buranın sahibi “Günde en az 10 kez Güvercinlik’e araba göndermek zorundayız. Her seferde 6’şardan 12 kilometre fazla yol yapıyor araba. Yani günde 120 kilometre beyhude yere benzin yakıyoruz. Bu dövize çok yazık” diyormuş.

Ayrıca bir kaza ya da yangın anında gelecek kurtarma ekiplerinin de yolu uzayacağı için can güvenliği bu açıdan da tehdit altında.

Sanıyorum iktidara yakın bir müteahhit adeta otoyola dönüştürülen bu yoldan çok iyi para kazanmıştır.


***



Bu da başka akbil

Son 10 gün içinde akbillerle ilgili iki okur mesajına yer verdim. Biri akbili olmayanların otobüse bindiklerinde şoförlerin 20 kuruş fazla para almalarından şikâyet ediyordu. Bu mektuba cevaben mektup yazan bir İETT şoförü akbil taşımayanlardan 20 kuruş fazla alınmasının yolsuzluk gibi gösterilmemesi gerektiğini söylüyordu.

Ama son mesaj direkt İstanbul Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürlüğü’nden geldi. Onlar çok farklı ve şaşırtıcı biçimde bakıyor olaya.

Gürkan Okyar adlı okurum akbili olmayanlardan fazla para alınmasının nedenini sormuş belediyeye. Cevap aynen aşağıdaki gibi gelmiş:

“Akbil ve biletin önceden temin edilmesi esastır ve de bunu yolcularımızın çoğunluğu zaten yapmaktadır. Ancak istisnai olarak bir kısım yolcunun telaşla, aceleyle veya başka bir mazeretle evinden tedbirsiz çıkması ve bu kişiler ile şoför personelimizin yolda kalmamaları için akbillerini belirlenen 1.70 krş karşılığında kullandırmaları otobüslerimizde cezalı akbil uygulaması kapsamında devam etmektedir.”

Buyrun bakalım.

DİĞER YENİ YAZILAR