Global krizin bütün dünyayla birlikte Türkiye’yi de nasıl etkileyeceğini konuşuyoruz. Başbakan Erdoğan’a göre bu kriz Türkiye’yi çok fazla etkilemeyecek. Hatta biz bu krizden fırsat yaratacak olanağı bile bulacağız. Herhalde Başbakan kendisi de söylediklerine inanmıyordur. Çünkü artık çok belli ki bu kriz Türkiye’yi ciddi biçimde etkisi altına alacak.
Kartopu gibi büyüyerek gelen krizin şu anda fazla konuşulmayan bir etkisine değinmek istiyorum bugün.
Günlerdir “büyük ekonomiyi” konuşuyoruz. Bankaların durumu Türkiye’nin dış borcu, iç borcu, döviz fiyatları, borsanın düşüşü, faizler etrafında dönüp dolaşıyoruz.
Ancak bunların halka nasıl yansıyacağı, insanların ne gibi tehdit ve tehlikeler altında kalacağını pek gündeme getirmiyoruz.
Kimi ekonomistler “Türkiye bu krizi yaşamıştı, biz biliyoruz” diyorlar. Oysa gerçek bu değil. Türkiye’de vatandaş gerçek anlamda bir kriz yaşamadı henüz.
Krizi bankalar yaşadı, kimi büyük şirketler ağır zarara uğradı. Bunun sonucu olarak da hepimiz biraz daha fakirleştik, ama ayakta kalmayı başardık.
Şimdi durum farklı. Krizin halka yansıması ile bugüne kadar hiç konuşmadığımız korkunç bir tablo ile karşı karşıya kalabiliriz. Nedenini söyleyeyim: Şu anda milyonlarca vatandaşın bankalara borcu 150 milyar YTL’ye (yaklaşık 90 milyar dolar) yakın. Oysa 1999 krizi sırasındaki bankalara toplam borç 4 milyar dolar dolaylarındaydı.
Neredeyse hepimiz önümüzdeki 5 yılı çoktan satın aldık ve yiyip bitirdik. Tüketici kredileri, ev ve otomobil kredileri, birden fazla kredi kartına dağılmış aylık borçlar.
Daha önceki krizlerde vatandaşın durumu bu değildi. Tüketici kredileri en fazla 18 aylıktı. Herkesin cebinde bir bilemediniz iki kredi kartı vardı.
Oysa şu anda tüketici kredileri bile 5 yıla yayılıyor. Otomobil kredileri 7-8 yılı bulurken ev kredilerinde 10-15 yıllık vadeler var. Daha önceki krizlerde işsiz kalanlar bir süre birikimlerini değerlendirerek ya da aile içi dayanışmayla ayakta kalmayı başarmıştı. Oysa şu anda işsiz kalan aynı zamanda sırtında büyük bir borç yükü de taşıyor olacak. Yani kenarda köşede duran birikimler veya aile içi dayanışma bu borç yükünü asla taşıyamayacak.
Ekonomi kurmayları ve ekonomistler krizin sadece makro düzeyini konuşuyor günlerdir. Buna karşın asıl dram ailelerde yaşanacak. Ve bu dram “dolar fiyatı” gibi manşetlere taşınmayacak. Ateş düştüğü yeri yakacak. Tehlike yakın, iktidarın yapacağı fazla bir şey yok, herkes kendi önlemini almak durumunda yani.
Bitmeyen yüzme havuzu
Geçen hafta öğrencilerin kredi ve burs borçlarını ödemekte çektikleri sıkıntıyı anlatan bir okur mektubuna yer vermiştim. Üniversiteden mezun olduktan sonra iş bulamayan gençlerin karşılarına çıkarılan burs faturaları yüzünden kâbus dolu günler geçirdiği anlatılıyordu.
Bugünkü okur mesajı yine üniversiteden. Ama bu kez yapılmayan, yapılmadığı gibi şu ana kadarki masrafların da çöpe atıldığı bir yatırımla ilgili.
Afyon Koacatepe Üniversitesi, Uluslararası Ticaret ve Finansman bölümü 3. sınıf öğrencisi Berkay Karabulut şöyle diyor: Üniversitemizde biz girmeden önce yapımına (2006 yılında kayıt oldum) başlanan bir olimpik havuzumuz vardı. Son derece büyük maliyerlerle yapıldığı ihtişamından belli olan havuz 22 Temmuz seçimlerinden yaklaşık 5-6 ay önce yapımı tamamlandığı gerekçesiyle Başbakan’ın Afyonkarahisar gezisinde büyük coşkuyla açıldı. Vali, milletvekilleri, bakanlar aklınıza gelebilecek bir sürü bürokrat, açılışta, olimpik havuzun hayırlı olması temennisinde bulundular. Havuz doldurulduktan kısa bir süre sonra dibinde çatlak olduğu gerekçesiyle boşaltıldı. Meğer “Olimpik havuz maliyeti nedeniyle valiliğe devredilmiş.” Okul yetkilileri valiliğe devredilen bir yatırımın artık ölmüş olacağını söylüyorlar.
Mektubu yazan öğrenci çok duyarlı biçimde “Devletin kaynaklarını böyle israf ettiğini görmek gelecek için umutlarımı karartıyor” diye bitiriyor.
Bankaların riski yok
Global krizin Türkiye’ye yönelik tehditlerini konuşurken iktidar ve ekonomistler olayı hep bankacılık açısından ele alıyor ve “Biz bu krizi yaşadık, tehlikelerini biliyoruz, bu nedenle deneyimliyiz” diyorlar.
Anladığım kadarıyla Türkiye bu global kriz nedeniyle bankaları açısından bir sıkıntıya girmez.
Çünkü bankalar 1999 ve 2001 krizlerinden sonra tavır ve yöntem değiştirdi. Bir kere IMF’nin getirdiği planla bankaların kredi verme sistemi tamamen yenilendi ve çok güçlü teminatlar alınması sağlandı.
Ancak bundan daha da önemlisi bankalar ağırlıklarını tüketici, ev ve araba kredileri ile kredi kartlarına verdiler. Şu anda vatandaşın bankalara olan toplam borcu 150 milyar YTL civarında. 50 milyonun üzerinde kredi kartı işlem görüyor, 30 milyonun üzerinde de kullanıcı var.
Açıkçası bankalar risklerini 30 milyona dağıtmış durumda. Sonuçta bankanın alacağı sağlam. İnsanlar ödeyemese bile sistemde görünen bu paralar işe yarayacak.
Önümüzdeki günlerde borcunu ödeyemeyen milyonlarca kişi hakkında belki dava açılacak ve borçlar temerrüde düşürülecek. Bin liralık borç 4 bin liraya çıkacak. Sonra bankalar oturup anlaşma yapacaklar ve faizin bir kısmını silerek 2 bin lirada uzlaşacaklar. Yani bankalar her durumda alacaklarının iki katını tahsil edecek.
İşte hükümet ve ekonomistler buna güvenerek “kriz bizi fazla etkilemez” diyor. Peki ya sıradan vatandaşı?
İş kuyruğu
Yıldırım Tuna’dan geldi yine: İşsiz adam iş bulmak için bir ajansa müracaat etmiş, “Bir iş için eleman talebi var” demiş görevli “Strip show yapan kızların vücutları bebek yağı ile kremlenecek, bildiginiz yerlere minik yıldızlar yapıştırılacak, show biter bitmez üşümesinler diye sabahlıkla sarmalanacaklar, çorapları falan giydirilecek, böyle bir iş işte.”
“B..Ben varım, varım” diye heyecandan titreyerek atılmış adam. “Çok güzel, sabah saat 07.00 de Adapazarı otobüs terminalinin önüne gelin” demiş ajans görevlisi.
“N..Niye?” diye şaşırmış adam, “Bu iş Adapazarında mı?”
“Hayır” diye cevap vermiş görevli, “İş İstanbul’da ama müracaat kuyruğunun sonu orada.”
Her birey kendi kişiliğinin ve mülkiyetinin
mutlak efendisidir.
John Locke

