can ataklı
Ergenekon davasında en merak ettiğim, telefon dinlemeleri. Duruşmalar ekim ayında başlayacak. Sanıklar hâkim önüne çıkacak. Sıra suçlarla ilgili belgelerin sunulmasına geldiğinde herhâlde avukatlar, “Telefon dinlemeleri için izin nasıl ve kimden alındı?” diye soracaklardır.
İşte o zaman savcılık herhâlde tüm telefon dinlemelerinin hukuki açıklamasını yapacaktır. Telefon dinleme yasalarımızda var. Ancak dinlemenin keskin ve net kuralları da açıkça belirtilmiş. Anayasa’ya göre kimsenin özel hayatına müdahale edilemeyeceği gibi izinsiz olarak telefonları, evi, arabası dinlenemez. Eğer bu yapılmışsa sorumluları cezalandırılır.
Ergenekon davasının delil dosyaları neredeyse baştan aşağı telefon dinlemelerinden oluşuyor. Bu nedenle duruşmalar başladığında çok ilginç ve şaşkınlık yaratacak durumlar ortaya çıkabilir. Birçok sanık hiç yargılanmadan serbest bile bırakılabilir.
Kim bilir belki bu oyunu kuranlar bunu biliyordur, belki de maksat bir süre bazı kişilere eziyet çektirmek, onları hapiste tutmak, kamuoyu önünde küçük düşürmektir.
Telefon dinlemelerini ve konuşmaların medya aracılığı ile kamuoyuna açıklanmasını eleştiren kim bilir kaç yazı yazdım. Ama o yazıları yazarken benim telefon konuşmalarımın da kaydedildiği ve bir gün açıklanabileceği aklıma gelmemişti.
Yanılmışım. Çünkü Ergenekon savcısı delil dosyalarına benim telefon konuşmalarımı da koymuş. Üstelik Ergenekon davasında bırakın “sanık” olmayı, “tanık” sıfatı bile olmayan Emin Şirin’le konuşmalarım kaydedilmiş ve dosyaya konmuş. Haberi yapan Milliyet Gazetesi’nin muhabiri arayıp “Ne düşünüyorsunuz?” diye sorduğunda gerçekten ne söyleyeceğimi bilemedim. “Korku imparatorluğu kuranların yarattığı dehşet tablosudur bu” dedim.
Faşist ülkelerde bile görülmeyen bir uygulama Türkiye’de neredeyse adi vaka haline geldi. Çok merak ediyorum benim ya da Emin Şirin’in telefonlarını dinleme emrini hangi mahkeme verdi? O mahkeme dinleme izni verirken hangi kanıtlara baktı ki başvuruyu haklı buldu?
Bu dehşet ortamını yaratanlar umuyorum ki bir gün hak ettikleri akıbetle karşılaşacaktır. Ama geçen süre içinde korkutulanların, ezilenlerin, işinden gücünden edilenlerin, dostlarından koparılanların, hayata küstürülenlerin vebalini nasıl kaldıracaklar acaba?
Allah’ın merhameti
Bugüne kadar bu köşeden sizlerle paylaştığım fıkralara çok olumlu tepkiler geldi. Geçenlerde Orhan Yorgancı’nın kaleme aldığı Bektaşi Fıkraları isimli kitap elime geçti. Ramazan da geldi, bu ay her gün bir Bektaşi fıkrasını sizlerle paylaşacağım. İşte ilki:
Bektaşi’ye bir gün sormuşlar: “Niçin hiç oruç tutmuyorsun?” Bektaşi, “Tutmayı istiyorum ama vücudum halsiz kalıyor” demiş. Tekrar sormuşlar: “Peki, iftara çağırsalar yorgun olsan da gider misin?” Bektaşi gülerek: “Düşünmem, ne yapar ne eder giderim” diye cevaplayınca soranlar şaşırmış. Neden Allah emri yerine kul davetine gittiğini çözememişler. “Şaşırmayın!” demiş Bektaşi: “Allah’ın merhameti vardır. Oysa insanlar çok gaddardır, gitmezsem çok kızarlar.”
Hür general “Nasıl yani?”
Okurlardan Handan G. önceki gün gönderdiği mesajda bakın ne diyor: “Sayın Ataklı, dünden beri bu lafı hazmedemiyorum. Eğer Genelkurmay Başkanımız, kendini emekli olunca hür hissedebilmişse, kendini hür hissetmediği ilk anda görevinden istifa etmeliydi. Türk Ordusu’nun başındaki insan acaba kime esir düşmüştü ki kendini bağımsız hissetmiyordu? Acaba yeni Genelkurmay Başkanımız da, görevini yaparken kendini özgür hissedebilecek mi? Yoksa o da mı emekli olunca ‘Oh çok şükür hürriyetime kavuştum’ diyecek. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? Saygılarımla.” Ben de tıpkı sevgili okurum gibi çok şaşırdım. “Artık hürgeneralim” sözü bana ister istemez “Nasıl yani?” dedirtti. Sayın Büyükanıt, bu sözleri emekliliğini kastederek mi söyledi yoksa bir tür itiraf mıydı? Son zamanlardaki tavrına bakınca sanki bir itiraf gibi düşünüyorum. Takdir diğer tüm okurların...
Belediye CHP’li olunca
Son günlerde medyada belediye başkanlarına açılan soruşturmalarla ilgili haberlere rastlıyoruz. Bodrum Yalıkavak’ın CHP’li Belediye Başkanı görevden alındı. İstanbul Kadıköy’ün CHP’li Belediye Başkanı için yoksullara sağlık hizmeti verdiği gerekçesiyle soruşturma açıldı. Dikili’deki CHP’li başkan yoksul halka yardım dağıttığı için yargılanıyor.
Oysa belediyelerin büyük bölümü AKP’nin elinde. Üstelik başta büyük kentler olmak üzere bu belediye başkanları hakkında bir dolu yolsuzluk, usulsüzlük, nüfuz ticareti gibi iddialar var. Hiçbiri hakkında ne soruşturma açılıyor ne de bir görevden alma var. Ama eğer belediye başkanı CHP’li ise İçişleri Bakanlığı gözünün yaşına bakmıyor. Önümüzdeki seçimlerde, (eğer böyle giderse) AKP, belediyelerin büyük çoğunluğunu ele geçirecek.
Başkanı AKP’li olmayan yerlerin vay haline...
Amaç yıldırmak ve sindirmek=
Emin Şirin’le aşağı yukarı 16 yıldır tanışıyoruz. Bu süre içinde o kadar çok bir araya gelmişizdir ki sayısını bile hatırlayamam. Hele son birkaç yıldır eskisinden de yakınız. Her gün mutlaka arayıp konuştuğum 3-4 kişiden biridir.
Eşim ise Emin Şirin’in çocukluktan mahalle arkadaşı. Ergenekon savcısı eşimin Emin Şirin’le iki konuşmasını da “kanıt” diye iddianameye koymuş. Komik ötesi.
Peki bütün bunlar neden oluyor? Çünkü bugünkü iktidarın en küçük bir eleştiriye, sorguya tahammülü yok. Kılıfına uydurabildiğini hapse atıyor. Uyduramazsa da kamuoyu önünde küçük düşürmeye çalışıyor. Amaç yıldırmak ve sindirmek.
Telefon konuşmalarımızın iddianamede olduğunu öğrendikten sonra Emin Şirin’le konuştum tabii, her gün olduğu gibi.
Şunu söyledim bu konuyla ilgili: “Bu savcı yarın öbür gün seni de beni de Ergenekon sanığı yapabilir. Bunun önüne geçecek hiçbir güç yok aslında. Verir polise talimatı, sabahın köründe gelip evden alırlar. Sonra bir yıl içeride tutup iddianame hazırlarlar. Benim demokratik medyam ise (Bir suçu yoksa korkmaya gerek yok, aklanır çıkar) diye fetva verir.” Emin Şirin, “Hiçbir şey söyleme. Gözleri kararmış durumda. Her şeyi yapabilirler. Sen aklına bile getirme bunları” cevabını verdi.
Haklı olabilir değil mi?

