Başbakan Tayyip Erdoğan’ın CNN’de Taha Akyol’un sorusuna cevap verirken “Orgeneral Büyükanıt’ın sözleri kişiseldir, zaten kurumsal olması halinde kaos olur” sözlerini duyduğumda gerçekten çok şaşırdım.
Beni Tayyip Bey’in sözlerinden çok, o sözleri söylerken takındığı ifade şaşırttı. Çünkü Tayyip Bey Genelkurmay Başkanı’ndan değil de, sanki mahalle bakkalından söz eder bir ifade ve umursamazlık içindeydi.
Hemen ertesi gün Genelkurmay Başkanlığı bir açıklama yaparak bu görüşlerin kişisel değil kurumsal olduğunu bildirerek ortalık yere ateşten top bıraktı. Bu top bakalım kimin elini yakacak?
Bana göre Erdoğan çok büyük bir maddi hata yaptı. Bu hata siyasi haritamızda ne kadar tahribat yapacak onu kestirmek mümkün değil.
Tayyip Bey’in hatası şu: Ne Türkiye’de ne de başka bir ülkede Genelkurmay Başkanı’nın sözleri bu kadar hafife alınmaz. Bir Başbakan, konu ne olursa olsun Genelkurmay Başkanı’nın sözleri için “kişiseldir” diyerek dudak bükmez.
Çünkü kişisel bile olsa Genelkurmay Başkanı’nın sözleri zaten önemlidir. Sadece Genelkurmay Başkanı mı, devletin çatısını oluşturan tüm anayasal kurumların başında oturan kişilerin görüşleri önemlidir.
Genelkurmay Başkanı “Barzani ve Talabani ile görüşmenin doğru olmadığını” söyleyebilir. Bu hükümetin siyasi kararına müdahale olarak görülmemeli.
Asker kendi açısından görüşmeyi gereksiz bulabilir, ama siyasi otorite bu görüşmeden bir yarar umacağını görüyorsa, kararını verir ve bu görüşmeyi yapar. Bunu yaparken de askerden izin almaz.
O halde Tayyip Bey neden bu kadar rahatsız oldu? “Kişisel görüşüdür” ifadesi yerine “Genelkurmay Başkanı konuya askerce yaklaşmaktadır. Biz ise siyasi otorite olarak kararımızı alır uygularız” dese Genelkurmay Başkanlığı karşı açıklama yapmak durumda olmazdı.
Ayrıca Tayyip Bey televizyon ekranlarından askerle çekişme görüntüsü vereceğine, madem siyasi otorite olarak çok güçlü olduğunu söylüyor, o zaman Genelkurmay Başkanı’nı hemen görevden almalıdır.
Eğer gerçekten Barzani ve Talabani konusunda askerin kurumsal görüş açıklaması kaos yaratacak kadar vahimse Başbakan da gereğini yerine getirmelidir.
Oysa Tayyip Bey sanki gerginlikten medet umar bir tavır takınmaktadır. Tıpkı 28 Şubat’ta mağduru oynadığı gibi şimdi de bu yoldan Cumhurbaşkanlığı’na atlamak istiyor sanki.
TÜSİAD’ın zarif uyarısı
TÜSİAD üyesi bazı ünlü isimlerin “Erdoğan Başbakan olarak kalsın” sözlerini ilk başlarda yadırgıyordum.
Çünkü Tayyip Bey’in başbakan olarak devam etmesi için 9 ay sonra yapılacak seçimleri tek başına kazanması gerekiyor. Peki seçim kazanmamış biri nasıl olup da başbakan olarak görevine devam edecek?
İçimden “Demek ki bu ünlü iş adamları daha şimdiden oylarını AKP’ye vereceklerini belirterek AKP’nin yine tek başına iktidara geleceğine inanıyor hatta bunu istiyor” diyordum.
Ancak önceki gün yapılan TÜSİAD toplantısındaki konuşmaları dinledikten sonra bu görüşüm değişti.
Çünkü TÜSİAD çok zarif biçimde Tayyip Erdoğan’dan Cumhurbaşkanı olma konusunda gerginlik yaratmaktan kaçınmasını istiyor. Bu, aklı selimin sonucudur.
TÜSİAD diyor ki “Cumhurbaşkanlığı konusunda toplumsal bir uzlaşma olmalıdır.”
Bir tarafta sadece meclisin garip aritmetiğinden yararlanmaya çalışan Tayyip Erdoğan, diğer tarafta onun Çankaya’ya çıkmasının yaratacağı sıkıntıları dile getirenler. Bu durumda “toplumsal uzlaşmaya çağrılan kim” oluyor. Tabii ki Tayyip Bey. Başbakan bu akıllı çağrılara kulak tıkamamalı.
Seçimler 9 ay sonra. Eğer gerçekten her yerde söylediği gibi halkın büyük çoğunluğu kendisini destekliyorsa, seçime girer, yine tek başına iktidar olur, ülkeye pek çok yararlı hizmet yaptıktan sonra meclis aritmetiğinin desteği ile değil, halkın desteği ile hayal ettiği makama oturur.
Çocuk istismarında ilk görev ailelere
Geçtiğimiz hafta cumartesi gününü “kamu hizmeti” görevine ayırmıştım. Uluslararası Lions 118 T Yönetim Çerçevesi Federasyonu’nun Bahçeşehir Üniversitesi ile ortaklaşa düzenlediği “Çocuk istismarında Türkiye nerede duruyor?” konulu panelin yöneticiliğini yaptım.
Buna kamu hizmeti diyorum çünkü imkânımız olduğunda bu tür faaliyetlere katılmanın önemli olduğuna inanıyorum.
Panelde CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, UNICEF Ankara Proje Sorumlusu Anna Kroon, Profesör Doktor Nilüfer Narlı, İstanbul Barosu Çocuk Hakları Komisyonu’ndan avukat Ayşenur Demirkale ve Profesör Doktor Oğuz Polat katıldı. Yaklaşık 3.5 saat süren paneli kalabalık bir izleyici kitlesi izledi.
Panel benim için çok yararlı oldu. Çünkü her biri alanında uzman kişilerden çocuk istismarı, tacizler ve cinsel tacizlerle ilgili bilmediğim pek çok yeni bilgi edindim.
Şurası bir gerçek ki çocuk istismarı konusu sadece Türkiye’nin değil hemen tüm dünyanın önemli bir sorunu. Sadece ülkelere göre bu istismarın niteliği değişiyor.
Türkiye’de ne yazık ki dayak, aile içi şiddet çok yaygın. Bir de ne yazık ki cinsel taciz ve ensest olayı ürkütüyor. Bir de bizde özellikle çocuğa yönelik şiddet normal kabul ediliyor.
Uzmanlar bu konuda halkın bilinçlendirilmesi gerektiğini kaydederek “Sadece bununla olmaz, şikâyet edilecek ve sonuç alınacak merkezlerin de hayata geçirilmesi gerek” diyor. Bu nedenle herkesin kolaylıkla ezberinde tutabileceği bir “Alo numarasının” devreye girmesi konusunda herkes hemfikirdi.
Bu arada ortak bir tavsiyeyi sizlerle de paylaşmak istiyorum: “Çocuk istismarı konusunda en büyük görev ailelere düşüyor. Anne babalar çocuklarıyla konuşmaktan kaçınmamalı. Çocuklarının ev dışında yaşadıklarını mutlaka iyi izlemeli ve bu konuda çocuklarını konuşturmalı. Çünkü çocukların önemli bölümü dışarıda taciz edildiğinde, korktuğu için evdekilere hiçbir şey anlatmıyor. Çocuklarla kurulacak arkadaşça ilişkiler bu sorunu azaltacaktır. Ayrıca Meclis, çocuklara yönelik istismarı yasal olarak da önleyecek tedbirleri almakta ağır davranmamalı.”
PeKaKa- PeKeKe ateşkes, çatışma
Son günlerde özellikle televizyonlarda bir Kürt siyasetçi konuşturma telaşı var. Hangi kanalı açsanız karşınızda bir Kürt sözcüsü görüyorsunuz.
Bu kişilerin kullandıkları terminolojilere dikkat çekmek istiyorum. Örneğin çok bilinen K harfini telaffuz etme yöntemi var. K harfini kimi Ka diye kimi Ke diye okur. Ama söz konusu PKK olunca bu sembolik bir anlam kazanıyor. Çünkü son 20 yıldır şunu gözledim. PKK’ya sempati duyanlar PeKeKe diye telaffuz ediyor. PKK’yı terörist bir örgüt olarak görenler ise PeKaKa diyorlar. Televizyonlardaki Kürt sözcülerinin hemen hepsi PeKeKe diyor.
Bir diğer tanım da çatışma ve ateşkes kelimelerinin kullanımında. Kürt temsilciler ağızlarına asla “terör” sözünü almıyor. Onlar sürekli olarak “çatışma” sözcüğünü kullanıyor ve PKK’nın eylemsiz geçen dönemlerini “ateşkes” olarak niteliyor.

