Meclis Başkanlığı seçimleri ağustos ayı içinde yapılacak. Başbakan Erdoğan AKP Grubu’nda anket yöntemiyle bir eğilim yoklaması yaptırıyor. Milletvekilleri Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olarak kimi görmek istiyorsa o aday desteklenecek. Görünüm son derece demokratik.
Oysa ben bu konuda şüpheliyim. Çünkü bu “demokratik görünüm” altında kararı yine Genel Başkan Erdoğan verecek. O kimi istiyorsa Meclis Başkanı seçilecek. Peki AKP Grubu’nda yapılan eğilim yoklamasından Köksal Toptan adı çıkabilir mi? Mümkün değil.
Zaten Erdoğan da Toptan’ı Meclis Başkanı yapmak istemediği için eğilim yoklaması yaptırıyor. Aslına bakarsanız iddialı bir görüşü savunuyorum. Köksal Toptan’ın yeniden Meclis Başkanı olmayacağını, olamayacağını söylüyorum. Buna rağmen Toptan aday olur ve seçilirse ne derim?
Diyeceğim basit. Yanıldığımı, AKP’nin daha doğrusu Tayyip Erdoğan’ın beni yanıtlığını söylerim ve özür dilerim. Ayrıca “bu yanılgımdan” ötürü de sevinirim, çünkü eğer yanılırsam AKP’nin demokrasiye giden yolda olumlu bir adım atmış olduğu gerçeği ortaya çıkar ki bundan Türkiye kazanır. Ama yine iddiayla söylüyorum ki ne Toptan seçilir ne de AKP demokrasiye giden yola doğru bir adım atar. AKP’nin “demokrasiye” yani “Erdoğan’a” yürekten bağlı milletvekilleri Genel Başkan’ın işaret edeceği bir ismi başkan seçerler.
Köksal Toptan 2007 seçimlerindeki yüzde 47’lik seçim başarısından sonra Abdullah Gül’ü Cumhurbaşkanı yapmak için planlanan bir manevra sonucu Meclis Başkanı seçilmişti.
Erdoğan, eşinin başı açık, kendisin de laik olması ihtimali bulunan Köksal Toptan’ı aday yaparak topluma “Herkesin başbakanı” imajı sunmak istedi.
Bu manevra muhalefeti de pasif hale getirdi. Toptan’ın Meclis Bakanlığı AKP’nin yüzde 47 oyuna rağmen daha uzlaşmacı, daha demokrasiye bağlı, devlet geleneğine daha saygılı gibi görünmesine neden oldu. Toptan’ın seçilmesi AKP dışındaki çevrelerce alkışlandı. Aynı yöntemin Cumhurbaşkanlığı seçiminde de uygulanacağı sanıldı.
Oysa amaç bu değildi ve AKP Çankaya’ya eşinin başı türbanlı birini oturttu. Bu kazanılacak en büyük zaferdi.
Artık Çankaya’da eşinin başı türbanlı bir cumhurbaşkanı var. Başbakanın da eşinin başı türbanlı. Artık gelinen noktada devletin en önemli üç makamının da türbanlı olması gerekiyor.
Köksal Toptan’ın AKP’li olmayan biri olarak sunduğu hizmet bitti. Kısacası Toptan’ın miadı doldu, ona ihtiyaç kalmadı. İşte bu nedenle eğilim yoklamasından çıkmayacağı gibi Erdoğan’ın da onu aday göstermesi olanak dışıdır.
Bu kadar vicdansız olmanın âlemi yok
Hiç isim vermeyeceğim. Bir tümgeneral. Kuvvet Komutanlığı’na giden yolda önü açık. Askeri Şûra yaklaşırken beklenmedik biçimde istifa ediyor. Herkes şaşırıyor.
Aradan biraz zaman geçiyor. AKP’nin yayın organlarından dinci bir gazete bir manşet atıyor. Diyor ki “Bu general yasak aşkı yüzünden istifa etti.”
Habere göre general bir kadınla otele gitmiş. Polis, kadını uyuşturucu kuryesi olduğu gerekçesiyle izliyormuş. Generalin bu kadınla kaldığı otele baskın yapılmış. General götürüldüğü karakolda hüviyetini açıklamak zorunda kalmış doğal olarak. Bu gelişmeden sonra elbette Genelkurmay da generalin gizli aşkını öğrenmiş. Tümgeneral hemen kararını vermiş istifa etmiş. Herhalde “Biraz zaman kaybedersem başıma gelenler kamuoyuna da aktarılır. O zaman hem ordumu zor duruma düşürürüm hem de kendi hayatım altüst olur.”
Böyle bir durumda kalan general başka ne yapabilir ki?
Ama “öyle olmaz” diyen AKP’nin yayın organı dinci gazete için generalin istifası yetmiyor. Onun iyice rezil edilmesi, bu sayede orduya da leke sürülmesi amaçlanıyor herhalde. Yoksa kurumunun ve kendisinin onuru için muhtemel bir kuvvet komutanlığını bir saniye düşünmeden terk eden bir kişiye öyle vicdansızlık neden yapılır?
Şimdi insanın aklına şu takılıyor: O kadın gerçekten bir uyuşturucu kuryesi mi? Polis, kadının yanındaki kişinin bir tümgeneral olduğunu bile bile mi baskın yaptı? Dinci gazete bu bilgiyi müthiş bir gazetecilik çalışmasıyla mı ortaya çıkardı, yoksa her haber gibi bu da servis mi edildi?
Kaş yaparken
Cumartesi günü ilkokul arkadaşım Nevin Can’ın su tasarrufu sağlayan cihazından söz etmiştim. Sonra da “bir ayrıcalık olsun artık eski arkadaşıma” diyerek telefon numarasını vermiştim. Bazen kaş yaparken göz çıkarmakta üstüme yok. Telefonun alan kodunu 216 yerine 212 yazınca kimse bulamamış tabii. Neyse ki 212’li numara kullanımda değilmiş, üstüne üstlük başka birine rahatsızlık verecektim. Doğru numara: (216) 327 77 84.
Asker aradı
Bu köşede dün çıkan “Okurla Sohbet” yazımda değindiğim Somali’de yakalanan korsanlarla ilgili Genelkurmay İletişim Daire Başkanı Tuğgeneral Metin Gürak aradı. Doğal olarak “üzüntülerini” belirtti ve rehin tutulan gemiye neden operasyon düzenlenmediği konusunda açıklamaları olduğunu bildirdi.
Rehin tutulan geminin sahiplerinin mürettebatın güvenliği açısından şimdilik bir operasyon istemediği biliniyor.
Tuğgeneral beş korsanın yakalanmasının ise başarılı bir operasyon olduğunu söyledi. Ben de yanlış anlaşıldığım için üzüldüm haliyle. Çünkü amacım Silahlı Kuvvetler’i başarısız göstermek değildi, ki böyle bir şey yazmak hiç aklıma bile gelmez.
Beklentinin daha yüksek olduğunu belirtmeye çalışmıştım sadece.
Ama burada dikkat çeken başka bir şey var. Belki inanmayacaksınız ama Silahlı Kuvvetler’le ilgili onlarca yazı yazmama rağmen bugüne kadar ilk kez arayıp bilgi verdiler. Buna çok şaşırdım aynı zamanda. Çünkü bugüne kadar neden zengin çocuklarının hiç Güneydoğu’da şehit olmadıklarını, Türkiye’nin 6.5 milyar dolarlık denizaltıya ihtiyacının gerçekten olup olmadığını, F-16 uçaklarının neden çok sık düştüğünü, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı’nın Fethullah Gülen raporu hazırladığı için mi yolsuzlukla suçlandığını, bunca hakarete rağmen neden Genelkurmay’ın hiç dava bile açmadığını da sormuştum ama kimse arayıp bilgi vermemişti.
Basit bir korsan yakalanması olayıyla ilgili gösterilen hassasiyet ise şaşırtıcı olduğu kadar sevindirici de benim için. Kim bilir belki Genelkurmay artık iyi niyetli sorulara olduğu kadar saldırılara da cevap vermeye başlayacaktır artık.
Kim şanslı?
Yıldırım Tuna’dan: Kızın biri meşhur falcıya gidip “İki oğlan birden bana âşık ve evlenmek istiyor” demiş, “Acaba hangisi şanslı?” Falcı önce “Şakir seninle evlenecek” demiş ve sonra eklemiş: “Şanslı olan ise Mahir.”

