Koalisyon olursa ekonomik istikrar bozulmaz

Dünden kaldığımız yerden devam etmek istiyorum. Dün koalisyonların istikrarı bozmayacağını, tek parti iktidarının nitelik olarak istikrarı sağladığını sandığımızı ama bunun bir süre sonra tek parti diktatörlüğüne döndüğünü anlatmaya çalışmıştım

Haberin Devamı

Dünden kaldığımız yerden devam etmek istiyorum. Dün koalisyonların istikrarı bozmayacağını, tek parti iktidarının nitelik olarak istikrarı sağladığını sandığımızı ama bunun bir süre sonra tek parti diktatörlüğüne döndüğünü anlatmaya çalışmıştım.

Bugün özellikle iş dünyasının en büyük korkusu olan “Koalisyon olursa ekonomik istikrar bozulur” görüşünü ele almak istiyorum.

Bugün ekonomik istikrar var mı?

Rakamsal olarak var tabii. Borsa, faiz, döviz üçgenine baktığımızda ortada başarı olduğunu söyleyebiliriz. Bunun halka yansıması ise henüz gerçekleşmedi. Bugün istikrar görüntüsü altında aslında müthiş bir ekonomik kriz yaşıyoruz.

Ne işçi, ne memur, ne esnaf, ne çiftçi, ne de küçük girişimci hayatından memnun. Herkes kan ağlıyor demek yanlış olmaz.

Buna karşın, eğer makro ekonomik dengeler bozulursa durum daha da kötü olacak. O halde “istikrarlı ekonominin tüm halka da yansıması için gerekli süreç henüz tamamlanmadı” demek yanlış olmaz. Peki bu istikrarın halka da yansıması için ille de tek parti iktidarı sürmeli mi? Bir başka deyişle bu tek parti iktidarı ille de AKP’nin elinde mi olmalı? İşte iş dünyasının endişesi burada başlıyor. Ekonomideki istikrarın AKP’nin tek başına yarattığına inanan bu çevreler, AKP’nin iktidardan gitmesi halinde bunun bozulacağına inanıyor.

Büyük hata. Çünkü AKP gitsin ya da gitmesin, AKP’li ya da AKP’siz bir koalisyon kurulsa da Türkiye geldiği noktadan asla geri dönemez.

Bir kere şu noktada hemfikir olmamız gerek. Bugünkü ekonomik istikrar tablosu AKP’nin tek başına yarattığı bir olgu değil. AKP iktidara gelmeden kısa bir süre önce alınmış kararları hiç bozmadan harfiyen uyguladı. Bu başarı mıdır? Evet.

AKP’nin başarısı şudur: AKP belki kendisi için bile sürpriz olan bir seçim başarısıyla tek başına iktidara geldi. Tayyip Bey ve kurmayları, iktidarda kalabileceklerine inanmıyorlardı ilk zamanlarda belki. Bu nedenle kimseyi rahatsız etmeyecek hatta destek olmalarını sağlayacak iki politikayı ilk iki sıraya yerleştirdiler.

Avrupa Birliği hedefi ve ekonomideki istikrar.

Avrupa Birliği ile ilgili yasa ve düzenlemeler zaten hazırdı. Sadece üç parçalı koalisyon döneminde bunların Meclis’ten geçmesi zaman alıyordu. AKP avantajını kullanarak bunu hızlandırdı. Ekonomik paketler de hazırdı. AKP bu paketlerin ambalajını bile bozmadı.

Peki AKP gider de yerine ikili üçlü koalisyonlar gelirse bunlardan sapma olur mu?

Asla olmaz. Çünkü zaten bu istikrarın temeli AKP dışındaki bu partilerin döneminde atılmıştı. Türkiye’yi geldiği bu noktadan geri çevirmeye ne kimsenin hevesi olur ne de bunu yapacak gücü.

Ancak belki bazı uygulamalar nedeniyle bugünkü iktidardan, normalin üzerinde avantaj sağlayanların düzeni biraz bozulabilir. O kadar da olacak artık.

Konuya yarın “Güçlü koalisyon için ne yapılmalı” başlığı ile devam etmek istiyorum.

*****

Yeşil Kart’ın şifreleri çözülüyor
Geçen hafta yazdığım “Yeşil Kartın avantası nedir?” başlıklı yazıya pekçok tepki geldi. Bu uygulamayı yakından bilen uzmanlardan da bazı rakamsal veriler de aldım. Yeşil Kart’ın neden bir cazibe alanı olduğu konusunda da ipuçları elde ediyorum.

Örneğin bu hükümet döneminde Yeşil Kart sayısında anormal bir artış olmuş.

Örneğin Mart 2005’te 6 milyon 200

bin olan Yeşil Kartlı sayısı bir yıl sonra 12 milyon 52 bine çıkmış. Yeşil Kartlı vatandaş sayısı Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da neredeyse nüfusun tamamına eşit gibi.

Yeşil Kart’ın sağlık giderleri için 2005 yılı ocak ayında 14 milyon YTL’lik

ödenek harcanırken, haziran ayında bu rakam 684 milyon 568 bin liraya çıkmış.

Hükümet Yeşil Kartlı sayısını

20 milyona çıkarmayı planlıyormuş.

Tüm bunlar yoksullara yardım adı altında ülkenin nasıl fakirleştirildiğinin de bir göstergesi. İnsanlara iş bulmak, yeni iş alanları yaratacak olanaklar sunmak yerine yoksulluklarının devamını sağlayacak yardımlar yaparak bir tür pasifleştirme operasyonunu gerçekleştirmiş oluyorsunuz.

Şimdi gelelim Yeşil Kart’ın bazı kullanım alanlarına. Bazı işyeri sahipleri Yeşil Kartlı vatandaşları çok daha ucuz ücretlerle ve hiçbir sosyal güvence hakkı vermeden çalıştırıyormuş. Vatandaşın sağlık giderleri Yeşil Kart’tan sağlanınca, onlar da iş bulmak umuduyla başka sosyal güvence istemiyormuş. Böylelikle çok büyük bir vergi kaçakçılığı ve emek hırsızlığı ortaya çıkmış oluyor.

Bir başka sahtekârlık da Yeşil Kart karnelerini kullanarak başkalarına ilaç ve benzeri tıbbi ihtiyaçların satın alınmasıymış. Bunu da eczacılar çok yakından biliyormuş.

BMW’li Yeşil Kartlılara gelince; onlar da bu sistemin haksız kazanan uzantıları oluyor. Yanında Yeşil Kartlı işçiyi hiçbir sosyal güvence vermeden çalıştıran, sağlık karnesi ile başkalarına işlem yaptıran bu tipler, işleri kolay takip edebilmek için sahte belgelerle Yeşil Kart alıyorlarmış.

Bunların hepsi ihbar niteliğinde sanıyorum. Devleti yönetenlerin popülizme sapmadan bunları incelemesi ve gerçekten hak sahibi vatandaşı kırmadan, üzmeden, sorunu gidermesi gerekir.

*****

Cumhurbaşkanının sorumsuzluğu
Anayasa’nın Cumhurbaşkanlığı ile ilgili maddesine bakarken bir şey dikkatimi çekti. Cumhurbaşkanı, görev süresince hiçbir eyleminden sorumlu tutulamıyor.

Ancak maddede dokunulmazlık ile ilgili tek satır yok. Oysa milletvekillerinin dokunulmazlığı uzun bir cümle ile tarif edilmiş.

Aklıma şu geldi; cumhurbaşkanı, seçilmeden önce işlediği bir suç nedeniyle yargılanabilir mi, çünkü Anayasa maddesinde sorumsuzluk var ama dokunulmazlık yok.

Konuyu Anayasa hukukçusu Profesör Süheyl Batum’a sordum. Yanıldığımı söyledi; çünkü Cumhurbaşkanının kendisinden daha altta olan milletvekillerinden daha az koruma altında olması düşünülemezmiş, dokunulmazlık açıkça yazılmasa da, milletvekili dokunulmazlığı cumhurbaşkanları için de geçerliymiş.

Batum “Bakanlar için de bu böyle. Yasada bakanlar için dokunulmazlıktan söz edilmez. Hatta hatırlıyorum, bir dönem bir savcı bir bakan hakkında (yasada bakan dokunulmazlığı yazmıyor) diyerek dava açmaya çalışmıştı. Ama bakanlar için yazılmasa da milletvekilliği dokunulmazlığı aynen işler” dedi. Merakımı giderdim.

*****

Arkeologlar işe giremiyor
Türkiye arkeoloji açısından dünyanın en zengin ülkelerinden. Anadolu topraklarında 10 bin yıllık tarih yatıyor. Tüm dünyanın önde gelen arkeologlarının gözbebeği bir ülke durumundayız.

Ancak böyle olmasına rağmen Türkiye’deki arkeologlar Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ilgisizliğinden ve iş bulamamaktan yakınıyor.

Çok sayıda boş arkeolog kadrosu bulunmasına rağmen son yıllarda üniversitelerden mezun olan birçok genç beynin açıkta kaldığı belirtiliyor. Birçok yerde olduğu gibi bu alanda da torpil ve nüfuz ticaretinin olduğunu söyleyen yeni mezun arkeologlar Kültür ve Turizm Bakanı Aktilla Koç’a çağrıda bulunarak işe alınmaları için ortaya çıkarılan engelleri kaldırmasını istiyorlar.

Arkeolojik eserlerimizin birçoğu uzman yetersizliği nedeniyle bakımsız ve tasnifsiz halde kaderine terk edilmişken, Türkiye’nin yetişmiş elemanlarını işsiz bırakmasını anlamak mümkün değil. Herhalde bir açıklaması vardır.

DİĞER YENİ YAZILAR