Son zamanlarda kiminle konuşsam bir yarışmadan ve sunucusundan söz ediyor. Öyleki, bu tür programları asla izlemediğimi sandığım insanlar bile “Bayılıyorum” diyor.
Sözünü ettiğim kişi Acun Ilıcalı. Show TV’de yayınlanan “Var mısın Yok musun?” programını sunuyor.
Yarışma bile denemeyecek kadar basit bir olay. Ortaya (galiba) 20 tane kutu konuyor. Bunların içinde 1 liradan 500 bin liraya kadar para var. Yarışmacı birini seçiyor, sonra diğer kutuları tek tek açtırıyor. 1 lira kazanmak da 500 bin lira kazanmak da mümkün. Diğer ayrıntıları zaten biliyorsunuzdur.
Bu yarışma (ya da doğrusu şans oyunu) umulanın çok üzerinde bir ilgi gördü. Hatta yılbaşı gecesi yayınlandığı sırada diğer tüm kanalları sildi süpürdü.
Gözlediğim kadarıyla programın tutmasında para kazanma heyecanı elbette çok önemli. Ama bana göre bundan da önemlisi Acun Ilıcalı’nın yarattığı iklim. Çünkü yarışmaya katılanlar çok uzun süre birlikte kalıyorlar. Bir arada yaşayan ve birbirini tanımayan insanlar bir süre sonra şiddetli tartışma ve kavgalara tutuşurlar. Bunu daha önceki programlarda gördük. Oysa Acun Ilıcalı’nın programına katılanlar inanılmaz bir sevgi, dostluk ve işbirliği örneği sergiliyor.
Katılımcıların “kıskançlık” duyguları yok olmuş. Herkes bir diğerinin kazanması için yürekten coşku gösteriyor, kazananı kucaklıyor, kaybedenle birlikte üzülüyor. Oysa gerçek hayatta yaşadığımız bunun tam tersi. Herkes birbirinin gözünü oymaya çalışırken, başkasının başarısı yüzünden karalar bağlayanlar çoğunlukta.
Acun Ilıcalı’nın programında ise ortaya herkesin özlediği muhteşem bir tablo çıkıyor.
İnsanı bu kıskandırıyor, ki bu bana göre güzel bir kıskançlık.
Acun Ilıcalı’ya başarısının devamını dilerim.
Birlikte kullanamazsın
Bir gün Tanrı Âdem’e gelir ve “Sana bir iyi bir de kötü haberim var” der.
Âdem “O zaman önce iyi haberleri ver” diye meraklanır.
Tanrı açıklamaya başlar, “Sana iki yeni organ vereceğim. Birinin adı Beyin. Yeni şeyler yaratmanı, problemleri çözmeni, Havva ile zeki ve zevkli sohbetler etmeni sağlayacak” der.
“Peki ikincisi” diye sorar Adem. Cevap gelir: “Vereceğim ikinci organın adı ise henüz belli değil. Bu sana inanılmaz zevk verecek, üremeni sağlayarak dünyanın nüfusunu arttırmaya yarayacak, Havva’yı çok memnun edebileceksin, sana daha da âşık olacak.”
Âdem çok heyecanlanır, “Bunlar harika hediyeler. Böyle güzel iki haberden sonra hangi haber kötü gelebilir ki?” diye sorar.
Tanrı Adem’e üzüntü içinde bakar ve cevaplar: “Bu iki organı asla aynı anda kullanamayacaksın!”
Döne döne Derviş dönemine dönmüşüz
Cuma günü ekonomik alanda 6.5 yıldan sonra bir ilki yaşamışız. Türk lirası dolar karşısında ilk kez 6.5 yıl önceki düzeyine gerilemiş
6.5 yıl öncesi, yani 2001 yılı. Ekonomik kriz patlamış, hükümet çaresiz kalmış ve Amerika’dan Kemal Derviş ithal edilmiş. O da gelmiş bir takım önlemler almış, Türk lirasının dolar karşısındaki değerini de 1590 liraya getirmiş.
Aradan yıllar geçmiş. Türk lirasından 6 sıfır atılmış. Şu anda Türk lirasının dolar karşısındaki değeri 1.59 olmuş. Koyun yanına 6 tane sıfır. Eder 1590 lira.
Demek ki 6.5 yıllık ekonomi mucizesinden sonra geldiğimiz daha doğrusu döndüğümüz nokta Derviş’in dönemiymiş.
Bilmiyorum yanlış mı düşünüyorum ama bu tablodan şu sonuç çıkıyor. Kemal Derviş geliyor. Doları 1590 lira yapıyor ve bazı önlemler alıyor. Sonra seçim oluyor. AKP kazanıyor. 5 yılı aşkın süre iktidarda kalıyor. Doları alıyor yukarılara çıkarıyor, sonra tekrar eski yerine döndürüyor ve başarılı sayılıyor.
Bu iyi birşey mi yoksa kötü bir şey mi? Millet sonuçta cebine girene ve cebinden çıkana baktığına göre kararı kendisi verecektir.
Kamyon çeker 10-20 ton, gönlüm çeker Paris Hilton
Kadın erkek kıyaslamasında yeni buluşlar
Kadın beyni hacim açısından erkek beyninden daha küçük olmasına rağmen, genel kültür ve bilgi birikimi konusunda kadınlar erkeklere %3’lük bir fark atmış...
Erkekler bir kadına kur yaparken sesini alçaltıyor, kadınlarsa yükseltiyor...
Kadınlar yüksek sesle konuşmayı ve sesli düşünmeyi seviyor erkeklerse her ikisini de içinden yapmayı tercih ediyor... Bu yüzden kadınlar erkekleri “duygusuz bencil yaratıklar” olarak görürken, erkekler de kadınları “sürekli kafa ütüleyen başbelaları” olarak görüyor...
Konuşmak ve kelimeleri özenle seçmek, erkek beyninde özel bir yetenek değil. Bu yüzden
kendilerini sözcüklerle ifade etmekte çoğu zorlanır...
Kadınlar iletişim kurmak için günde 20.000 kelime, mimik ve jest kullanırken bu sayı erkeklerde sadece 7.000...
Erkek derisi kadın derisinden daha ince... Bu yüzden kadınların kırışıkları erkeklerden fazla oluyor... Erkekler dokunma duyusunun hassaslığını daha ergenlik çağında kaybediyor...
Bir kadın, ilişkisi iyi gitmiyorsa işine konsantre olamıyor... Bir erkek ise işi iyi gitmiyorsa ilişkisine konsantre olamıyor...
Erkekler bir seferde sadece bir tek işi yapabiliyor... Mesela yol haritasına bakmak için arabayı kenara çekip radyoyu da kapatıyorlar. Kadınların beyni ise multi-tasking (aynı anda birden çok işlem) yapmaya daha uygun, mesela telefonla konuşurken aynı anda hem tv’deki diziye hem fırındaki yemeğe bakabiliyorlar...
Kadınlar sevdikleri erkekle seks yapmaya doyamıyor... Erkeklerse seks yapmaya doyamıyor...
Yeryüzündeki erkeklerin %20’si kadınsı bir beyin yapısına sahip, kadınların %10’u da erkeksi bir beyin yapısına sahip... Buna göre dünyada lezbiyenlerin 2 katı kadar gay bulunmaktadır.
Kim aradı
Yetmiş sekiz yaşında, tonton bir babaannem var. Ne kadar modern olsa da gelişmiş teknolojiye ayak uydurmakta epey zorlanıyor. Buna en güzel örnek evimi aradığında telesekretere bıraktığı not.
“Babaannesi aradı dersiniz.”

