Kimse gazetecilere “sorumsuz” diyemez

Haberin Devamı

İstanbul Bostancı’daki terör olayından sonra iktidar ve makam sahipleri yine hedef olarak medyayı seçtiler. Denilen özetle şu:

“Gazeteciler görev yaparken sorumlu olmalı, operasyonları tehlikeye atacak ya da teröristlerin işine yarayacak davranışlardan ve haberlerden kaçınmalı.”

Hayır efendim, böyle şey olmaz.

Gazeteci görevini yaparken “Bu davranışım acaba polisin çalışmasını zorlaştırıyor mu, teröriste yarıyor mu, ülke çıkarlarına aykırı mı?” diye bir soru sormaz, soramaz.

Gazetecinin görevi haberi herkesten önce, en iyi ve doğru biçimde almaktır.

Bunun için de elinden ne geliyorsa yapar.

Olayın sorumluluğu ise tamamen devlet yetkililerinin elindedir. Gerekli düzenlemeleri onlar yapacaklar ve gazetecilerden buna uymasını isteyeceklerdir. Eğer gazeteci uymazsa bu konudaki yasalar neyi gerektiyorsa onu uygulayacaklardır.

Bostancı’daki olayı izleyen gazeteci arkadaşlarımız, eğer fırsatını bulsalar teröristin bulunduğu eve bile girmek isteyeceklerdir. Hatta polislerin çatışma alanının çok çok önünde olmayı tercih edeceklerdir. Çünkü bu, gazeteciliğin ruhunda vardır.

Gazeteciyi sorumsuzlukla, ülke çıkarlarını düşünmemekle, teröriste bilmeden yardım etmekle suçlamak, beceriksizliğin üstünü örtmek için başvurulan nafile bir çabadır.

Bostancı’daki olayda gazetecileri suçlamaya kalkanlar aslında dönüp kendi beceriksizliklerine bakmak durumundadır. Elbette bir güvenlik uzmanı olmadığım için operasyonda yapılan hataları söylemek haddim değildir, ama çıplak gözle bile görünen bir acemiliğin faturasını gazetecilere ödetmeye kalkmak ve o gazetecileri halkın gözünde küçük düşürmeye çalışmak da yanlışların en büyüğüdür.

O gazeteciler bugün bir operasyonda canlarını bile tehlikeye atarak ön saflara sızmaya çalışırken, dün, uçakların, tankların, ağır bombaların kullanıldığı savaşlarda da en öndeydiler. Bu hep böyle olacak.

Gazetecinin tek hedefi vardır: Haberi almak. Geri kalan sorumluluk onun değildir. Kuralları koyanların ciddiyeti ve becerisidir esas olan.

*****

Sayın Başbakan Taksim’i açın

Sayın Başbakan; 12 Eylül askeri yönetimi tarafından kaldırılan 1 Mayıs Bayramı’nı yeniden kutlama kararınız her türlü övgünün üzerindedir. Ülkemize sürülmüş kara bir lekenin nihayet temizlenmiş olması hepimizin ortak mutluluğudur.

Ancak, her nedense işçi kesiminin en önemli talebi olan 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama talebine yine kulak tıkıyorsunuz. Bunun için de yine askeri dönem sırasında alınmış bir kararın arkasına sığınıyorsunuz.

32 yıl önceki bir korkunç olaydan sonra demokrasi adına da büyük mesafe aldık. Artık hâlâ o yılların etkisi ve korkusuyla Taksim’i işçi ve emekçiye kapatmak bir haksızlıktır.

Sayın Başbakan; diyeceksiniz ki “Taksim sadece 1 Mayıs’a değil, bütün mitinglere kapalı.” Tamam işte, zaten bu yıl bu anlamsız tabuyu da yıkmanın zamanı geldiğine siz de inanmak istemiyor musunuz?

İstanbul Valisi elbette “sizin izin vermediğinizi” söylemek istemiyor ama saklanacak bir şey yok, herkes biliyor ki Taksim için izni siz vermiyorsunuz. İstanbul Valisi de ne yapacağını şaşırmış halde tüm okları üzerine çekerek “güvenlik” gerekçesini ileri sürüyor.

Bu nedenle de doğrudan sapmak zorunda kalarak “İhbar aldık, büyük bir saldırı olacak” açıklamaları yaparak gülünç duruma da düşüyor. İki yıl üst üste aynı gerekçeyi söyledi valimiz, ama bunun doğru olmadığı ortaya çıktı.

Bugün DİSK’iyle, Türk-İş’iyle, Hak-İş’iyle işçiler, tüm sivil toplum kuruluşları, sanatçılar, akademisyenler, aydınlar ve İstanbullular Taksim’in artık 1 Mayıs’a açılmasını istiyor.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de dün Taksim’in 1 Mayıs için açılmasında bir sakınca olmayacağını düşündüğünü açıkladı.

Galiba bir tek siz istemiyorsunuz ve siz istemediğiniz için de gerginlik çıkıyor. Demokrasiye saygı ve inancınızı gösterin ve lütfen Taksim’i açın.

*****

Eksik para

Okan Paça’dan: Küçük çocuk bakkala öfkeyle sordu: “Neden hep küçük yumurta veriyorsun?” Bakkal: “Taşınması kolay olur da ondan.” Bunun üzerine çocuk eksik para verip yumurtaları alıp giderken bakkal seslendi: “Ama sen eksik para verdin.” Çocuk gülerek: “Sayması kolay olur da ondan.”

DİĞER YENİ YAZILAR