Kimse bahane aramasın

Haberin Devamı

Ahmet Türk Samsun’da saldırıya uğradı. Şimdi herkes olayı lanetleme peşinde. Suçlu da bulundu: Emniyet.

Ahmet Türk gerektiği gibi korunamamıştır. Doğru.

Polisler adeta kasıtlı biçimde yavaş hareket etmiştir. Doğru.

Samsun Emniyet Müdürü olaya 1 dakikada teşhis koymuştur. Doğru.

Saldırgan tıpkı Ogün Samast gibidir. Doğru.

Bütün bu doğrular yaşadığımız gerçeği değiştirmiyor.

Açılım adı altında sadece kin ve düşmanlık tohumlarını serpenler şimdi eserleriyle övünebilirler. Kendilerine “demokrat” süsü veren maskeli faşistler amaçlarına ulaşmanın keyfiyle kınalarını yakabilirler.

İstenen olmuş, bugüne kadar aralarında sorun olmayan Türk ve Kürt halkı düşman haline getirilmiştir.

İktidar ve yandaşlarının her fırsatta dostluk kardeşlik nutukları atmalarına bakıp da aldanmayın sakın. Dostluk kardeşlik diye diye, sözde kültür adına etnik kimlikleri vurgulaya vurgulaya bu halkı böldüler. Araya kin ve nefret soktular Samsun’daki saldırı “dangalakçadır” ama bu neyi değiştirir ki? Olan olmuştur. Emniyeti suçlasanız da, saldırganın provokatör olduğunu ortaya çıkarsanız da, ağır cümlelerle bezenmiş kınama mesajları yayınlasanız da atılan kin ve düşmanlık tohumlarını geri çekemezsiniz. Çünkü o tohumlar çoktan atıldığı topraklarda filizlenmeye başladı. Ülke göz göre göre bölündü. Bölünme ille de sınırların değişmesi demek değildir. Olanlara kimse bahane aramasın. Bizi bu hale getirenler oturup düşünsün.

***


Ermeni protokolleri Meclis’ten geçmezmiş

Başbakan, Amerika’ya kafa tutar görünmek için “Gitmem” dediği Amerika’da Ermenistan Devlet Başkanı Sarkisyan ile görüştü. İzleyenler görüşmenin çok soğuk ve gergin geçtiği yorumlarını yaptı. Anlaşıldığı kadarıyla şimdilik “görünen” bir sonuç yok ortada. Erdoğan yine iç politikaya yönelik hafif kabadayı tavrını burada da göstermiş.

Ancak başta ABD olmak üzere Batı’nın baskılarına bakarsak, önümüzdeki dönemde hayli ilginç günler yaşayacağız. Muhtemelen yine “Asla olmaz” dediğimiz bir konuda yine taviz vereceğiz.

Başbakan’ın Sarkisyan’la yaptığı görüşmede söylediği bir cümle çok dikkatimi çekti: “Protokoller şimdi Meclis’e gelirse reddedilir.”

Yani Başbakan’ın üstü kapalı söylediği şudur: “Bu protokolleri Meclis’ten geçirmeye benim bile gücüm yetmez. Kaldır parmak indir parmak bu işte geçerli olmaz.”

Şimdi gelin o fotoğrafı hatırlamayın. Masada Türkiye ve Ermenistan Dışişleri Bakanları oturuyor. Arkada da ABD, Rusya ve İsviçre Dışişleri Bakanları dikilmişler. Sanki zoraki bir nikâh kıyılıyor. Peki şimdi sormak gerekmez mi? O biçimsiz fotoğrafı çektirirken imzaladığınız protokollerin Meclis’ten geçeceğine inanıyor muydunuz?

Aslına bakarsanız Ermenistan ile protokoller imzalandığı günden beri bu gerçek biliniyor. AKP kurmayları protokolleri tutabildikleri kadar tutacaklarını ve Meclis’e indirmeyeceklerini söylüyorlardı. Hani Başbakan CHP’yi eleştirmek için “Şark kurnazı” sözünü kullandı ya. Bu söz tam da bu durum için geçerli: “Durumu kurtarmak için şimdilik imzayı atarız, sonra bunların onayı için Meclis’e getirmeyiz.”

Tamam da iç politikada geçerli olabilir bu tutum. Ama dünya öyle bakmıyor işte. Sayılı gün çabuk geçiyor ve imzayı attıranlar sormaya başlıyor “Hani, ne zaman onaylayacaksınız?” diye. Şimdilik “Bekliyoruz bakalım ABD 24 Nisan’da ne yapacak” diyebilirsiniz. Ama o tarih de gelecek 10 gün sonra. Ardından ne bahane bulunacak? Göreceksiniz, şu 24 Nisan’ı “hayırlısıyla” bir atlatalım, protokoller “zafer nutuklarıyla” Meclis’ten geçiriliverir de şaşar kalırız.

***


Hastalığa karşı ne yapıyorum?

Yatağa yapışıp kalınca bir tür “hastalık edebiyatı” yapmak niyetinde değilim elbette ama, artık ayağa kalktığıma göre yaşadıklarımdan çıkardığım dersleri de paylaşmak istiyorum. Başkalarının da işine yarayabilir.

Öncelikle dün yazdığımı tekrarlayayım: İlaç kullanmaktan nefret ederim. Ama bu hasta olduğumda kullanmadığım anlamına gelmez.

Olur olmaz zamanlarda ilaç almam. Başkasına iyi geldiğini duyduğum bir ilacı alıp kullanmam. Eğer hastalandığımı hissediyorsam hiç zaman yitirmeden hemen doktora giderim. En azından “erken teşhis” adına bu çok önemli bence.

Ağır bronşit sıkıntısı yaşadığım sırada da hemen doktora gittim. Bana bir antibiyotik, öksürük şurubu ve nefes açıcı verdiler. Bunların adını yazmam, çünkü her ilaç hastanın kendi özel durumuna göre veriliyor.

Ama bu ilaçların dışında vücut sağlığıma yaradığını gördüğüm doğal destekler de aldım ki bunları yazabilirim. Öncelikle belki 30 yıldır hemen her gün mutlaka doğal bitki çayları içiyorum. Zencefil (ginger) ve rezene neredeyse her gün içtiğim bitkiler. Ama geçirdiğim hastalık sırasında bunları daha da artırdım.

Kekik, ıhlamur, çubuk tarçın, karanfil ve zencefili birlikte kaynatıp içine bal koyarak ve biraz da limon sıkarak sık aralıklarla içtim. Bol limon suyuna birkaç kaşık bal çok iyi geliyor örneğin. Belki de işin önemli püf noktalarından biri, ağır öksürüklerde bol sıvı tüketmek. Bu su da olabilir ama tercihen bitki çayları bence daha iyi. Bitki çaylarını poşet yerine güvendiğiniz bir aktardan alacağınız gerçek bitkilerden yapmanızı ayrıca tavsiye ederim.

***


Bu gece Genç Bakış’tayım

Kanal D’nin en çok izlenen siyasi-sosyal programı Genç Bakış bu hafta Samsun 19 Mayıs Üniversitesi’nden seslenecek kamuoyuna. Programın yapımcısı ve sunucusu Abbas Güçlü bu anlamlı haftada yapılacak programa beni de davet etti.

CHP’li milletvekili Muharrem İnce’nin de katılacağı programda Türkiye’nin nereye gittiğini 19 Mayıs Üniversitesi öğrencilerinin sorularını yanıtlayarak anlatmaya çalışacağız. Bu gece 0.30’dan itibaren yayınlanacak programı her hafta olduğu gibi bu hafta da kaçırmayın derim.

DİĞER YENİ YAZILAR