OKURLA SOHBETLER
Sevgili okurlar; referandumu geride bıraktık. Tabii şimdi gözler uygulamalarda olacak. Türk halkına verilen sözler tutulacak mı, özellikle yargı konusunda söylenen “Yargıyı ele geçirme planımız yok” söylemi gerçek mi yoksa yargı bağımsızlığı beklenildiği gibi ortadan kalkacak mı, hepsini göreceğiz. Burada herhalde en önemli görev, aynı zamanda kendisini iktidar alternatifi olarak gören CHP’ye düşüyor.
CHP’nin durumu
Ancak CHP bu işlevi yerine getirebilecek mi? 2011’in yaz başında yapılacak seçimlerde varlık gösterebilecek ve iktidar alternatifi olabilecek mi? Bu sorulara şu anda kesin bir cevap verme olanağı ise yok. Çünkü CHP referandum öncesi beklenmedik bir genel başkan değişikliği yaşadı ve parti kendi iç dengelerini bile kuramadan çetin bir mücadeleye girdi. Sonuç istenen başarıyı getirmedi. Ortalık şimdilik çok karışık.
Yükselen değer CHP
Deniz Baykal’ın “alçak” bir planla genel başkanlıktan inmek zorunda bırakılması, aynı şekilde yine beklenmedik biçimde Kemal Kılıçdaroğlu‘nun partinin başına gelmesi, kamuoyunda bir rüzgâr estirdi. Kılıçdaroğlu adıyla birlikte CHP’nin içinde değil belki ama CHP’ye yakınlık duyan kesimlerde bir heyecan yarattı. Buna karşın referandum sonuçlarına bakıldığında “yükselen değerin CHP olup olmadığı” yolunda kuşkular var.
Yüzde 25’i kabullenmek
Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte esen rüzgârlarla CHP’nin oyunun yüzde 35‘leri zorladığı iddiaları bile ortaya atılmıştı. Oysa referandum sonuçlarına göre yüzde 35’lik oranın çok gerçekçi olmadığını söyleyebilirim. Hele sonuçları neredeyse birebir tahmin eden Konda şirketinin verilerine göre CHP’nin yüzde 23-24 dolayında görünmesi bu kuşkuyu daha artırıyor. O halde CHP şu anda yüzde 25‘lik bir tabanı kabul etmeli.
Yukarı çıkış
CHP hiç havaya girmeden oy tabanının yüzde 25’lerde olduğunu kabullenerek seçime hazırlanmaya başlarsa, bana göre çok daha akıllıca davranmış olur. CHP, iktidar partisinin referandum başarısını göz önüne alarak, yeni siyasetler, projeler üretmek konusunda çok daha aktif ve özverili olma şansını yakalayarak bir “yukarı çıkış” ivmesini gerçekleştirebilir. Bu parti tabanına da, topluma da moral verecektir.
Örgütün değiştirilmesi
Tabii bu yukarı çıkış trendini yakalaması için CHP’nin “tüm örgütünü” yeniden gözden geçirmesi ve yenilemesi gerekir. CHP uzun yıllardır halkın umudu haline gelemiyorsa, bu sadece genel başkanlıkla çözülecek bir sorun değildir. Çünkü asıl sorun CHP’nin örgütündedir. Bu örgüt artık eskimiştir, köhnemiştir ve ne yazık ki pek çok yerde çürümüştür. Bu yapının tamamen değişmemesi halinde CHP’den hiçbir şey olmaz.
Önder Sav faktörü
CHP örgütü denince akla ilk gelen isim Genel Sekreter Önder Sav‘dır. Çok uzun yıllar CHP’ye hizmet eden Önder Sav, tüm örgüte hâkim olduğu gibi, çoğu kez Genel Başkan’dan bile daha güçlü olarak örgüte hükmetmektedir. Örgütün yenilenmesi, partiye heyecan getirilebilmesi için, işe en baştan başlamalı ve Genel Sekreter Önder Sav, bir fedakârlık örneği göstererek, değişime kendinden başlanmasını sağlamalıdır.
Önder Sav hayranlığı
Bu noktada bana çok ilginç gelen bir gözlemimi aktarmak istiyorum. Pek çok CHP’li ile yaptığım konuşmalarda şu cümleyi çok duydum: “Önder Sav olmasa bu parti ayakta duramaz.” Peki neden? “Çünkü” diyorlar, “Önder Sav bütün örgütü biliyor, tanıyor. Eğer o olmasa partideki bütün işler karışır.” Özellikle partiye yeni katılan ve Parti Meclisi’ne seçilen isimlerde bu hayranlığın daha da fazla olduğunu görüyorum.
Siyasi bilmemek
CHP’ye yeni katılan isimlerin Önder Sav hayranlığını anlamak mümkün. Çünkü bu kişiler, siyasetle particiliği karıştırıyorlar. Hele iktidar mücadelesi olarak sadece “Kurultay kazanmayı başarı sayan” CHP’de siyasetten çok particiliğin öne çıktığını bilmedikleri için, Önder Sav‘ın örgüt üzerindeki “olağanüstü bilgisi” ve “etkinliği”, yeni CHP’lilerin gözlerini kamaştırıyor.
Bilince örgüt iyi olmaz
Oysa, siyasetle particiliği bilmeyen CHP’lilerin görmediği bir nokta var. Önder Sav örgütü çok iyi tanıyabilir. Eğer Önder Sav olmasa, CHP’de örgütle temas edecek bir kişi bile olmayabilir. Ama Önder Sav’ın örgütü iyi tanıması o örgütün iyi olduğu anlamına gelmez. İşte CHP’lilerin artık bunu görmesi ve örgütü tepeden tırnağa yenilemeleri gerekir. CHP seçimlere bu örgütle girerse başarılı olma ihtimali azalacaktır.
Kılıçdaroğlu’nun gücü
Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin başına büyük mücadeleler vererek gelmedi. Ama bu Kılıçdaroğlu’nun pasif davranmasına, örgütü bilenlerin vesayeti altında yönetim biçimi belirlemesine bahane olamaz. Kemal Kılıçdaroğlu, eğer kılıcını çekip gerçek bir genel başkan olduğunu gösteremezse kendisi çekip gitmek zorunda kalır. Bu aşamada Kılıçdaroğlu’nun çekip gitmesini istemek ya da sağlamak CHP’nin bölünmesi anlamına gelir.
Kimseden korkmamalı
Kemal Kılıçdaroğlu CHP Genel Başkanı olmak ve ilk seçimlerde de partisini iktidara taşımak istiyorsa, kimseden korkmadan çekinmeden davranmak zorundadır. Referandumda oy kullanamaması bir skandaldır. Bunun sorumlusu kimse işe ondan başlamak zorundadır. Kemal Kılıçdaroğlu’nun bu konuda zaafiyet gösterme hakkı ve lüksü yoktur. Ardından sıra tüm örgütün yeniden ele alınmasına gelmelidir.
Oy kaybı olmaz
Siyaseti particilik olarak yapanların en önemli silahı örgüte “sanal” bir güç vehmetleridir. “Falanca ilin örgütüne dokunursak çok oy kaybederiz” savunması çok güçlü bir silahtır. Hiçbir genel başkan oy kaybına bilerek neden olmak istemez. Oysa bu özellikle CHP adına büyük bir yalandan ibarettir. Türkiye’nin neresinde, hangi örgütü değiştirirseniz değiştirin CHP tek oy bile kaybetmez, aksine kazanır. Çünkü CHP’ye yeni gülerin katılmamasının nedeni bizzat bu örgütlerdir.
Yeni kurultay çağrıları
Elbette Kılıçdaroğlu, kılıcı çekip örgütte operasyona girerken bunu bir diktatör edasıyla değil, demokratik yöntemlerle yapacaktır. Bu açıdan bakınca CHP’de bir tüzük kurultayı toplanması görüşünün yabana atılmaması bana daha doğru görünüyor. Eski Genel Başkan’ın bu konudaki tutumu son derece yakışıksızdır, ki ona da değinmek istiyorum, ama yapılacak tüzük değişiklikleri ile örgütü tepeden tırnağa değiştirme olanağı kazanmalıdır Kılıçdaroğlu.
Baykal’ın tutumu
Gelelim Deniz Baykal’ın son günlerdeki tutumuna. Baykal’a bugüne kadar hep saygı duydum. İlişkimiz çok azdı hatta sadece gazetecilik sınırları içinde kaldı bugüne dek. Alçak bir komplo ile genel başkanlıktan ayrılmak zorunda kalmasına üzülmüştüm. Ama o gün de yazdığım gibi, öyle ya da böyle Baykal’ın artık CHP başında da kalmaması gerekiyordu. Baykal gitti, keşke bu yolla gitmeseydi. Ancak Baykal son günlerde çok şaşırtıyor.
Geri dönme arayışı mı?
Deniz Baykal referandum sonuçlarından sonra CHP’de bir kurultay toplanmasını önerdi. Eski bir genel başkan, bir siyaset ustası, efsane bir politikacı elbette zamanı gelince partisine yol gösterecektir. Ancak Baykal’ın bugün itibarıyla yaptığı çıkış ve partisine yönelik eleştirel sözleri “geri dönme sinyali” olarak algılanacaktır. Kamuoyundaki inanışa göre Deniz Baykal’ın şu aşamada geri dönüşü CHP’nin felaketi demektir.
Baykal’ın özensizliği
Bu arada, her konuda ilkelerine önem veren ve son derece özenli olan Baykal’ın, CHP’ye yönelik öneri ve eleştirileri, bugüne kadar kendisine hiç önem vermeyen ve sadece karalamak adına haber yapan medya aracılığı ile yapması ise çok şaşırtıcı. Baykal’ın, kendisini hiç aramayan, hiçbir haberini yayınlamayan bu medyanın bir anda ilgi odağı haline gelmesinin nedenini bilmiyor olması da mümkün değil. Bu davranışının nedeni en hafif kelimeyle manidardır.
Kılıçdaroğlu; ya kılıcı çeker ya çeker gider
Haberin Devamı

