Kılıçdaroğlu’nun başkanlığını tartışmaya açmak anlamsız

Haberin Devamı

ANALİZ

CHP içinde “şimdilik” ufak çaplı olarak görünen bir kaynaşma var. Referandumda hayır oylarının geride kalmasını bahane edenler Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığını da tartışmaya açmak istiyor.

Baykal her ne kadar aday olmayacağını söyleyerek de olsa “Hemen bir Kurultay toplanmalı” deyiverdi örneğin.
Kılıçdaroğlu’nun “oy kullanamamasını” da istismar edenler “Partimiz ağır yara aldı, yönetimin gözden geçirilmesi gerek” diyorlar.

Oysa kimse haksızlık yapmasın. Ve kimse de referandumda evet çıkmasının faturasını Kılıçdaroğlu’na kesmeye çalışmasın.

Kemal Kılıçdaroğlu bu referandumda başarısız olmamıştır. Oran vermek olanaksızdır ama, CHP’nin oylarında bir artış olduğu kesindir. Hayır oylarının ulaştığı yüzde 42’nin büyük bölümü CHP’ye aittir. Üstelik “referandumu ciddiye almayarak” sandık başına gitmeyenlerin de bir bölümünün seçimlerde CHP’ye oy verme ihtimalinin büyük olduğunu da dikkate almak gerek.

Kemal Kılıçdaroğlu CHP’nin başına normal yollardan geçmedi. Hiç akla hayale gelmeyen bir dizi olayın sonunda Kılıçdaroğlu kendini CHP’nin başında buldu. O andan itibaren referandum süreci başladı ve Kılıçdaroğlu, o meydan senin bu meydan benim gezmeye başladı.

Bu süreçte partisinin iç işleriyle gereği kadar ilgilenememesi ve hatta bu yüzden seçimde oy kullanamaması çok da anormal değil.

Buna karşın Kılıçdaroğlu’nun kamuoyunda büyük sempati kazandığı, CHP’yi bir “alternatif” haline getirdiği gerçeğini de kimse saklayamaz. CHP referandumun hayal kırıklığını hemen üzerinden atmalı ve 10 ay sonra gideceğimiz genel seçimler için şimdiden hazırlığa başlamalıdır. Genel başkanlığı tartışmaya açmak hem anlamsız olacaktır hem de CHP’ye çok ciddi bir kan kaybettirecektir.

Ancak bir gerçeğin de altını çizmek gerek. Genel Başkan’ın özverili çalışmasına rağmen parti örgütü bu sürede kendini kanıtlayamamıştır. CHP’nin çok uzun süreden beri iktidardan uzak olması, kendilerini partinin doğal sahibi olarak gören parti örgütünde atalet yarattığı bir gerçektir. Tepe yönetiminin de bugüne kadar fazla ilgilenmediği CHP parti örgütü bu nedenle, özellikle yerel yönetimlerde son yıllarda iktidarla bazı alanlarda işbirliğine gitmekten çekinmemektedir. Bu da partinin içten çürümesine neden olmaktadır.

Şimdi iktidar alternatifi olmanın getirdiği heyecanı parti örgütünün taşıyamadığı da ortadadır. O halde Kılıçdaroğlu, kimsenin gözünün yaşına bakmadan parti örgütüne neşter vurmak zorundadır. Bunu yaptığında gerçekten genel başkan olacağı gibi CHP’nin ufkunu da açacaktır. (Konuya devam edeceğim)

*****


BUNU YAZMAK GEREK

Havaalanlarındaki fiyatlar


Geçen hafta havaalanlarındaki yiyecek içecek bölümlerindeki fiyatların aşırı olduğunu yazmıştım hatırlarsanız. Hafta içinde aynı konudan yakınan birçok okurumdan şikâyet mesajları aldım. Örneğin bir okurum “Viyana’da fiyatları pahalı bulduğumda, elimdeki boarding kartından İstanbul’a gideceğimi gören görevli (Siz İstanbul’daki fiyatları biliyor musunuz?) diye sordu. İstanbul’a gelince özellikle baktım, Viyana gerçekten çok ucuz geldi bana” diyordu. Bir başka okurum ise sık sık yurt dışına gittiğini belirterek “İstanbul dünyanın en pahalı havalimanı” diye yazmış. Ancak buna karşın İstanbul Atatürk Havalimanı’nda catering hizmeti veren BTA şirketi ise aynı görüşte değil. Şirketten arayıp bir yazı gönderdiler. Bu yazıda havalimanındaki fiyatların eskiye göre yüzde 25 düşürüldüğü belirtiliyor. Benim yazım sanıyorum yüzde 25’lik indirimden sonra yazılmıştı. Demek ki fiyatlar neymiş eskiden.
Açıklamada küçük şişe suyun 3 değil 2.5 lira olduğu, biraların 11 ile 14 lira arasında değiştiği yazılı. Sandviç fiyatları yok açıklamada ama “çok beğenildiğinin” özellikle altı çizilmiş.

BTA elbette kalitesinden de söz ediyor, buna karşı çıkmam doğru olmaz, ama fiyatların yine de çok yüksek olduğunu sadece ben değil, havaalanlarından yararlanan pek çok kişi biliyor ve söylüyor.

Tabii konu sadece İstanbul Atatürk Havalimanı değil, diğer alanlardan da aynı şikâyet var.

*****


MERAK ETTİKLERİM

CHP’den bir ses yok


Sandık güvenliği konusunda dünkü yazımda CHP’ye sormuştum: “Referandumda kullanılan tüm sandıklarda CHP temsilcisi var mıydı ve bu temsilciler sonuç tutanaklarını genel merkeze gönderdiler mi?” diye.

Bu satırları yazdığım ana kadar CHP’den kimse aramadı. Ancak bazı okurlardan mesajlar aldım. Bunların bazıları “sandıkların başında CHP’lilerin olduğu” yönündeydi. Bazıları ise “Biz kimseyi göremedik” diyorlardı.
Yine altını çizeyim, bir hile araştırması için yazmadım o yazıyı. CHP gibi köklü bir partinin seçimleri ciddiye alıp almadığının ve iyi örgütlenip örgütlenmediğinin bir testi olarak gördüğü belirttim. Bugün son kez sormak istiyorum: Tüm sandıkların tutanakları Ankara’ya geldi mi? Bunlar toplanıp sayılacak mı?

Bu arada “yasal olarak seçmenlerin oyların sayımını izleme hakkı olmasına” rağmen bazı okurlarımdan bunun engellendiği yolunda mesajlar aldım. Örneğin Cihangir‘de ve Firuzağa‘da sandık kurulları kapıları kapattıktan sonra sayım yapmışlar.
Oy verme işleminin bittiği saat 17.00’den beş dakika sonra oy kullandığı sandığın sayımını izlemek isteyen bir okurum da “Sayım bitti, kapattık” sözüyle karşılaşmış.

*****


CANIMI SIKAN ŞEYLER

Çok ayıp


Referandumda Evet çıkması için canhıraş çalışan bir gazetemiz Hrant Dink‘le ilgili AİHM kararını “Türk devleti ve yargısı suçlu” başlığını ile duyurmuş okurlarına. Çok küçük gibi görünen ama garip bir kompleksi yansıtan bir başlık bu. Tamam, referandum kazanıldı, bunun zafer sarhoşluğu ve keyfi var, ama bir kelime oyunuyla bu halkı rencide etmenin ne alemi var?

“Türk devleti” diye bir tanım yok. “Türkiye Cumhuriyeti Devleti” var. Başlıktaki “Türk” vurgusu bana göre kasıtlıdır ve sadece bir ayıptan ibarettir.

*****


FIKRA GİBİ

Deve!!!


Geçenlerde İstanbul içinde arabayla gidiyorum. Yol durmuyor ama ağır akıyor. Çünkü karşı şeritte otomobilin biri flaşörlerini yakmış duruyor. Bizde flaşör yakınca her şeyi yapmak hak gibi kabul edilir ya, durum aynen öyle.
Karşı şerit daralınca iki taraftan gelen araçlar birbirlerine yol vererek geçmeye çalışıyor.

Tam o sırada karşıdan bir polis aracı belirdi. Birden hoparlörden bir ses yükseldi. “Deve 128 devam et, deve 128 devam et.”

Şaşkın halde anonsu dinlerken gözüm aracın plakasına takıldı. Meğer plaka 34 DV (!!!) değil miymiş! Polis de “deve” diyor mecburen. Çevreme baktım araç kullanandan yürüyene herkesin göçünde bir gülümseme.

“Develik” yapıp trafiği tıkayan DV plakalı araca herhalde bundan güzel ceza olmazdı.

*****


Yapılan Anayasa değişikliğiyle, Yüksek Yargı’nın “kapalı devre sistemi” ortadan kaldırılmış. Bu gidişle Yüksek Yargı’ya “kısa devre” yaptıracaklar! (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR