Kıbrıs’ın geleceği tam bağımsız devlettir

Bir süredir Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la yaptığım görüşmeden ve Ada’dan izlenimler yazıyorum

Haberin Devamı

Bir süredir Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat’la yaptığım görüşmeden ve Ada’dan izlenimler yazıyorum. Bugün son olarak genel bir değerlendirme yapmak ve onuyu kapatmak istiyorum.

Gerek Mehmet Ali Talat’la gerekse Kıbrıs’ın diğer önemli bazı isimleriyle yaptığım konuşmalar ve sokaktaki vatandaşla sohbetlerden aldığım izlenime göre artık Kıbrıs’ta iki toplumlu ortak bir devlet fikri neredeyse yok gibi.

Herkes çözümden yana olmasına rağmen açıkçası kimse çözümün olacağına da inanmıyor.

Peki ne olacak Kıbrıs’ın geleceği?

İzlenimlerime göre Kıbrıs orta vadeli bir süreçten geçtikten sonra pekçok dünya ülkesinde tanınan bağımsız bir devlet haline gelecektir.

Elbette yine Türkiye’ye çok yakın olacaktır, elbette Türk askeri güvenlik adına Ada’da kalmaya devam edecektir ama Kıbrıs gerçek anlamda bir devlet hüviyetine de kavuşacaktır.

Çünkü artık çok belli ki Avrupa Birliği’ne giren Rum tarafı Türklerle ortak ideallerle ve ortak yönetimle yaşamak istemiyor. İleride Rum tarafında yönetim ve anlayış değişikliği olabilir, bu mümkün, ancak zor görünüyor.

200 bini aşkın Türk’ün de herhalde hep böyle yaşamasını kimse beklemeyecektir. Ayrıca ekonomik açıdan Türk tarafı, yatırım yapılması ve işlenmesi halinde cazip bir çekim alanı olacaktır.

Dünyanın bunu görmemesi mümkün değildir.

O halde Talat’ın ya da daha sona yerine gelecek başka birinin çözüm için elinden geleni yaparak Rumlar’ın çözümden yana olmadığını her seferinde dünyanın gözüne sokması, AB ülkeleriyle birlikte diğer ülkelerin de gözünü açacaktır.

10 yıl içinde Kıbrıs Türk tarafında belki önceleri Türk cumhuriyetleri ama hemen ardından Amerikan elçiliğini görmek artık kimse için sürpriz olmasın.

***

Rauf Denktaş’ın öğle yemeği
Kıbrıs’tayken Serdar Denktaş ile de buluşmuştum. Serdar Denktaş beni Girne’nin dışında deniz kıyısında Address adlı bir lokantaya götürdü. Böylelikle Girne’nin orta yerinde sadece turistlere hizmet veren lokantalardaki pek lezzeti olmayan yemeklerden kurtulmuş oldum.

Yemeğe giderken “Rauf bey Kıbrıs’ta mı, keşke bir beş dakika uğrayıp merhaba deseydim” dedim. Serdar Denktaş da babasının Kıbrıs’ta olduğunu belirtip uğrayabileceğimizi söyledi.

Rauf Denktaş’ın evi askeri bölgenin içinde denizin biraz üstünde. Ev kendisininmiş. 74’teki harekattan sonra asker lojistik ve destek merkezini buraya kurmuş ev de bölgenin tam ortasında kalmış. Cumhurbaşkanlığı bittikten sonra Denktaş buraya taşınmış.

Eve vardığımızda mutfaktan girdik. Rauf Bey de mutfakta ekmek kesiyordu. Meğer yemeğe hazırlanıyormuş. Hemen yandaki salonun köşesinde masasını kurmuş, ortada kızarmış bir bütün tavuk duruyordu. Kızıyla beraber yemek yiyecekmiş. Bize “Sizi de davet etmek isterdim ama yetmez” dedi. Koca tavuğa bakıp gülüştük.

Maaşallah 84 yaşında ama, delikanlı gibi dinç. Sadece kilosu çok fazla, iştahı da yerinde gördüğüm kadarıyla. Bana “ne istersen sor, olmazsa Serdar’a sorularını gönder, o yolla da cevabını gönderirim” dedi. Yani mücadeleyi asla bırakmıyor. Yemek üstü olduğu için saygımdan ötürü bir şey sormadım.

***

Bu kez gidip bizzat canlı dinledim
Geçenlerde Mukaddes Akça aradı. Akça Mozaik Grup’un sahibi. Reklam ve Halkla İlişkiler sektöründe. Yazamadığım dönemlerde de ilgisini eksik etmeyen sevgili dostlarımdan biri.

“Çoktandır görüşemiyoruz, yarın bir yemeğimiz var, belki seni çok ilgilendirmez ama gelirsen hiç olmazsa biraz konuşuruz” dedi.

Çok iyi fikir. Kalktım gittim. Meğer Türkiye’de yeni yatırıma giren Alman Hüppe şirketinin tanıtımıymış. Hüppe özellikle banyo malzemeleri üreten büyük bir Alman şirketi. 1984 yılında Türkiye’de duş kabinleri üreten İntermart’ı kurmuş. O zaman sadece Türkiye pazarına hitap ediyormuş. Şimdi ise kendi adıyla Türkiye’de üretim tesisleri kuruyor ve özellikle Avrupa, Ortadoğu, Rusya pazarının üretimini buradan yapmayı planlıyor.

Şirketin Alman Yönetim Kurulu Başkanı Thomas Klein’i dinlerken, hep gazetelerde okuduğum ve şaşırdığım haberleri canlı olarak ilk kez izlemekte olduğumu fark ettim.

Bizim gazetelerde son birkaç yıldır hep AKP’ye mal edilerek, yabancıların Türkiye’ye nasıl hayran oldukları, Türkiye’nin en büyük cazibe merkezi olduğu, Türkiye’nin parlayan bir yıldız olarak niteleneceği, yabancıların ağzından anlatılıyor.

Ben de özellikle yazamadığım dönemlerde bu tür toplantılara da gidemediğimden, normal okuyucu olarak bunları okuyor ve kendimce değerlendiriyordum.

Ama bu kez gerçekten tanık oldum. Alman işadamı Türkiye’yi öyle bir övdü, başarısını öyle bir göklere çıkardı ki ağzım bir karış açık kaldı.

Ama şunu söyleyebilirim. Türkiye 1980’lerden itibaren tırmanmaya başladı ki, bunu önleyecek kimse yok. Ayrıca hiç kimse de gelinen bu noktayı Türkiye’yi son beş yıldır yöneten iktidara da mal etmeye kalkışmasın. Onlar olsa da olmasa da bu gelişme yaşanacaktı zaten. Giderlerse de bu gelişme çok daha hızlı biçimde sürecektir. Bundan kuşkunuz olmasın.

***

Boğaz’a nazır yargılama
Zaman zaman Bahçeşehir Üniversitesine uğruyorum. Her gittiğimde de üniversitenin hemen yanındaki eski DGM yeni nitelikli ağır ceza mahkemelerinde yargılananların yakınlarının oluşturduğu kalabalığa takılıyorum.

Bazı önemli davalarda, polis ekstra güvenlik alıyor ve okula girmek için bile iki aramadan geçiriliyorsunuz. Bazen de çatışma bile çıkıyor, polis biber gazı kullanıyor, kaçanlar okula sığınıyor. Bu mahkemenin ille de burada olması mı gerekiyor? Bir kere binanın bulunduğu yer İstanbul’un en güzel yerlerinden biri. Sanıklar Boğaz’a karşı yargılanıyor. Turizm alanında çok büyük katkı sağlayacak bir yerde biz katilleri, çetecileri yargılıyoruz. İkincisi, bir üniversitenin hemen kapı komşusuna böyle bir mahkeme koymak da son derece hatalı bir tutum. Özgür ve bağımsız yetişmeleri gereken öğrenciler hemen hergün polis ve asker dizilerinin arasından geçip okula gitmemeli.

DİĞER YENİ YAZILAR