Kerkük Türkleri korku içinde

Kerkük ve Musul, Misak-ı Milli sınırları çizilirken sınırlarımız içinde yer alıyordu. Ancak Lozan Anlaşması sırasında bu bölge elimizden gitti

Haberin Devamı

Kerkük ve Musul, Misak-ı Milli sınırları çizilirken sınırlarımız içinde yer alıyordu. Ancak Lozan Anlaşması sırasında bu bölge elimizden gitti.

Tabii konu bugüne kadar çok tartışıldı. Acaba Misak-ı Milli sınırları içinde yer alan Musul ve Kerkük bizde kalabilir miydi? O günün koşulları belli ki Türkiye’nin ısrarcı olmasını önledi.

Musul ve Kerkük Irak’ın Basra’dan sonraki en önemli petrol yataklarına sahip. Bu nedenle dünyanın gözü de bu bölgede doğal olarak.

Nitekim Amerika’nın Irak operasyonunun asıl amacının da tüm bu petrol bölgelerinde tam hakimiyet kurmak olduğu iyice açığa çıktı. Dün Vatan’ın da manşetinde okuduğunuz gibi Irak yeni çıkaracağı petrol yasası ile tüm petrol kaynaklarını İngiliz ve Amerikan şirketlerine devredecek.

Petrol tabii ki çok büyük güç. Ancak Musul ve Kerkük’te milyonlarca soydaşımız da yaşıyor.

Amerikan güdümündeki Kürt gruplar, petrolden yeterli payı alabilmek ve Musul-Kerkük bölgesindeki Türk nüfusunun etkisini azaltabilmek için, Irak operasyonunun başından bu yana türlü oyunlar oynuyorlar.

Önce binlerce Kürt savaşın ilk günlerinde Kerkük’ü bastı. Oradaki Türkler’in işyerlerini tahrip etti. Türkleri göçe zorladı.

Ardından Kerkük’e Peşmerge akını başlatıldı. Böylelikle bölgedeki Türk nüfusunu azınlık duruma düşürmek amaçlanıyordu. Gelinen noktada Kürtler, Kerkük’te bir refarandum talep ederek bölgenin aslında bir Kürt bölgesi olduğunu kanıtlamaya çalışıyor.

Türkiye ise şimdilik bütün bu gelişmeleri seyrediyor. PKK teröründe olduğu gibi bu konuda da umudumuz Amerika’nın insafına kalmış.

Öte yandan Kerkük’teki Türkmenler’in temsilcileri bölgeye 100 bin Peşmerge daha sevk edildiğini açıklayarak yakın bir gelecekte bir Türkmen katliamına girişileceğinin sinyallerini haykırarak veriyor.

Kürtler, Kerkük bölgesinde tam hakimiyet kurarsa ne olur?

Birincisi, bölgenin petrolünden çok büyük pay alırlar. İkincisi, Kürt devletini üstelik güçlü biçimde kurmanın temellerini atarlar. Üçüncüsü, bölgedeki Türk gölgesinin tamamen kalkmasını sağlarlar. Dördüncüsü, Türkiye’nin bölgede etkili olmasını engellerler.

Türkiye bütün bunlara sadece baksın öyle mi?

*****

Harbiye Marşı
Kıbrıs’ta Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile asker bir çekişme içinde biliyorsunuz. Cumartesi günü konuştuğum askere yakın bir kişi ilginç şeyler söyledi. Aramızda şu konuşma geçti.

- Bu sorunun temeli yeni değil.

- Orası belli oluyor.

- Askerin tepesini ne attırdı biliyor musun?

- Hayır bilmiyorum.

- 29 Ekim törenlerinde asker resmi geçitte Harbiye Marşı’nı söyledi.

- Söyleyebilir.

- Arkasından geçen Kıbrıs polis teşkilatı da aynı marşı söyledi.

- Onlar da mı?

- Onları Türk askeri eğitiyor.

- Ne var bunda?

- Bir şey yok tabii de Talat kızmış.

- Nasıl kızmış?

- Komutanı yanına çağırtmış?

- Ne demiş?

- Polis niye Harbiye Marşı ile yürüyor demiş.

- Komutan ne demiş?

- Rahatsız mı oldunuz demiş.

- ????

- Sonra da bu marşta kanla irfanlı kurduk bir vatanı diyor, siz bundan mı rahatsız oluyorsunuz diye eklemiş.

- Talat ne yapmış?

- Çok bozulmuş.

- Sonra?

- Gerginlik başlamış.

*****

Ulusal devlet çökerse yerine ne gelir?
MİT Müsteşarı Emre Taner’in beklenmedik konuşması hararetli biçimde tartışılıyor. Taner’in “Ulusal devlet modeli bitirilmek isteniyor” uyarısı büyük yankı yarattı.

MİT başka ülkelerde olduğu gibi doğal olarak gizli çalışan, birine selam vermeyi bile “sır” kabul ederek sakınan, binbir elekten geçirmeden açıklama yapmayan bir kuruluş.

Böyle bir kurumun başının bir anda bu kadar önemli bir açıklama yapması herhalde tesadüf değildir.

Demek ki Türkiye’nin “ulus devlet” niteliğini kaybetme tehlikesi kapıda.

Peki Türkiye “ulus devlet” niteliğini kaybederse yerini ne doldurur?

Ümmet devleti.

Tayyip Bey’in Cumhurbaşkanı olmasına karşı çıkan önemli bir kesimin endişesi Atatürk ilke ve devrimlerinden ve laiklikten sapma olacağı. Atatürk ilke ve devrimleri çökertilirse Türkiye kendini bir anda ümmet devleti içinde bulabilir.

Siyasi İslamcı bazı gazetelerin Emre Taner’in açıklamalarını yorumlama biçimine bakıldığında bu endişeyi taşıyanlara hak vermemek mümkün görünmüyor.

*****

Kadınlığa yakışmıyor
Devlet Bakanı Nimet Çubukçu, ilginç bir misyon üstlenerek Cumhurbaşkanlığı seçimi tartışmalarını sulandırıp dikkatleri başka yöne çekti. Şimdi koca koca siyasiler “eşlerini” konuşmaya başladılar.

Böyle bir üslubu bugüne kadar hiç görmemiştim.

Ne mantık sistemine oturuyor, ne akılla bağdaşır hali var.

Hele kadın bakanın işi “metres” düzeyine kadar düşürmesi inanılacak gibi değil.

Nimet Hanım galiba yaklaşan seçimler nedeniyle parti içindeki yıldızını parlatmaya çalışıyor ama, başta kadın onuru olmak üzere siyaseti, tartışma adabını yerle bir ediyor.

Türkiye gibi bir ülkede bu densiz tartışmaya bir başka densiz katılıp da Nimet Hanım’ı da tartışmaya açarsa ne yapacak acaba?

DİĞER YENİ YAZILAR