Küresel dünya düzenini savunanlar ısrarla “yakın bir tarihte dünya yeniden şekillenecek” diyorlar.
Bunu anlatırken de bazı ülkelerde harita değişiklikleri olacağını da vurguluyorlar
Nitekim son 20 yıla baktığımızda aslında küreselleşen dünya kavramı sonucunda haritalarda çok ciddi değişiklikler olduğu gözleniyor. 1990’daki ülke sayısı ile şimdiki aynı değil.
Dünya yeniden şekillenirken, en büyük değişimin de Ortadoğu coğrafyasında olacağını görmemek mümkün değil. Irak daha şimdiden üç ayrı devlete bölünmüş gibi görünüyor bile. Bunun yakın zamanda başka bölge ülkelerini de kapsamaması düşünülemez.
Şimdi kritik bir soru sormak istiyorum.
Türkiye küreselleşen dünyanın bu büyük değişiminde nerede yer alacak?
Türkiye’yi Kürt konusundan endişe ederek “Türkiye bölünecek, bu kaçınılmaz” diyerek korku senaryoları üretenlerin beklediği akıbet mi bekliyor, yoksa Türkiye bırakın bölünmeyi topraklarını büyütmüş bir ülke mi olacak?
Ya da biraz daha açık sorayım, hangisini tercih edersiniz?
Üzerimizdeki “Bize bir şey yaptırmazlar, engel olurlar, biz beceremeyiz” komplekslerini atıp şöyle bir senaryoyu düşünelim:
Türkiye 200 binin üzerindeki askeriyle, Güneydoğu bölgesindeki terörü bitirmek ve Irak topraklarında yaşayan soydaşlarımızın güvenliğini sağlamak için Kerkük’e kadar girse ve burada güvenliği sağlasa.
Bize kim ne yapacak?
MİT Müsteşarı cuma günü tarihi bir açıklama yaptı. Müsteşar Emre Taner “Türkiye bekle gör ve sadece savunma politikalarıyla ayakta kalamaz” dedi.
Herhalde bu görüşler müsteşarın şahsi fikirleri değildir.
Peki o zaman bu görüşlerin arkasında kim duruyor, kim duracak?
Hükümet mi?
Asker mi?
İktidara yürümek isteyen yeni bir oluşum mu?
Ne olursa olsun Türkiye artık bölgesinde çok daha aktif ve cesur politikalar izlemek zorundadır.
Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” ilkesine elbette hepimiz yürekten bağlıyız.
Ama burnumuzun dibinde yeni dünya düzeni adı altında coğrafya ve ülkeler yeniden şekillendirilirken “dur bakalım ne olacak” tavrı ile politika sürdürmek gerçekten bu ülkenin felaketi ile sonuçlanacaktır.
Hemen Güneydoğu sınırımızda, fiilen parçalanan Irak’ın ilk devleti gayrı resmi olarak kuruldu bile. Ve adına da Güney Kürdistan diyorlar. İyi de demek ki bu ülkenin bir de kuzeyi var.
Peki kuzey neresi? Neresi olacak bizim ülkemiz, bizim topraklarımız.
O halde Türkiye’nin Kerkük’e girmesini bir macera gibi görmemeliyiz.
Diyorum ki, bunu bir düşünelim.
Ama bunu yaparken, yılların verdiği eziklikle bir aşağılık duygusuna kapılmayalım. “Bize yaptırmazlar” korkusunu önceden yaşamayalım.
Madem dünya küreselleşiyor ve yeniden şekilleniyor, o halde kiminle işbirliği yapacağımıza da karar verelim.
Amerika mı, Avrupa mı, dünyanın başka güçleri mi? Çıkarımız neredeyse onu gözetelim.
“Olur mu kardeşim” demeden, korkmadan, bugüne kadar sürdürülen “Irak’ın toprak bütünlüğünü istiyoruz” gibi absürd resmi görüşün arkasına sığınmadan konuyu tartışalım
Aksi takdirde gerçekten bizi bölecekler.
Bunu mu istiyoruz?
Yoksa barış içinde yaşayan, bölgedeki Kürt ve Türkmenlerin de içinde bulunduğu güçlü Türkiye mi olmalıyız?Önceki gün seçimlere iddialı biçimde hazırlanan bir siyasi partinin önemli ismi aradı. Cumhurbaşkanlığı konusunda bazı fikirleri olduğunu söyledi. Aramızda şu konuşma geçti:
- Cumhurbaşkanlı
Edip Başer: Ben de çok merak ediyorum
Cumartesi günü Bahçeşehir Üniveristesi Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin düzenlediği “Terör Okulu” nun ders yılı kapanış töreninde konuşan Emekli Orgeneral Edip Başer’i dinledim.
Başer’e konuşmasından sonra “TC Başbakanı gayrı resmi bir açıklamasında Amerika’nın sözünü tutmadığını söyledi. Başbakan verilen hangi sözleri kastetti?” diye sordum. Başer anında cevapladı “Ben de çok merak ediyorum.”
Salondaki herkes ister istemez gülümsedi. Başer daha sonra devam etti: “Sayın Başbakan’ın ne kastettiğini bilmiyorum. Ama sanıyorum bunu daha önce benimle paylaşma ihtiyacını da hissetmedi. Ayrıca bu konudaki her şeyi bana söylemek zorunda değil. Benim görevim çok ayrı. Çünkü Amerikalı temsilci tarafından bana söylenenlerin hepsi yapıldı. Bu konuda aksi bir şey söyleyemem. Ama Sayın Başbakan Amerika’da bazı görüşmeler yapmıştı. Belki orada, konuşulmuş şeyler, verilmiş sözler olabilir.”
Başer’in bu sözleri elbette çok ilginç. Özellikle “Amerika’daki bazı konuşmalar” sözü bana çok manidar geldi.
Arınç: Dedem Sarı Hüseyinoğlu Ahmet Efendi’dir
Dün sabah Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’ndan aradılar. Konu yine dün yayınlanan “Cumhuriyeti kanla kurduk ama kinle yönetemeyiz” başlıklı yazıydı. Bu yazıda internet ortamında dolaşan bir yazıda Menemen’de Kubilay’ı şehit eden Derveş Mehmed’in TBMM Başkanı Bülent Arınç’ın dedesi olduğu iddiası vardı. Ben de bu iddianın doğruluğunu bilemediğimi ama insanların babaları, dedeleri veya akrabaları nedeniyle suçlanamayacağını belirterek İsmet İnönü’nün ders niteliğindeki bir davranışını anlatmıştım.
Arınç internette dolaşan bu iddiaya çok üzüldüğünü belirtiyor. Çünkü bu tür iddialar doğru olmasa bile elden ele gezerek bir süre sonra doğru muamelesi görüyor ve zihinlere yerleşiyor. Arınç bu konuda bir düzeltme yapmanın da pratikte faydasını görmediğini belirtiyor.
Buna rağmen ailesi ile ilgili bilgiyi sadece bana vermek istediğini de söylüyor.
Buna göre Arınç 1800’lü yıllarda Horasan’dan Manisa’ya göç etmiş Yörük ailelerinden birinin ferdi. Bu ailelerden Hacı Nebi sülalesi Manisa’nın Büyük Sümbüllü köyüne yerleşmiş. Dedesi Sarı Hüseyinoğlu Ahmet Efendi olarak tanınıyormuş. Ahmet Efendi Çanakkale Savaşı’na katılıp gazi olduktan sonra tekrar köyüne dönmüş. Bir süre sonra Ahmet Efendi’ye Hicaz görevi çıkmış. Ancak Arınç’ın dedesi görevine giderken Halep’de rahatsızlanmış ve Ramazaniye Askeri Hastanesi’nde hayatını kaybetmiş. Künyesi de eşi Raziye Hanım’a gönderilmiş.
Durum bu. İnternette dolaşan ve doğruluğu belirsiz pek çok iddia var. Bunun yanı sıra kimi kişilerin öfke ve nefretle yazdıkları yalanlar da ne yazık ki doğru kabul ediliyor. Bunların hiçbiri bana ahlaki gelmiyor.
Arınç’ın siyasi fikir ve görüşlerine katılmadığımı, Cumhurbaşkanı makamında görmek istemediğimi dün bizzat da söyledim. Ama istemediğimiz kişileri safdışı etmek için ahlak dışı yollara sapılmasını da asla içime sindiremem.

