Teknolojinin ve hizmetlerin yaygınlaşması elbette hayatımızı kolaylaştırıyor ve hayatımıza yeni renkler katıyor. Ama bazen bu alternatifleri sunanların müşterilerle ilişkilerini düzgün yürütememeleri hepimizi öfkelendiriyor. Önemli ve yaygın hizmetler sunan büyük kuruluşlar, birer robot gibi gördükleri çalışanlarını herhalde iyi eğitmediklerinden, “halkla ilişkiler” gibi çağın önemli bir kavramını kenara itip, müşteriye “emir kulu” muamelesi yapmayı kendilerinde hak görüyorlar.
Bunlara ciddi tepki göstermeyi hem bir gazeteci hem de vatandaş olarak bir görev sayıyorum. Bugün sizlere kendi çapımda yaptığım bir eylemi anlatmak istiyorum.
Elbette milyonun üzerinde üyesi olan bir kuruluşun tek kişilik eylemi ciddiye bile almayacağı kesin de, eğer herkes duyarlı olup bireysel eylemlerini artırırsa belki “Benim milyonlarca müşterim var, canımın istediği gibi davranırım” kibrini kullanan şirketlerin biraz dikkati çekilir.
Anlatayım: Kurulduğu günden bu yana Digiturk üyesiydim. Belki ilk 100 içindeyimdir. Üstelik ihtiyaç üzerine geçen yıllar içinde evdeki Digiturk sayısı üçe çıktı, hepsi de full paket denilen cinsten.
Ödemeler bir kredi kartına bağlıydı. Yaklaşık 10 yıldır da ödemelerde hiçbir sorun çıkmadı. Ancak bu ödemelerin yapıldığı kartı üç ay önce “teğet geçen kriz” nedeniyle kullanıma kapattırmıştım. Digiturk’ün de buradan ödendiğini unutmuşum.
Geçen hafta bir mesaj geldi ve iki aylık borcum olduğu belirtildi. Görüştüğüm müşteri temsilcisi 3 Mayıs’a kadar sürem olduğunu söyledi. Ben de 3 Mayıs’ın pazara denk geldiğini, maaş alacağım pazartesi günü hesabı kapatacağımı söyledim.
Bu pazar günü tam öğle saatinde, evdeki üç Digiturk de kapandı. Açıp sordum, borcu nedeniyle olduğunu söylediler.
Ben de durumu tekrar anlatıp borcu pazartesi yatıracağımı söyledim ama karşımdaki “Elimden bir şey gelmez” dedi. Bunun üzerine “Siz güya beni cezalandırmaya çalışıyorsunuz” diyerek 3 aboneliğimin de iptal edilmesini istedim. Görevli bir iki dakika bekletip sonra da “Tamam iptal edelim o zaman” dedi. Ne bir kolaylık, ne bir engelleme çabası, hiçbir şey yok.
Demek ki Digiturk o kadar çok aboneye ulaşmış ve o kadar çok kazanıyor ki, 10 yıldır bir gün bile borcunu aksatmamış üyelerinden birinin üç aboneliğinin birden iptal edilmesine bir saniyede karar verebiliyor.
Şunu diyebilirsiniz, “Kardeşim borcun var, adamlar ne yapsın?” Yerden göğe kadar haklısınız. Ama müşteri temsilcisi olarak karşınıza çıkan birine durumu anlatıyorsunuz. Adınız belli, üyelik yılınız belli, ödemelerde bugüne kadar hiç aksaklık çıkmamış. Eğer bu durumu göz önüne alıp bir günlük süre için bile inisiyatif kullandırmayacaklarsa neden karşımıza bir müşteri temsilcisi çıkarıyorlar. Haydi onun yetkisi yok, bu koca kurumun duruma müdahale edecek bir üst yetkilisi de mi yoktur. Bu arada bugüne kadar kural çiğnememiş bir vatandaş olarak pazartesi günü kalan borcumu da kapattım.
Bu Digiturk eylemi, ama bireysel eylemlerim bankalarla devam edecek. Telefonda dakikalarca bekleten ama “yetkisiz olduğu için” sorun çözemeyen müşteri temsilcilerini karşımıza çıkartan, en küçük bir işlem için bile inanılmaz paralar alan ve asla itiraz kabul etmeyen, borcu birkaç gün geç ödendiği için kredi kartını canı istediği süre kapalı tutan bankalarla da ilişkimi keseceğim.
Tek kişilik eylemim hiçbir işe yaramasa da benim yüreğimi ferahlatıyor.
Bu gece hem Genç Bakış’ta hem de Açık Görüş’teyim
Böyle denk gelir bazen. 15-20 gün televizyonlardaki hiçbir programa katılmazsınız sonra bir gece iki tane üst üste gelir. Bu gece de işte böyle bir gece. Hayli bereketli.
Önce saat 20.30’da Kanal 24’te Mustafa Karaalioğlu’nun sunduğu Açık Görüş programına katılıyorum. Ağırlıklı konumuz anayasa değişiklikleri ve hükümetin yeni üyeleri. Diğer konukları şu anda tam bilmiyorum.
Ardından saat 00.00’da başlaması planlanan Genç Bakış’a çıkacağım. Abbas Güçlü’nün hazırlayıp sunduğu programın ana konusu hükümetteki değişiklikler ve son gelişmeler.
Ama biliyorsunuz izleyiciler üniversite öğrencileri ve her konuda soru sordukları için ana konu bir anda başka bir noktaya da kayabiliyor.
Program gençlerle birlikte yapılıyor ama ne yazık ki gece yarısından önce de başlayamıyor. Böyle olunca ertesi gün okulu ya da sınavı olan gençler bu programı izleyebilmek için ne sıkıntılara giriyorlar orası da ayrı konu tabii.
Atatürk’ün gizli vasiyeti
Yıllardır zaman zaman gündeme gelen “Atatürk’ün gizli vasiyeti” konusu tekrar önüme geldi. Meriç Tumluer adlı bir vatandaş uzun yıllardır neredeyse mesai yapar gibi Atatürk’ün gizli vasiyetinin açıklanması için ilgili olabilecek her kuruma başvuruyor.
Son 20 yılın bütün Genelkurmay Başkanları’na yazan ve “Gizli vasiyeti niçin açıklamıyorsunuz?” diye soran Tumluer, konuyu en sonunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşımıştı.
Hafta sonunda Tumluer tekrar aradı. Obama’nın Türkiye’de yaptığı konuşmada kullandığı “Yurtta Sulh Dünyada Sulh” özdeyişini tekrarlamasının “tesadüfi” olmadığını ileri sürerek, “Atatürk’ün gizli vasiyeti açıklandığında bunun ne olduğu da ortaya çıkacak” dedi.
Meriç Tumluer son olarak Başbakan Erdoğan’a bir mektup yazdığını ve Atatürk’ün gizli vasiyetinin açıklanması için harekete geçmesini istediğini belirterek, 19 Mayıs’a kadar da randevu talep ettiğini anlattı.
Tumluer’le konuştuğum her seferinde “Atatürk’ün gizli vazsiyeti olduğu konusunda kesin bir kanıt ya da belge yok deniyor, siz neden ısrarla bu konuda hamle yapıyorsunuz?” diye soruyorum.
Aldığım yanıtlar tatmin edici olmasa da Tumluer bu konuda öyle şeyler söylüyor ki şaşmamak olanaksız.
Dikkat ediyorum, Atatürk’ün gizli vasiyeti konusunda uzun yıllardır spekülasyonlar yapılır. Hatta AKP’nin bu kayıtları elinde tuttuğu ve gerektiğinde kullanacağı da konuşulur. Bu da Atatürk’e atfedilen vasiyette özellikle laiklik ve İslam konusunda, bilinenin çok aksine bazı unsurlar olduğu şüphesi doğurur. Bu nedenle Tumluer’in, tek başına gibi görünen ama sanki çok örgütlü izlenimi veren bu girişiminin bir şekilde sonuçlanmasını da istiyorum. Çünkü anladığım kadarıyla ısrarlı sorulara rağmen Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık ve Genelkurmay Başkanlığı “Atatürk’ün açıklanmamış bir vasiyeti yoktur” demek yerine hep cevap vermemeyi tercih ediyor. Bu da belli ki bazı çevreleri ateşliyor.
Herkesin inanacağı bir kaynak doğru bilgiyi verse de kamuoyuna ikide bir sunulan “Atatürk’ün gizli vasiyeti efsanesi” artık bir sonlansa.

