Kapatma davası dedikoduları

Haberin Devamı

Üzerinden üç hafta geçti. AKP’nin yayın organlarından biri “Bugün kapatma davası açılıyor” haberi vermişti. Ama dava açılmadı. Gazete “Biz yayın yapınca ertelediler” bahanesini sundu.

Ancak o günden beri bir “kapatma dedikodusu” aldı başını gidiyor. Hatta bazı yazarlar ne kadar demokrat olduklarını göstermek için “Böyle bir dava açıldığı an karşı çıkarım, AKP’nin yanında yerimi alırım” diye bile yazdı.

Elbette herkesin bir kapatma davasında alacağı tavır kendini ilgilendirir. Ama demokratlık adına bunu peşinen açıklayanların, AKP’nin hazırladığı Anayasa’da neden kapatma maddesinin hâlâ var olduğunu da sorgulamaları gerekiyor.

Son gelişmelere bakınca iktidar ve yandaşlarının adeta bir “hasret ve hararetle” kapatma davası açılması için çabaladıkları izlenimi alıyorum. Hızlı bir karar alınması bekleniyor sanki.

Peki neden bu izlenimi edindim? Çok basit. Yargıyı teslim alacak Anayasa değişiklikleri konusunda AKP müthiş bir dayatma yapıyor. Ancak bunun ardında bir tehlike var. Eğer bu değişiklikler Meclis’ten geçerse muhalefet iptal davası açabilir Anayasa Mahkemesi’nde.

İptal gerekçesi olarak da “Anayasa’nın değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez” hükmündeki ikinci maddesinin ihlali gösterilebilir. Ve Eğer Anayasa Mahkemesi bu yönde bir karar alır ve değişikliği iptal ederse AKP hakkında “kapatma davası açılması” kaçınılmaz hale gelir. Anayasa değişikliği talebinin “ikinci madde ihlali” olduğuna karar veren Anayasa Mahkemesi’nin bu gerekçeyle açılacak bir davada kapatma kararı vermesi de şaşırtıcı olmaz.

O halde AKP şöyle düşünüyor olabilir: “Sınırları zorlayalım. Kapatma davası açılsın. İddianame için Google iddinamesi diyecek yandaşlarımız nasıl olsa bol miktarda var. Medyadaki gücümüzle yargının siyasete girdiğini, hükümeti devirmek için planlar yapıldığını daha rahat anlatırız. Hemen seçim kararı alıp mağduriyet siyasetini de propaganda malzemesi olarak kullanırız. Yüzde 50 ile tek başımıza tekrar iktidara geliriz. Ondan sonrası zaten kolay.”

Hatta erken seçim kararı alındığı için anayasa değişikliği dayatmasından da vazgeçilir. Böylelikle dava sürerken “ek iddianame” hazırlanmasının da önüne geçilmiş olur.


***



AB ülkelerinde bir savcı aynı anda 70 subayı tutuklatabilir mi?

Gerçekten yukarıdaki sorunun cevabını çok merak ediyorum. Kesin cevabını bilen varsa çıksın söylesin.

Ben böyle bir şey olacağını hiç sanmıyorum, onu öncelikle söyleyeyim. Bir ülke ne kadar demokratik, hukuka ne kadar bağlı olursa olsun, bir savcı tek başına oturup da “Şu 70 subayı gönderin bana, mahkemeye sevk edeceğim, tutuklanmalarını isteyeceğim” demez, diyemez. Kimse “Hukuk, herkes eşittir, yargıya güven” çığlıkları falan atmasın. İşin gerçeğine bakın siz.

Eğer aynı anda 70 subayın tutuklanmasına yol açacak kadar güçlü bir iddia varsa, bu hükümeti de silahlı kuvvetleri de çok yakından ilgilendirir ve operasyon başlamadan önce mutlaka ortak bir mutabakat sağlanır. Çünkü hiçbir ülkenin hükümeti kendi ordusunun bu kadar büyük bir suç örgütlenmesi içinde olduğunu kabul etmek istemez, varsa bile bunu usülüne uygun biçimde halleder, hesabını sorar. Oysa her nasılsa durdurulan son operasyonda bunun yapılmadığı çok ortada. Başsavcı müdahale ettiğine göre ilgili savcı kararı tek başına almış ve yürürlüğe koymuş. Bu cesareti nereden bulduğu şimdilik bir sır tabii. Ama tahmin etmek sır değil.


***



Cannes’dan kısa kısa izlenimler

Fenerbahçe Acıbadem Kız Voleybol Takımı’nın Avrupa Şampiyonası’ndaki final maçlarını izlemek için gittiğim Cannes’dan bazı izlenimlerimi sizlerle paylaşmak istiyorum.

- Sabiha Gökçen Havalimanı’nda bizleri Acıbadem Hastanesi sahibi ve Kız Voleybol Takımı’nın sponsoru Mehmet Ali Aydınlar karşıladı.

- İlk kez karşılaştığım Aydınlar, o andan itibaren tutum ve davranışlarıyla bir nezaket timsali olarak zihnime yerleşti.

- 160 kişilik grupta medyanın spor yöneticileriyle, kameraman, muhabir ve fotomuhabirlerinin yanısıra aralarında benim de olduğum birkaç köşe yazarı vardı.

- Grubun en ilginç isimlerinden biri Beşiktaşlı, Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal’dı. Ünal maçlar boyunca gösterdiği destekle tüm Fenerbahçelilerin sevgisini kazandı.

- Spor medyasının ne kadar farklı olduğunu bir kere daha yaşadım. Konuştukları pek çok konuyu anlamak için onlarca soru sormak zorunda kaldım.

- Spor yöneticileri sohbet ederken ara sıra “Bakın bazı söylediklerinizi anlamıyorum, sonra gider yazarım, sıkıntıya girersiniz” diye takıldım.

- Bizden ayrı olarak gelen Fenerbahçe yönetimi etrafta müthiş rüzgar estirdi. Ama nedense hiç birinin aklına biz gazetecileri, özellikle sırf Fenerbahçe’yi desteklemek için gelen yazarları aramak, bir kahve içimi olsun davet etmek akıllarına gelmedi.

- Mehmet Ali Aydınlar’ın yakın ilgisi ve nezaketi karşısında Fenerbahçeli yöneticilerin bu davranışı bana garip geldi. demek nezaket-para ilişkisi birlikte olmuyormuş.

- Devlet erkanının gelişi ise çok tantanalıydı. Korumalar, iki büklüm yürüyen adamlar, bizim gibi daha rahat ve özgür olanları biraz şaşırttı.

- Maçı izlemeye gelen bir devlet bakanının da nezaket gösterip gazetecilerle görüşmek yerine, kese kağıdı içinde kabuklu çerez göndermesi ise gülümsememize neden oldu.

- Genellikle AKP’li tavırlarıyla tanınan bazı işadamlarının aslında bundan nasıl sıkıntı duyduklarını özel sohbetlerimizde (bir kere daha) öğrenmeme pek şaşırmadım.

- Cannes’daki neredeyse tüm otobüs duraklarındaki ışıklı billboard’larda takımımızın fotoğrafını görmek hepimizin göğsünü kabarttı.

- Kimi beş dakikalığına kimi saatlerce kumarhanelere girenlerin hiçbirinin para kaybetmediğini (!) öğrenmekten çok mutlu olduk.

- Dönüş için erken gittiğimiz Nice Havalimanı’ndaki bütün restoran ve cafelerin kapalı olması karşısında çok şaşırdık.

- Alanda 300’ün üzerinde yolcu varken ve hepsi de Free Shop’u doldurmuşken “mesai bitti” denilerek kepenglerin indirilmesinin anlamını çözemedik.

- Saatlerce bekledikten sonra bindiğimiz THY uçağı hepimize “çöldeki vaha” gibi geldi.

- Uçakta beni de eve bırakma sözü veren sevgili yazar arkadaşım, bavulumu beklerken beni unutup gitti.

***


Birkaç ay önceki ıslak imza tartışmasında tozu dumana katanlar, ortada Anayasa değişikliği yokken atıldığı anlaşılan imzaların “ıslaklığını” sorgulamıyor! (Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR