Kanıtı olmayan gerçekler

Haberin Devamı

VATAN’ın kitap ekinde “Kanıtı Olmayan Gerçekler” adlı bir kitabın tanıtımını ilgiyle okudum. Kitap bilim ve düşünce alanında “Kanıtlanamayan ama doğru olduğuna inanılan şeyler” konusunda bilim adamlarının ve düşünürlerin fikirlerini anlatıyor. VATAN’ın kitap ekinde bu konunun sorulduğu kişilerin cevapları da yer alıyor. Örneğin Hakan Akdoğan dünyanın sonunun geldiğine, bizden çok önce başka medeniyetlerin yaşadığına ve bunun bir döngü olduğuna inandığını söylüyor.

Müge İplikçi ise yanımızda meleklerin olduğuna inandığını belirtiyor.

Sonuçta kesin inandığınız ama kanıtlayamadığınız pek çok şey var hayatımızda. Hele bazı konular var ki, kanıtlayamasanız bile doğruluğundan yüzde yüz eminsinizdir.

Örneğin Tayyip Erdoğan asıl kendisi Cumhurbaşkanı olmak istiyordu. Kanıtı var mı, yok. Peki yanlış mı? Değil.

AKP zihniyeti Cumhuriyet ilkelerini değiştirmek ve Türkiye’yi bir İslam Cumhuriyeti haline getirmek istiyor. Kanıtı var mı? Belirtiler var. Belirtiler kanıt mıdır, değildir. Ama bu, gerçeğe inanmamızı engellemez.

Son günlerde siyasi tartışmalar “Kanıtla, kanıtlamazsan şerefsizsin” gibi seviye düşüren sahnelere neden oluyor.

Ya da mahalle kabadayısı edasıyla “Kanıtlarsan, söylediğin şeyi sana hediye edeceğim” zevzeklikleri de yapılıyor.

Tayyip Bey kolundaki saatin 60 bin Dolar olmadığını belirtmek için “10 bin ver senin olsun” diyor. Ne bileyim saat bedavaya geldiyse, kaça satarsa satsın kârlı olmuyor mu?

İktidar kadrolaşma olmadığını söylüyor, üstelik yemin billahla. Kanıtı var mı? Ararsan var da, arayan yok.

Öyle olunca Belediye Başkanı ekranda atıp tutabiliyor. “Biz geldiğimizde 20 bin kişi çalışıyordu, şimdi 13 bin, bunun neresi kadrolaşma” diyebiliyor örneğin.

Tabii “peki geldiğinizden beri belediye bağlı kaç şirket kurdunuz, buralarda kaç kişi çalışıyor” sorusu sorulmayınca milletin aklı karışıyor haliyle.

Sonuçta o kadar çok örnek var ki, hatırlamaya da saymaya da pek imkân yok. Ama şurası gerçek ki, büyük çoğunluğumuz aslında kanıtlanmamış gerçeklerimize inanıyoruz.

6 gün sonra seçim var. İyisiyle kötüsüyle yine kanıtlanmamış gerçeklerin ışığında oylarımızı vereceğiz.

*****

Kanıtı olmayan gerçeklere toplu örnek

AKP Genel Başkanı ve Başbakan Tayyip Erdoğan ile AKP hükümetinde görevli bakanların tarikatlarla ilişkileri olduğu öteden beri söylenir. Ancak samimi söyleyeyim, belki birkaçı hariç bu bakanların gerçekten tarikat üyesi olup olmadığını kanıtlayamazsınız. Buna karşın bugüne kadar yaptıklarını gözden geçirdiğinizde, ilişkide olduğu kişilere baktığınızda zihninizde “inanılır bir gerçek” belirir. Liste aşağıda. Bakın, düşünün.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa dergâhından;

Başbakan Yardımcısı Abdullah Gül: Nakşibendi tarikatının İskenderpaşa dergâhına yakın;

Başbakan Yardımcısı M. Ali Şahin: Nakşibendi tarikatı;

Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener: Eski Humeynici;

Devlet Bakanı Beşir Atalay: Nakşibendi tarikatı;

Devlet Bakanı Ali Babacan: Nakşibendi tarikatı;

Devlet Bakanı Mehmet Aydın: Fethullahçı;

Adalet Bakanı Cemil Çiçek: Yeniden Milli Mücadeleci;

Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül: Nakşibendi tarikatı;

İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu: Nakşibendi tarikatı;

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan: Nakşibendi tarikatı;

Bayındırlık ve İskân Bakanı Zeki Ergezen: Nakşibendi tarikatı;

Sağlık Bakanı Recep Akdağ: Nakşibendi tarikatı;

Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım: Nakşibendi tarikatı;

Tarım ve Köy İşleri Bakanı Sami Güçlü: Nakşibendi tarikatı;

Çalışma Bakanı Murat Başesgioğlu: Nur tarikatı;

Sanayi ve Ticaret Bakanı Ali Coşkun: Nakşibendi tarikatı;

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler: Nakşibendi tarikatı;

Kültür Bakanı Hüseyin Çelik: Nur tarikatı...

*****

Her gazeteci Başbakan’a soru sormak zorunda mı?

Televizyonlarda her gece hemen her partiden isimler gazetecilerin sorularını yanıtlıyor ya da rakipleriyle kıyasıya tartışıyor.

Bir nokta çok ilgimi çektiği için yazmak istiyorum. Özellikle toplu halde liderlere soru soran gazetecilerin tavrını pek hoş karşılamıyorum.

Gazeteciler Erdoğan dışındaki liderlere soru sorarken çok rahatlar. Kimi tartışarak, kimi eleştirerek, kimi gülerek sorular soruyor. Kavga eden bile var.

Ancak Erdoğan ile yapılan görüşelerde aynı durumu görmüyorum. Başbakan’a soru soranlar hiç rahat değil. Bazıları belli ki “sormak istediğini sorma cesareti” bulamıyor nedense. Ama bazıları da Başbakan’ı rahatlatmak için olmadık işler yapıyor. Örneğin esnafın durumunun pek iyi olmadığını söylemek istiyor soran gazeteci, Başbakan kaşlarını kaldırarak “Çok küçük bir azınlık” diye söze girip daha “Mesala KOBİ’ler” derken gazeteci atılıp “KOBİ’leri biliyoruz, onu kastetmiyorum” deyiveriyor.

Bir başka gazeteci ise örneğin 367 konusunda tamamen Başbakan’a katıldığını çok uzun cümlelerle belirtmek zorunda hissediyor kendisini ve soruyu ondan sonra soruyor “Bunun yüzünden halkın seçmesini istediniz değil mi?” diye.

Sonuçta pek hoş olmuyor. Hepsi büyük kitlelerin tanıdığı, güvendiği, izlediği gazeteciler bu arkadaşlar. Aslında küçük düşüyorlar kamuoyunun gözü önünde.

Herkes ille de Başbakan’a soru sormak zorunda değil.

*****

Garip anket

Yeni Şafak Gazetesi’nde Kaf Ajans tarafından yapılmış bir anket var. Burada halka “öncelikleri” sorulmuş. Yüzde 49 güçlü ekonomi istediğini söylemiş. Daha çok demokrasi isteyenlerin oranı ise yüzde 39. Yüzde 12’lik bir bölüm ise daha güçlü ordu istediğini söylemiş.

İlk kez “halkın öncelikleri” sıralamasında “güçlü ordu” tanımını görüyorum. Soruların ne olduğunu bilmediğimiz için halkın önceliği olarak “güçlü ordu” nasıl cevap olmuş anlamak mümkün değil de, burada sanki asıl yapılmak istenen üstü örtülü bir ordu karalaması gibi geldi bana. Nedense AKP’li kesimler buldukları her fırsatta Silahlı Kuvvetler’i küçük düşürmeyi, ona hakaret etmeyi adeta görev biliyorlar.

Ayrıca kamuoyunun “öncelik” sıralaması yaparken “Ordum güçlü olsun” tercihini pek aklına getireceğini sanmıyorum. Çünkü zaten Türk halkı ordusunun çok güçlü olduğuna inanır.

DİĞER YENİ YAZILAR