Kandırmanın bu kadarı olmaz

Haberin Devamı

Bayram tatilinin son günlerini “Türkiye’nin NATO’daki zaferi” propagandaları eşliğinde geçirdik. Türkiye’de kurulacak “füze kalkanı sistemi” ile ilgili toplantıda NATO’ya ve ABD’ye “ayar verdiğimiz”, Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy’nin “ağzını kapattığımız”, tüm NATO ülkelerinin bize hayran kaldığı haberleri neler olup bittiğinin asla farkına varmayan “vatandaşlar” tarafından sevinçle karşılandı.

Şuradan başlayayım: NATO (Amerika) Türkiye’de, İran nükleer tehdidine karşı bir füze savunma sistemi kuruyor. Türkiye’nin buna “olmaz” deme şansı var mı? Yok. Yani öyle ya da böyle bu sistem Türkiye’ye kurulacak.

Tabii kurulmayabilir de. Ama o zaman Amerikalıların “Zaten biz Türkiye’yi test ediyorduk” sözlerinin arkasındaki şantaj da gerçekleşir. İktidar bunu biliyor ve karşı koyacak gücü yok.

O halde “durumu lehe çevirmek” ve “kamuoyunu yanıltmak” gerek. Ki iktidar bunu bugüne kadar pek çok kere yaptı. Sadece bir örnek yeter belki. Avrupa Birliği’ne girdiğimizi müjdeleyen ve gün ortasında atılan havai fişekleri unutmayın.

“Dünya çapındaki” iktidarımız diyor ki “füze sistemi kurulabilir ama şartlarımız var.” Sonra da şartlar ileri sürülüyor. Öncelikle “İran tehdittir” denmeyecek. Sonra sistemin komutası Türkiye’de olacak. Ve son olarak bu sistem “İsrail’i koruma amaçlı olmayacak.”

Bunların hepsi Lizbon toplantısından önce AKP medyası tarafından beyinlerimize adeta nakşedildi. Sonra toplantılar başladı. Kararlar alındı.

Metinde “İran tehdittir” ifadesi yok. Zaten olmayacaktı da. Çünkü biraz diplomasiden nasibini alanlar bilirler ki, bu tür konularda hiçbir şekilde hedef ülke adı zikredilmez. Sovyet döneminde kurulan füze sistemleri için bile yazılan metinlerde ülke adı geçmez “nükleer tehdide karşı” ifadesi yer alırdı. Yani biz “İran’ın adı geçsin” diye ısrar etsek bile böyle bir şey olmayacaktı.

Ama malum medya, yanlarında sürüklediği birkaç dürüst gazetenin de aklını çelerek olmayan bir şeyi olmuş gibi gösterdi.

Kontrolün Türkiye’de olması hiç gündeme bile gelmedi, bunun Mart ayında belirlenmesine karar verildi. Ardından Başbakan sanki daha önce “kontrol bizde olacak ama” dememiş gibi dün “kontrol NATO’da olacak” dedi. Sanki NATO’nun kurduğu bir sistemin kontrolü NATO dışında birine verilirmiş gibi.

İsrail konusu ise hiç gündemde bile yok. Çünkü o konu zaten komik. Bu bir nükleer uyarı sistemi. Herhangi bir noktada nükleer hareketlenme olursa, sistem alarm veriyor ve atış durumuna geliyor. Eğer karşı taraftan bir füze ateşlenirse o da otomatik olarak harekete geçiyor.

Kısacası, füzenin nereye gittiği önemli değil, atılması önemli. İsrail’e doğru atılmışsa sistem “Bana ne” demeyecek.

Tabii her şeye rağmen iktidarı “olağanüstü propaganda ve beyin yıkama başarısı” nedeniyle kutlamak gerek. Bir ülkede “duyduğu her şeye inanmaya hazır” milyonlar yaratılırsa sonuç da bu olur.

***


Anayasa Mahkemesi çalışamıyor

Refarandumla Anayasa Mahkemesi de “halkın oyuyla” iktidarın istediği kıvama sokuldu, ama anlaşıldığı kadarıyla yeni durum bu mahkemenin çalışmasını değil çalışmamasını sağlıyor. Çünkü Anayasa Mahkemesi ne raporları görüşebiliyor ne de önündeki davalarla ilgili karar verebiliyor.

Nedeni basit. Uyum yasaları çıkmadı. Bu nedenle, yapısı değişen Anayasa Mahkemesi’nin nasıl karar alabileceği belli değil. Durum şu: Yapılan Anayasa değişikliğiyle Anayasa Mahkemesi’nin 11 olan üye sayısı 17’ye çıkarıldı. Mahkeme en az 12 üyeyle toplanacak ve kararlarını salt çoğunlukla alacak. Peki mahkemenin 6’ya 6 eşit oy çıkması durumunda, ne olacağı belli değil. Bu belirsizlik nedeniyle Yüksek Mahkeme’nin üyeleri kendi aralarında resmi olmayan bir karar alarak, uyum yasaları çıkana kadar toplanmama kararı aldı.

Önemli bazı kararlar bekliyormuş. Olsun ne var. Sonuçta artık Anayasa Mahkemesi iktidarın canını sıkamaz ya, ona bakın.

***


Böyle acemilik olmaz

Pazartesi Okurla Sohbet yazımda da belirtmeye çalıştım. CHP’nin yeni yönetiminin daha önce “içe kapanık” olarak sürdürdüğü bazı politikalardaki atakları öncelikle iktidarı ciddi biçimde rahatsız ediyor.

Bu nedenle AKP medyası güya “üstü kapalı” biçimde CHP’nin politikalarına ağır eleştiriler getiriyor.

En önemli saldırı ise CHP’nin Kürt sorunu konusunda biraz daha anlaşılır ifadeler kullanması üzerine yapılmaya başlandı.

Elbette AKP medyasının manşetlerine bakınca sanki “normal habercilik” yapılıyormuş gibi görünüyor, ama bazı ifadeler, manşete çıkarılan kelimelerin arkasına saklanan niyet aslında halk deyimiyle “Kabak gibi” ortada.

AKP medyasının bel altı vuruşla yapmak istediği şu: “Ey ahali görüyor musunuz, CHP vatan haini bir terör örgütüyle seçim ittifakı yapmak istiyor.”

İktidar “açılım” dediğinde adı “demokratlık” oluyor, CHP ucundan kenarından girerse “vay vatan hainleri” kışkırtması yani.

Kimse kıvırmasın ya da “sen niyet okuyucusu musun?” diye sormasın. Gerçek aleni ortada.

Ama, yine tekrarlamak istiyorum, asıl önemli olan bu koroya CHP içinden yapılan katkılardır. Yeni yönetimle birlikte CHP’de o kadar acemice işler yapılıyor ki, şaşmamak elde değil.

Örneğin dün öğle üzeri bir haber kanalının ekranında iki kişi belirdi. İkisi de CHP’ye yeni seçilen Parti Meclisi üyesi. Biri yeni yönetimden çok hoşnut, diğeri ise biraz gençliğinin verdiği ateşli karakterle kendini Önder Sav’ın “manevi oğlu” gibi görerek Kılıçdaroğlu’nu yerden yere vuruyor.

Ve bu ikili çıkmışlar ekrana, parti içi sorunları kamuoyunun önünde tartışıyor.

Gerçi ikisi de hazırlanan tuzağı geç de olsa gördüler ve tartışmaktan çok bir an önce ekranı terk etmeye çabaladılar ama, ne çare, olan oldu.

Seçime 7 ay kala CHP’nin bu tür acemiliklere ve çiğliklere asla tahammül göstermemesi gerekir. Eğer Kılıçdaroğlu son operasyonla partinin Genel Başkanı olduğunu kanıtlamak istiyorsa işte fırsat. Ekranlarda söz düellosuna giren iki CHP yöneticisinin derhal istifasını istemeli.

***


Birkaç soru

- Füze sistemi anlaşmasında İran’ın adının geçmemesine İran inanıyor mu?

- Ahmedinejad “Bu füze kalkanı bize karşı mı?” diye sorarsa Erdoğan ne cevap verecek?

- Bu sistem nedeniyle İran Türkiye’yi tehdit olarak görecek mi?

- İran nükleer olmayan füzelerden Türkiye’ye atarsa, sistem yine çalışacak mı?

- İsrail nükleer füze atarsa, sistem buna da duyarlı olacak mı?

- Paşalarımız artık İncirlik Üssü’ne girebiliyorlar mı?

- Kontrol bizde olsa bile paşalarımız füze kalkanı üssüne girebilecek mi?

- Türkiye radikal İslamcı terör tehndidi altına girer mi?

***


Adalet Bakanı, “İstikrar için iktidarımız devam etmeli!” demiş. Yetmez! Anayasa’ya, “Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik, sosyal ve AKP tarafından yönetilen bir hukuk devletidir” maddesini koyalım!

(Gani Yıldız)

DİĞER YENİ YAZILAR