Kanaltürk’ün satılması iyi oldu

Haberin Devamı

AKP iktidarına karşı en sert muhalefeti yapan Kanaltürk’ün “Fethullahçı” olduğu yönünde ciddi iddialar bulunan Koza Grubu’na satılması doğal olarak hem şaşırtıcı oldu hem de kanalın müdavimlerini öfkelendirdi.

Bugüne kadar ısrarla kanalın sahibi olmadığını söyleyen, ama satış aşamasında tek yetkili gibi davranan Tuncay Özkan, “kimseden destek alamadıklarını, yalnız bırakıldıklarını” belirtti. Tabii Tuncay Özkan bu desteği almak için ne yaptı o da ayrı konu.

Kanaltürk’ün çok büyük maddi sıkıntı içinde olduğu, Maliye Bakanlığı tarafından ablukaya alındığı, çalışanlara aylardır maaş ödeyemediği, reklam verenlerin ambargosu altında olduğu biliniyordu.

Maliye, Kanaltürk’ü bırakın, bugün hangi büyük holdinge aynı yöntemlerle girse o kurumları rahatlıkla batıracak güce sahip. Bu nedenle Tuncay Özkan’a “Herkes gibi sen de vergi mükellefi değil misin?” demagojisi yapmak doğru değil.

Sonuçta Kanaltürk ayakta duracak mecali kalmadığı için satıldı. Satın alanın Kanaltürk’ün savunduğu değerlere ve politikalara taban tabana zıt bir görüş sahibi olması tuhaf görünse de bu satışın olumlu yanları olduğunu düşünüyorum. Şöyle:

1- Bu kanalda çalışan (400 olduğu belirtiliyor) tüm arkadaşlarımız son birkaç aydır alamadıkları maaşlarını alacaklar.

2- Ayrılmak isteyenlere veya çıkarılacaklara tazminatları ödenecektir, bundan kaçış olamaz.

3- Tuncay Özkan’ın kurduğu “Biz Kaç Kişiyiz” hareketinin nereye gideceği belli değildi. 1 milyon 200 bin kişiyi kapsayan hareket şimdi oturacağı bir zemin bulabilir.

4- Maliye’nin kanalı batırmak pahasına çok yoğun baskı yaptığı ortaya çıktı.

5- Bu baskılar sonucu kanalı satmak zorunda kalan Özkan’a, jet hızıyla para bulan kişinin AKP’ye çok yakın olması, asıl amacın ortaya çıkmasını da sağladı.

6- Atalarımızın “Ne ekersen onu biçersin” sözünde olduğu gibi bugün Kanaltürk’e iktidarın isteği ile reklam vermeyenler, yarın iktidar değişirse, bu kez AKP’yi desteklemiş olan medya organlarına aynı ambargoyu uygulamaları yönünde baskı altında tutulabilir. Bugün iktidarın sözünü dinleyenler yarın da iktidarın sözünü dinleyeceği için aynı şeyi yapacaktır. Bu da AKP yanlısı medyanın aynı biçimde iflasına yol açacaktır.

*****

Atatürk fıkrası

Hiç takip etmediğim TGRT FM isimli radyodan tesadüfen 9 Mayıs 2008’de saat 10.00 sularında dinlediğim bir fıkrayı anlatmak istiyorum. Yayınlanan çocuk programına Bursa’dan yaşı tahminen 5 ya da 6 olan bir çocuk katıldı. Sunucu Saliha Mengüç’le sohbete başladılar. Çocuk bir fıkra anlatmak istediğini söyledi ve başladı anlatmaya: “Temel’e bir gün öğretmen Atatürk’ün nerede, ne zaman doğduğunu ve nerde, ne zaman öldüğünü sorar. Temel bilemez. Öğretmen Atatürk’ün 1881 yılında Selanik’te doğduğunu, 1938 yılında İstanbul Dolmabahçe Sarayı’nda vefat ettiğini anlatır. Temel de eve gelir, anne ve babasına öğretmenden öğrendiklerini anlatmaya başlar. Atatürk 1881 yılında samanlıkta doğdu, 1938 yılında dolma boğazına kaçtı boğuldu”.

5-6 yaşındaki bir çocuk bu fıkra dediği şeyi acaba kimden öğrenmiştir?

(Metin Altunbaş)

*****


Planınız bir yıl içinse pirinç ekin, on yıl içinse ağaç dikin, yüz yıl için ise insanları eğitin. Huang-Çe

*****

Ali Babacan Başbakan mı?

Tüm hesaplarını “kapatılmaya” göre yapan AKP’de “emanetçi” sıfatını Ali Babacan’ın alacağı söyleniyor. Plan şöyle: Anayasa Mahkemesi AKP’yi kapatır ve Tayyip Erdoğan’ı siyasi yasaklı ilan ederse hükümet düşecek. Aynı gün Abdullah Gül hükümeti kurmak üzere Ali Babacan’ı görevlendirecek. Babacan da aynı gün bağımsız kalan AKP’lilerden bir hükümet kuracak. Yeni parti henüz kurulmamış olsa bile 300 bağımsız milletvekili hükümete güven oyu verecek. Böylelikle iktidar aynen devam edecek.

Tabii bu plan Abdullah Gül’ün “siyasi yasak cezası alsa bile” görevine devam edeceği varsayımıyla yapılıyor. Şöyle diyorlar; “Gül, Cumhurbaşkanı, Anayasa’ya göre yargılanamaz.”

Atlanan nokta şu: Gül, Cumhurbaşkanı olarak yargılanıp ceza almayacak. Cumhurbaşkanı olmadan önceki bir suç nedeniyle ceza alacak. Eğer alırsa bu ceza “Cumhurbaşkanı seçilmek için gerekli ve yeterli şartları haiz olmadığı anlamına gelecek.”

Şöyle düşünün. Cumhurbaşkanı olmak için “yüksek öğrenim görmüş olmak” gerekiyor. Diyelim ki bir kişi cumhurbaşkanı seçildi, ama daha sonra yüksek okul mezunu olmadığı ortaya çıktı. Bu durumda “Artık seçildi bir şey yapılamaz” denemez. Yapılan seçim yok sayılır. Bu da aynen böyle işte.

*****

Savaş hazırlığı gibi

Art arda yapılan satın almalarla AKP kendine çok güçlü bir medya ordusu kurdu. Şu anda Yeni Şafak, Zaman, Vakit, Bugün, Türkiye, Sabah, Takvim, Star gazeteleri tamamen iktidarın kontrolünde.

Televizyonlarda ise durumu daha da güçlü. Kanal 7, Star, Samanyolu, TvNet, ATV, TGRT Haber, Samanyolu Haber, TRT, 24, Fox ile şimdi de Kanaltürk iktidarla direkt bağlantılı.

Buna AKP’li olmayan ama yayın kadrolarındaki gerici liberallerin ağırlığını dikkate aldığımız geride kalan medya kuruluşlarının da etkisini eklemek gerek.

Ortaya çok güçlü görünen bir AKP medyası çıkıyor. Kapatma sürecinde ulusalcılığı ile bilinen bir kanalın direkt AKP kontrolüne geçmesi bende “bir savaş hazırlığı” izlenimi yaratıyor.

Artık kimse inkâr etmiyor ki, Başbakan Erdoğan ve AKP kurmayları tüm hesaplarını “kapatılmaya” göre yapıyor. Hatta bu süreci hızlandırmak bile istiyorlar. Çünkü asıl plan “kapatılmadan sonra” devreye girecek.

Geçen hafta yazmıştım; Erdoğan ve diğerleri siyasi yasaklı duruma düşerlerse hemen ara seçime gidilecek. Bu seçimler Anayasa gereği 2009’daki yerel genel seçimlerle birleştirilecek. Tayyip Erdoğan bağımsız aday olarak seçime katılacak. Yerel seçimler içinde İl Genel Meclisi seçimleri de olduğu için sonuç bir anlamda genel seçim sonuçları olarak nitelenebilecek. Beklenen ve umulan AKP yerine kurulacak partinin yüzde 50’yi aşması yönünde.

Böylelikle “kapatılmış” ve “yasaklanmış” bir lider halkın gücüyle ve ezici çoğunluğu ile tekrar iktidara zafer kazanmış olarak gelecek.

İşte bu planın iyi işlemesi için çok güçlü bir propagandaya ihtiyaç var. Peki bu plan tutar mı? AKP öyle umuyor.

Plan tutmazsa? Erdoğan ara seçime giremezse, AKP’den sonraki parti beklendiği gibi tek vücut olamaz ve parti birkaç parçaya bölünürse; işte o zaman yandı gülüm keten helva. AKP medyası bir anda un ufak olur.

DİĞER YENİ YAZILAR