AKP yeni anayasa taslağı için yoğun bir tempoyla çalışıyor. Bu nedenle partinin anayasadan anlayan isimleri AKP’ye destek veren kimi hukukçularla Sapanca’da toplantılar yapıyor. Gerçi toplantı yeri olarak önce Abant’ta karar kılınmıştı. Sonra galiba Abant adının başka çağrışımlar yapacağı düşünüldü.
Ancak bu süreçte Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu kimsenin aklına gelmeyen bir konuyu ortaya attı. Dedi ki “Türkiye Büyük Millet Meclisi tamamen yeni bir anayasa yapamaz, bu kurucu meclisin işi.”
Anayasa uzmanı bir hukukçuyu aradım, konuyu aktardım, aramızda şu konuşma geçti: (İlk söz benim)
Sabih Bey’in açıklamasını gördün mü?
Gördüm.
Ne diyorsun?
Çok ilginç.
Tamam da doğru mu?
Mantıken evet.
Neden?
Dünya ülkelerinin anayasa yapma biçimine bakmak gerek.
Yani?
Anayasalar durup dururken yapılmaz.
Evet de?
Anayasalar ya büyük savaşlardan ya da büyük iç çatışmalardan sonra yapılır.
Normal yoldan yapılan anayasa yok mu?
Pek yoktur, çünkü normal zamanda gerek olmaz ki.
Anayasa eskimez mi?
Anayasalar temel olarak genel ilkeleri kapsar, batılı ülkelerin anayasalarında çok fazla ayrıntı yoktur.
Ne vardır?
Dedim ya, temel ilkeler.
Bunlar nasıl belirlenir?
Büyük bir savaştan çıkarsınız ya da iç çatışma olmuştur. Bunun ışığında temel yasalar belirlenir.
Sonra?
Batılı ülkelere bak. Büyük olaylardan sonra anayasalarını yapmışlar bunun üzerine de demokrasilerini kurmuşlardır hep.
Yani bu durumda bizim yeni bir anayasa yapmamız mümkün değil mi?
Niye olmasın, tabii ki mümkün ama anayasaların ruhuna uygun olmayabilir.
Neden?
Çünkü ne kadar demokratik ve özgürlükçü olursa olsun siyasi tarafı ağır basacaktır.
Peki eski anayasa mı kalsın?
Tamamını değiştirmek yerine ciddi bir revizyon yapılabilir.
Tamamen değişmesinin ne sakıncası var?
Dedim ya, çok siyasi olabilir.
Kurucu Meclis’in faydası ne?
Kurucu Meclis toplumun her kesiminden en uzman kişiler arasından seçilir. Genelde idealist kişiler bulunur. Oysa normal dönemlerde meclislerde bu kaliteyi tutturmak mümkün değildir.
Kurucu meclis taraflı olmaz mı yani?
Taraf tabii olabilir ama bunun da önlemi var.
Nasıl önlem?
Örneğin kurucu meclis üyeleri en az iki dönem siyasete atılamaz şartı konur.
Faydası?
Kurucu meclis üyeliğini siyasi amaçla kullanamaz o zaman.
Bu durumda Kanadoğlu’nun önerisine destek veriyorsunuz.
İlke olarak evet, ama uygulaması zor.
Neden?
Kurucu Meclis oluşturmak için ne gerekçe gösterilecek?
Gösteremezsin tabii.
Ülkede başka bir şey olması gerek, en azından bugünkü Meclis’in ortadan kalkması gerek.
Bu olmayacağına göre.
Ama yine de Kanadoğlu’nun sözlerine kulak vermek gerek.
Verelim de ne yapacağız?
En azından bu meclis anayasanın tamamını değiştirmeye kalkmaz.
Kalkacak ama.
Şunun için söylüyorum, Kanadoğlu aylar öncesinden 367 konusunu ortaya attı, ciddiye almadılar, hatta alay ettiler, sonucu biliyorsun.
Bu sefer de öyle olabilir mi?
Bunu bilemem, ama hiç olmazsa bu kez ciddiye alınsın, alay edilmeye kalkışılmasın, belki bu sözlerden yola çıkarak ileride sorun olmayacak bir formül bulunur.
Propagandası bile yok!
Çok değil bir ay sonra anayasa değişikliği konusunda referandum yapılacak. Hatta gümrük kapılarında oy verme işlemi başladı bile.
İyi de bir referanduma gidiyoruz, halkın haberi yok. Buna evet mi demek lazım yoksa hayır oyu mu kullanmak daha doğru? Hangi siyasi parti kendi kitlesine nereye yönlendirecek, bu bilinmiyor.
Bir halk oylaması yapılacak ama propaganda yapan yok. Böyle bir şey siyasi hayatımızda ilk kez oluyor. En beğenmediğimiz 1982 Anayasası’nın referandumunda her ne kadar “hayır” propagandası yasak olsa bile hiç olmazsa “evet” kampanyası yapılıyordu. 1987’de siyasi yasaklarla ilgili referandum için de kıyasıya bir propaganda süreci yaşamıştık.
Şimdi yaprak kıpırdamıyor. Sanki referandum hiç olmayacak gibi. Kim bilir, bakarsınız geçen gün yazdığım gibi iktidar oylama gününden az önce bir karar alır ve referandumu rafa kaldırıverir. Zaten belki de başka çare yok.
Palamut neden az?
Denizcilikten ve balıkçılıktan anlayan bir dostum önceki gün “palamut az çıkıyor diye yakınıyorlar, ama biliyor musun neden az?” diye sordu. Bir balık hastası olarak “nereden bileyim?” dedim.
İlginç bir şey anlattı: “İstanbul’da 5 binin üzerinde amatör balıkçı var. Bunlar sahillerde ve Boğaz’da motorlarla sürekli balık avlıyorlar. Bu amatörlerin oltalarına da sadece kıraçalar (istavritin küçüğü) takılıyor. Palamut kıraça yiyerek beslenir. Ama kıraça bol miktarda tutulunca palamut yiyeceği azalıyor, onlar da balık buldukları yerlere kayıp Boğaz’a girmiyorlar.”
Doğruluk payı olabilir mi? Bunu bilemem, ama bana anlatan gerçekten denizcilikten ve balıkçılıktan çok anladığı için söylediğini doğru kabul ediyorum.
Gemiler özel sektöre geçince gözde oldu
Denizcilik İşletmesi İstanbul’dan İzmir’e, Çeşme’ye, Bodrum’a feribot seferleri yapıyordu. Düşünce iyiydi ama seferler bir türlü kârlı hale gelemiyordu.
Sonunda işin özelleştirilmesine karar verildi.
Samsun ve Ankara feribotları özel sektöre devredildi.
Yolculuk yapanlardan dinledim, anlata anlata bitiremiyorlar.
İstanbul’dan Bodrum’a araç fiyatı 40 liraymış. Afişe fiyatı 1000 dolar olan kral dairesi, son ana kadar tutulmazsa isteyene 250 liraya kadar veriliyormuş. Ama diğer kamaralar da çok güzel ve rahatmış.
İstanbul’dan 14.00’de hareket eden feribot Bodrum’a sabah 08.00’de varıyormuş. Yemekler çok güzelmiş, yolculuk çok keyifli geçiyormuş.
Aynı uygulamayı aslında denizcilik İşletmesi de yapabilirdi. Yapamamışlar. Ama özel sektöre geçince hem hizmet kalitesi artmış hem de yolcu sayısında hemen her seferde doluluk neredeyse tam oluyormuş.
Bilen biliyor tabii de bilmeyenlere yazayım istedim.

