Sevgili okurlar; geçen haftanın hatta belki de siyaset tarihimizin en önemli olaylarından birini yaşadık. Başbakan Tayyip Erdoğan, Davos’ta katıldığı bir panelde önce moderatörle tartıştı, sonra İsrail Cumhurbaşkanı’na hakaret sayılabilecek sözler söyledi, ardından da “Benim için Davos bitmiştir” diyerek toplantıyı terk etti.
Moderatör hatası
Paneli yöneten gazetecinin hatalı olduğunu kabul etmek gerekir. Önce konuklarının konuşma sürelerini ayarlayamayan moderatör Erdoğan’a ikinci söz hakkını vermek istemeyip paneli kapatmaya kalkınca olan oldu. Erdoğan “One minute” diyerek ısrar etti ve sonunda söz hakkını tekrar aldı.
Sen-siz ayrımı
Erdoğan sözü alır almaz Peres’e yönelerek ve diplomasi de pek rastlanmayan biçimde “sen” diyerek konuşmasına başladı. Gerçi konuşmanın İngilizce tercümesinde “sen-siz” ayrımı olmadığı için Peres aslında hakaret amaçlı bu hitabı önce fark etmemiştir, ama sonra öğrenmiştir.
Peki neden kalktı?
Erdoğan sözlerinin sonuna gelmişti ki moderatör müdahale ederek yine paneli bitirmek isteyince kızgınlıktan rengi de değişen Başbakan dosyalarını topladığı gibi yerinden kalktı. İşte bu nokta çok garipti. Çünkü Erdoğan aslında süre konusunda yenen hakkını geri aldığı gibi Peres’e de ağır bir “fırça” atma duygusunu tatmin etmişti. Bu nedenle yerinde oturmalı ve gülümseyerek “Sayın Peres’in cevabı varsa dinlemek isterim” demeliydi.
Demek amaç başka
O halde Erdoğan’ın asıl amacının Türkiye iç politikasına yönelik bir şov olduğunu söylemek yanlış olmaz. Eğer Başbakan yerinde otursaydı, Türkiye’deki tepkiler daha farklı olacaktı. Ama kalkıp gitmekle aslında kendi seçmenine seslendi ve “kahraman- dik duran- uysal koyun olmayan Başbakan” imajının beyinlere yerleştirdi.
Türkiye kazanmadı
Bu açıdan bakınca Erdoğan’ın yaptığının dış politikada Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmayacağı ortada. Bir uluslararası toplantıda sert bir tavır koyuyorsanız bunun bir sonucunun olacağını planlamış olmalısınız. Acaba Erdoğan bu çıkışla hangi uluslararası avantajı elde edeceğini düşündü. Danışmanları ve yakınları sevinç içinde olduğuna göre bir hedefi vardı.
Tamamen seçim yatırımı
Hiç uzun boylu düşünmeye gerek yok. Çünkü bu çıkışın uluslararası alanda Türkiye’ye getireceği bir şey yok, tam tersine Türkiye için ağır bir bedel kapımızı çalabilir. Buna karşın akıl almaz bir hızla yapılan organizasyon sonunda Erdoğan aynı gece Türkiye’nin gururunu kurtaran başbakan olarak karşılandı. Son zamanlarda sağa sola kaymaya başlayan oyların önemli bir bölümünün bir anda geri döndüğünü söylemek kehanet sayılmaz.
Kendisi de itiraf etti
Nitekim Başbakan gerek Davos’ta gerekse Türkiye’ye dönüşünde çıkışının uluslararası bir amacının olmadığını ortaya koydu. Türkiye’nin kabile devleti olmadığını söyledi örneğin. Herhalde diğer Müslüman Arap ülkelerini kastetti bu sözlerle ki bu da arı bir gaf olarak nitelenebilir. Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak haksızlığa karşı çıktığını anlattı. Ama asla Türkiye’nin bundan ne kazandığını söyleyemedi.
Babacan istifa etmeli
Tabii Erdoğan bu arada Dışişleri’ni de fena harcadı. Kendisinin “farklı bir üsluba sahip olduğunu” söyledi. Dışişleri mensuplarına kalsa böyle bir çıkışın asla yapılamayacağını ileri sürerek “Monşerlikle olmuyor bunlar” dedi. Belli ki çıkışından Dışişleri rahatsız olmuştu. O halde Ali Babacan’ın da bu görevde kalması artık fiilen mümkün değildir.
Neden monşerlik
Erdoğan’ın “monşer” tanımı üzerinde de durmak gerek. Bu tanım genellikle kültürsüz ve eğitimsiz insanlar arasında pek yaygındır. Aşağılık duygusu içinde olan bu kesimden her konuda konuşmayı sevenler, kendisinden üstün olduğunu bildiklerine “dobra dobra konuşan biri olduğunu anlatmak” için küçümser ifadeyle “biz monşer değiliz” derler. Çünkü bu cahil kesim “dobra dobra” konuşmakla “nezaketsizlik” arasındaki ince çizgiyi bilmez.
Müslüman ülkelerin liderliği
İyi niyetle bakarsak “Türkiye Müslüman ülkelerin lideri olabilir bu çıkışla” denilebilir. Orta Doğu ülkelerinin kamuoyları Erdoğan’a müthiş bir sempati besleyebilirler. Ama çıkarları Amerika ve İsrail’den yana olan bu ülkelerin yönetimlerinin buna sıcak bakmaları mümkün değil. Yani Erdoğan’ın Büyük Orta Doğu Projesi’ni lider olarak hayata geçirme planı da gerçekçi değil.
Emine Hanım’ın sözleri
Davos krizine damga vuran konulardan biri de Başbakan’ın eşi Emine Hanım’ın gözyaşları ve sözleriydi. Ağlaması duygusallığının göstergesi olabilir ama bir Başbakan eşi olarak başka bir ülkenin Cumhurbaşkanı için “söylediği her şey yalan” demesinin özürü yok. Dünyanın hiçbir ülkesinde başbakanının eşinin, son derece ağır ve diplomatik sorun yaratabilecek şekilde yorum yaptığı görülmez. Erdoğan monşerler diyerek Dışişleri’ni hizaya sokacağına bu konuda eşini uyarmalıydı.
Atatürk ve Abdülhamit
Bu konuda bir garipliği daha yazmak istiyorum. Erdoğan’ın toplantıyı terk etmesinden zevk sarhoşu olan kimi AKP’liler işi öylesine ileri götürdüler ki Erdoğan’ı 2. Atatürk olarak bile tanımladılar. Hatta bazıları Erdoğan’ı hem 2. Atatürk hem de 3. Abdülhamit olarak niteledi. Pes yani.
Ya Peres cevap verseydi
Bu konuda son olarak kaçırdığımız bir noktaya daha değinmek istiyorum. Hepimiz Erdoğan’ın Peres’e “sokuşturduğu” sözlerle avunduk. Ama örneğin “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” sözüne karşılık Peres de “Canım siz de bilirsiniz” diye cevap verseydi ne olurdu? Erdoğan koltuktan kalkar mıydı? Ya da “Şimdi uysal koyun değiliz diyorsunuz ama subaylarınızın başına çuval geçirildiğinde neydiniz?” deseydi Erdoğan yerinden kıpırdayabilir miydi?
DSP konusunda yazı
Sevgili okurlar, geçen hafta yazdığım DSP’nin sadece üç adaya güvenerek seçimlere katılmasını eleştiren yazı özellikle DSP’li seçmenlerden tepki aldı. Elbette saygı duyuyorum, ama DSP’li seçmenlerin de Genel Merkezlerini sorgulamasında yarar olduğunu görüyorum.
Anketlere bakın
DSP ile ilgili önyargım elbette yok. Ama anketlere de bakmak gerek. En iyimser anketlerde bile DSP “diğer” partiler arasında görülüyor. Yani DSP aslında seçime katılmasa bir şey değişmeyecek. Ama üç adayın alacağı oy aslında başka partiden adeta çalınmış oy olacak. Bunun da bilinmesinde yarar var.
Her şeyi unutuyoruz
Geçen haftaya Davos damgasını vurunca önemli pek çok olay da gözlerden kaçtı. Ergenekon davası bile gündemden düşecek gibi oldu. Örneğin Deniz Feneri olayı neredeyse tümden unutturulacak. O dosyanın da hâlâ Almanya’dan gelmemesinin çok önemli nedenleri var. Hafta içinde bu konuya da değineceğim.
Hepinize iyi haftalar dilerim..
Kahramanlık tamam peki sonuç?
Haberin Devamı

