Japonya Anayasası 1947 yılında 9 günde hazırlandı, hazırlayanlar arasında tek Japon bile yoktu ve hâlâ aynı anayasa yürürlükte

Haberin Devamı

Anayasa tartışmaları sürerken aklıma yıllar önce okuduğum bir yazı geldi. Yazının sahibi Cüneyt Koryürek’ti. Konusu da Japonya Anayasası’nın hazırlanışıydı.

Olayı kaba hatlarıyla biliyordum, ama hem tam emin olmak hem de eksik bilgi bırakmamak için Koryürek’i aradım. Yazıyı elbette hemen hatırladı sonra da arşivinden bulup çıkardı.

Bakın 1947 yılından beri yürürlükte olan ve değiştirilmesine hiç gerek duyulmayan Japonya Anayasası nasıl hazırlanmış;

Amerikalılar, II. Dünya Savaşı sonunda yenik düşen Almanya ve Japonya’nın, komünizme karşı ayakta durabilmeleri için demokratik bir sisteme de sahip olmalarını isterler. Japonya’da, “Tek Adam” olarak, tüm kararları alıp uygulayabilen Amerikan İşgal Kuvvetleri Komutanı General MacArthur, 2 Şubat 1946 günü, kurmay başkanını çağırır ve Japonlar için bir anayasa yapılmasını emreder.

MacArthur’un yeni Japon Anayasası için verdiği süre ise sadece altı gündür! Ama, emir emirdir ve MacArthur’dan gelmektedir. Büyükelçilikten ve işgal kuvvetlerinden 25 kişi hemen bir araya getirilir. Bunların arasında anayasa konusunu sadece derste görmüş bazı hukukçular, subaylar, diplomatlar, araştırmacılar ve bir de tercüman vardır.

Bu “acemi anayasacılar” her şeyden evvel, Japon Anayasası’ndaki “Fukoku Kyohei” diye bilinen “zengin ülke, kuvvetli asker” prensibine takılırlar. Aslında, 1889’da Bismarck Prusyası’nın anayasasını, Japonya’ya getiren devlet adamı Ito Hirobumi (bu nedenle Japon parlamentosunun adı Almanca ‘Diet’ olarak kalmıştır), yeni anayasa ile iktidarı imparatorun eline bırakmaması yanında, gerçek demokrasinin de ülkesinde yerleşmemesine dikkat etmiştir.

Buna göre, tüm kararlar, imparatorun arkasındaki kuvvetli hükümet başkanları ve asker tarafından verilir. MacArthur tarafından görevlendirilen bu 25 kişilik deneyimsiz fakat demokrasiye inanmış insanlar, Japonya’yı, MacArthur’un istediği gibi, “Asya’nın İsviçre’si” yapma yolunda çalışmaya başlarlar.

Bırakın anayasayı, Japonya’yı dahi bilmeyen bu grup, bu kadar kısa süre içinde sadece kendi insancıl duyguları ve Amerikan Anayasası’nın onlara verdiği hür düşünce kavramları ile araştırmalarını sürdürürler. Diğer ülkelerin anayasalarını, Tokyo’daki büyükelçiliklerden temin ederler.

MacArthur’un bu gruptan istediği unsurlar sadece imparatorun yerinde kalması, savaş ilan edilmesinin yasaklanması ve bütçenin İngiliz sistemi olmasıdır. Grup, Japonya için Amerikan başkanlık sistemi yerine parlamenter bir yönetim ve imparator yerine Diet’e sorumlu bir iktidar önerir.

Grup içindeki Japonca konuşan tek kişi olan 22 yaşındaki Beate Sirota Gordon, anayasadaki kadın hakları ve akademik bağımsızlık konularının mimarı olarak tarihte yerini alır. MacArthur’un emrinden dokuz gün sonra, Amerikalı yetkililer, hazırlanan yeni anayasayı Japon hükümetine sunar. Yeni Japon Anayasası, 3 Kasım 1946’da kabul edilir ve 3 Mayıs 1947’de de yürürlüğe girer. Yeni anayasa, yetkileri imparatordan ve etrafındaki danışmanlardan almış ve iktidarı sadece Diet’e değil, kadınlara, aydınlara ve işçi sendikalarına dağıtmıştır.

Kıssa’dan Hisse

Japon Anayasası’nın hazırlanış biçimini elbette bize de örnek olsun diye hatırlayıp yazmadım. Ama birkaç yazımda da belirtmeye çalıştığım gibi anayasalar büyük savaşlardan, iç savaşlardan, devrimlerden ya da darbelerden sonra yazılır. Anayasa toplumun yaşam biçimini belirler ve çok uzun süreli olur.

İkide bir anayasa değişikliği yapılmaz. Ve en önemlisi normal zamanlarda, seçilmiş siyasi iktidarların anayasa yapması da sakıncalıdır. Çünkü anayasaya tüm toplumun değil seçilmiş iktidarın siyasi görüşleri siner.

Oysa siyasi iktidarlar kendi görüş ve fikirlerini, zaten kabul edilmiş olan anayasanın ruhuna uygun olarak hazırlayacakları yasalara koyarlar.

O yasalar istendiğinde yine değiştirilebilir. Ama her seferinde anayasa ile oynanmaz.

Dediğim gibi Japon Anayasası elbette bizim için örnek olamaz, ama anayasaların ruhunu anlatmak açısından önemli gördüm.


***



Yine Fenerbahçe

Bir Fenerbahçe yazdık bin tepki aldık. Neden? Çünkü yeni sistemi tam bilmeden yazınca başına bu geliveriyor. Uzun aradan sonra Inter maçını seyredip sahada sadece iki Türk futbolcu görünce “Fenerbahçe yabancıların tümünü oynatınca başarılı oluyor, ligde de formül bulmalı” demiştim. Meğer Fenerbahçe’nin iki yabancısı da Türk olmuş. Sonra 5 değil 6 yabancı oynayabiliyormuş. Bilemedik işte, ama tabii bilmeyip yazmak da hata. Özür dilerim.

Ama ne derseniz deyin “Türk takımı” deyip de neredeyse tamamı yabancılardan oluşan bir takım da bana acayip geliyor. Ayrıca Bursa maçında bu kadar dökülmeyi de anlamış değilim. Biz Fenerbahçe’ye her zaman Inter nereden bulacağız iyi oynaması için?

Bu arada düzeltme mesajları için de teşekkürler. Ama bazıları öfkenin de tadını kaçırmamalı. Ayda 80’in üzerinde yazı yazıyorum. Birini örnek alıp “Vay cahil, Uğur Mumcu’dan bir şey öğrenmedin mi?” türü mesajlar kırıcı ve ayıp oluyor.


***



Artık bir karar verin

Gazetelerde ve televizyonlarda günlerdir yeni anayasa taslakları tartışılıyor. Başta türban konusu olmak üzere devletin en tepe yönetiminin yeniden şekilleneceği, yetki ve sorumlulukların yeniden düzenleneceği söyleniyor.

Ancak bir bakıyorsunuz AKP yetkililerinden biri çıkıyor ve “Şu ana kadar söylenenler taslak bile değil, henüz hiçbir karar verilmedi” deyiveriyor. Hatta “Bunlar taslağın taslağı bile değil” diyen AKP’liler bile var.

Elbette anayasa maddeleri üzerinde geniş bir katılım ve tartışma ortamı oluşturulmalı.

Ancak bu iktidar böyle bir ortamı sadece kendi adımlarını düzenlemek amacıyla kullanıyor. Tartışmalardan olumlu bir sonuç çıkarmak, buna göre yeniden düzenlemeler yapmak ihtiyacı yok gibi görünüyor. İktidar kendi anayasasını oluşacak tepkilere göre “alıştıra alıştıra” hayata geçirmenin formüllerini arıyor.

Hafta sonu konuştuğum bir eski siyasetçi “Hükümetin anayasa konusunu nasıl bu kadar kötü yönettiğine akıl erdiremiyorum, demek ki aslında çok ciddi bir hazırlıkları yokmuş” dedi.

Haksız değildi. Çünkü kendine güvenen bir iktidar bu tür oyunlarla sonuca gitmek yerine geniş bir katılım ortamı yaratarak toplumsal uzlaşı arar. Oysa bu iktidar sadece kendi görüşünü ortaya koyup bunlardan hangilerini kabul ettireceğini test etme çabasında. Göreceksiniz bir süre sonra iktidardan çok ciddi geri adımlar gelecektir.

DİĞER YENİ YAZILAR