AKP payandası faşistler DTP’nin İzmir’de bir grup tarafından taciz edilmesine büyük öfke duydular.
İzmir’in ne ilkelliği kaldı, ne gavurluğu. Çünkü birkaç kişi öfkeye kapılıp DTP konvoyuna taş attı.
DTP’nin İzmir’de taşlı tacize uğraması demokrasi adına iyi bir örnek değil. Demokraside protesto hakkı da vardır ama iş şiddet kullanmaya gelince konu demokrasiden sapar.
DTP konvoyunun son derece tahrik edici biçimde İzmir caddelerinde gezinmesinin provakasyon olduğunu da bilmeliyiz tabii ki bu arada.
Ama kabul edelim şiddete dayanan protesto yanlıştır.
Buna karşın kendilerine “demokrat, liberal, hukuka bağlı, özgürlükçü, çağdaş” sıfatlarını takıp ama bunlarla hiçbir ilgisi olmayanların bağırıp çağırmasına da bir anlam veremiyorum.
İzmir’de bir grubun DTP konvoyuna taşlı tacize karşı çıkanlar, bin beterinin yaşandığı Diyarbakır’a hiç seslerini çıkarmıyorlar bile. Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakan’ı Diyarbakır’a gidiyor, esnafın dükkânlarının kepengini indirmesi için baskı yapılıyor.
Başbakan gelmeden birkaç saat önce sokaklara dökülen militanlar polisle taşlı, sopalı, molotof kokteyli çatışmalara giriyorlar.
İçişleri Bakanı bölgedeki herhangi bir ile gidiyor, manzara aynı manzara.
Ama kendisini demokrat, liberal diye yutturmaya çalışan faşistlerden tek bir tepki bile yok.
Bu çifte standart ile Türkiye’yi çok ciddi bir çatışma ortamına ittiklerini görmüyorlar mı peki? Görmez olurlar mı? Ama amaç belki de bu olunca ağızdan çıkan sözlere dikkat edilmesine gerek kalmıyor.
Siste trafik levhaları
İstanbul son bir haftadır sise teslim durumda. Vapur ve uçak seferleri aksarken karayolu trafiği de çok riskli. Sis yüzünden pek çok kaza oluyor, trafik sıkışıklıkları ise insanı çıldırtıyor.
Üst üste birkaç gün sis trafiği çilesi içinde yaşarken bir konu çok dikkatimi çekti. Karayollarına önermek istiyorum.
Çevre yollarında yoğun sis bastırdığında hele geceyse önünü görmek çok zorlaşıyor. Bu arada kavşak noktaları da adeta ortadan kayboluyor. Gerçi dev gibi tabelalar var ama bunlar tam altına geldiğiniz sırada ortaya çıkıyor ve çoğu kişi kavşağı ya da çıkışı kaçırıyor. Son anda döneyim derken de kazalar yaşanıyor.
Çevreyollarındaki kavşak tabelaları sisli günlerde kullanılmak üzere ışıklandırılabilir mi? En azından sürücüler yazıları göremeseler bile örneğin sarı bir ışığı fark ederek kavşağa yaklaştıklarını anlayabilirler.
Son günlerde kavşaklarda bu son anda fark etme yüzünden yaşanmış pek çok kazaya tanık oldum. Işıklı kavşak tabelaları puslu ve aşırı yağışlı ve karlı günlerde de yararlı olabilir.
Darbeye bir de parti kapatma eklendi
Belli ki AKP’nin iktidarda kalma stratejisi tamamen “paranoyalar” üzerine yürütülecek artık.
İktidardaki 5 yıldan sonra birden “darbe yapmak isteyenler var” diye ayağa kalkıldı. Hukuk ve ahlak dışı operasyonlarla iktidara soru soran ve herhalde tehlike olarak görülen Türkiye’nin önemli aydınları toplandı. Eziyet altında tutuluyor.
Toplumda “cuntalar kurulmuş, bombalar patlatılacak, suikastlar yapılacakmış, maksat arbede yapmakmış” paranoyası oluşturuldu.
Liberal maskeli faşistler kanalıyla yürütülen Göbelsvari propagandalarla halkın önemli bir bölümü buna inandırıldı.
Ordu karalanırken, bütün kötülüklerin anası olarak büyük Atatürk’ü gösterme çabaları demokrat olmanın bir özelliği olarak sunulmaya çalışıldı.
Ama bunlar yetmiyor. Çünkü her gün ortaya atılan düzmece belgelerde kimi dehşet tablolarına rağmen ne ordunun ne de başkalarının bir darbe yapacağı hatta bunun düşünü bile kurmayacağı açıkça ortaya çıktı.
Oyun bozulmaya başlanınca ortaya yeni bir paranoya sürüldü: “AKP’yi kapatmak istiyorlar” yaygarası başladı şimdi de.
Hukuk dışı telefon dinlemeleri üzerine Yargıtay Başsavcılığı’nın inceleme başlatması bahane edilerek “Parti kapatılacak” propagandası yapılıyor şimdi. Ortaya olmayan bir konu atıp sonra buna inanıp ondan sonra da alabildiğine tartışmaya başlayanlar halkın kafasını muhallebiye çevirmeden de bu işten vazgeçmeye niyetli değil.
Domuz gribi, GDO’lu gıdalar, milyar dolarlık yolsuzluklar, Deniz Feneri, devleti ele geçirme operasyonları, itelenen, işkence çektirilen aydınlar bu arada unutturulmak isteniyor.
Simon Peres, “Türkiye, ordunun demokrasiyi korumakla görevlendirildiği tek ülke” demiş. Eksik söylemiş. “Aynı zamanda sivillerin demokrasiyi amaç değil araç olarak gördüğü tek ülke” diye eklemeliydi.
(Gani Yıldız)
Meydanını bilmeyen(!) polis
Bahattin Yücel anlattı. Geçen hafta cumartesi günü DP’nin Manisa mitingine gitmişti. İzmir’den Manisa’ya arabayla giden Yücel, Manisa’ya geldiğinde “şehir merkezi” yazan tabelanın altında duran polis aracının yanına yanaşıp “Afedersiniz, Cumhuriyet Meydanı’na nasıl gidebilirim?” diye sormuş. Cumhuriyet Meydanı, Manisa’nın büyük bir meydanı ve DP mitingi de burada yapılacak.
Polis memuru “Bilmiyorum” cevabını vermiş. Yücel aldığı bu çok şaşırtıcı cevap üzerine “Nasıl olur, siz bu kentin polisi değil misiniz, Cumhuriyet Meydanı’nı nasıl bilmezsiniz?” diye üsteleyince polis aynı umursamazlık içinde eliyle yolu işaret ederek “Buradan girin, ileriki kavşaktan sonra bir yerde olacaktı. Orada bir daha sorun” demiş.
Bahattin Yücel “Bunca yıldır siyaset içindeyim. Ama polis teşkilatının iktidarla bu kadar iç içe girdiğini hiç görmedim. O polis Cumhuriyet Meydanı’nı sorunca mitinge gittiğimizi düşünerek bize cevap bile vermek istemedi. Türkiye’yi ve polisi işte bu hale getirmişler” diye yakındı.
Kurban kesim yerleri
Yarından sonra Kurban Bayramı. Belediyeler kurban kesme yerlerini belirlediler. Bu kurban kesim yerlerinin kullanım hakkı partiye yakın olan kişilere veriliyormuş.
Ondan sonra ne oluyormuş biliyor musunuz, bu kişiler belediyeden ucuza aldıkları kurban kesim yerlerini 3-4 katına başkalarına devrediyormuş.
Kazanç aman aman öyle çok değil. Birkaç bin lira. Ama zihniyet önemli. Bin liralık kazanç sağlayacak kurban kesim yerinden bile yandaşlara para çıkarmayı akıl etmek ve uygulamak, herhalde “şapka çıkarılacak” bir şey.

