Üniversite kapılarında türban istismarı yapanların sıra türbanlıların normal hayatta iş bulmalarına gelince sırtlarını çevirdiklerini dünkü yazımda “AVM’lerde türbanlı çalıştırılmıyor, İslamcı şirketler bile türbanlı kadın yönetici bulundurmuyor” diye anlatmıştım.
Yazım tahminimin de üzerinde bir ilgi çekti. Pek çok okurum “Bugüne kadar dikkat etmemiştik, ama gerçek sizin yazdığınız gibiymiş” mesajları göndermişler.
Kentlerde ve genellikle “alım gücü daha yüksek” kesimlerde türbanlı çalıştırılmaması, türbanın nasıl istismar edildiğini ve sıra ticarete gelince “inanç” konusunun pek ciddiye alınmadığının tipik bir örneği bu.
Türbanlılar bizzat türbanı istismar edenler tarafından bir de bu açıdan istismar ediliyor. Bunun bir örneğini de dün Türk-İş’i ziyaret eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu verdi.
Kılıçdaroğlu birçok işyerinde türbanlı kızların sigortasız olarak çalıştırıldıklarını ve Türk-İş’in bu konuda görevini yapması gerektiğini belirtti.
Evet, birçok türbanlı kadın çalışıyor, ama bunların çoğu ya geri hizmetlerde, ya yetenek gerektirmeyen işlerde veya merdiven altı denilen kaçak sektörde sigortasız çalışmak zorunda kalıyor.
Kendini “İslamcı” olarak tanımlayan televizyon kuruluşları bile ekranlarına “türbanlı ana haber sunucusu veya program yapımcısı” çıkarmazlarken, hemen her gece türbanlı kadınları ekrana sürüp “üniversitelerde türban özgürlüğünü” tartıştırıyor.
Diyorum ki, gerçeği ancak ekranlarda tartışan bu türbanlı kadınlar ortaya çıkarabilir. Sadece üniversitede türban konuşmak yerine “Neden AVM’lerdeki dükkânlarda türbanlı çalıştırma yasağı var” veya “neden kendilerini AKP’li olarak tanıtan şirketlerde türbanlı kadın yönetici yok” diye sorsunlar. Türbanlı kadınların sadece kaçak işlerde ve geri planda çalıştırılmasının hesabını sorsunlar.
Devletin engellemesine karşı çıkmak kolaydır. Önemli olan kendini “inançlı, Müslüman, İslamcı” diye tanıtanların türbanlılara koyduğu ambargodur.
Türbanlı kadınlar asıl bu “engeli” aşmak zorundalar.
7 bin 80 tane bir lira toplayacaklar
Pazar günü Ulusal Kanal’da Kurtul Altuğ’un sunduğu programa katıldım. DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk ve CHP eski Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen’le üç saate yakın çok hoş bir ufuk turu yaptık.
Program arasında bir genç yanıma gelerek kendisini tanıttı. Özgür Senger Türkiye Gençlik Birliği İzmir İl yöneticisi. Son anda hatırladım ve o anda unuttuğum için mahcup oldum, çünkü hafta içinde beni aramıştı. Ben de çok sıkışık olduğumu belirterek “Pazar günü Ulusal Kanal’a gidiyorum, yolun düşerse orada görüşebiliriz” demiştim.
Özgür Senger 9 Eylül Üniversitesi açılış töreninde Başbakan Erdoğan konuşmaya başlarken “Cumhuriyet yıkıcıları kürsüye çıktı” diye bağırmış karga tulumba, tekme tokat dışarı çıkarılmıştı.
Ancak Özgür’e çok öfkelenen Başbakan dava açmıştı. Dava sonuçlandı ve Özgür 354 gün adli para cezasına çarptırıldı. Yani hapis yatacağına gün başına para ödeyecek.
Mahkeme bu 354 günün parasını da hesap etmiş. Bu da 7 bin 80 lira tutuyor.
Özgür önce temyize gidecek elbette. Ama “sonra” diyor ve ekliyor “Ceza kesinleşirse arkadaşlar aralarında para toplamaya karar vermişler. Türkiye Gençlik Birliği üyesi arkadaşlara çağrı yapılacak, her üyeden sadece bir lira istenecek. Parayı da tamamı bozuk para olarak bir torbaya koyup götüreceğiz.”
YouTube’un kapatılmasını eleştiren üniversiteliyi “özgüveni ne de yüksek bunun böyle” diye öven Başbakan’ın bir başka üniversiteliyi para cezasına mahkûm ettirmesi de sadece bizim ülkemize özgü olmalı.
Erdoğan kendisine hakarete kızmıyormuş
Kesinlikle söylemeliyim ki halka ilişkiler, halkı etkileme ve inandırma konusunda Başbakan’ın eline kimse su dökemez. Çükü popülizmi o kadar iyi biliyor ve kullanıyor ki “helal olsun vallahi” demekten başka çaremiz yok.
Tabii, o popülizme insanın canının sıkılmaması da mümkün değil ama ne yazık ki, fazla düşünmeyi sevmeyen büyük kitleler etkilendiği için de söyleyecek lafınız pek kalmıyor.
Biliyorsunuz Başbakan kendine yönelik eleştirilerin bir bölümünü “hakaret” kabul ederek herkese dava açıyor. Bu kişi ister yazar, ister gazeteci olsun, ister öğrenci ister sokaktaki vatandaş, fark etmiyor.
Ama canımı sıkan şu ki Başbakan “Önemli olan bana hakaret etmek değil. Biz ona aldırmayız. Ama hiç kimse TÜRKİYE CUMHURİYETİ BAŞBAKANINA hakaret edemez” diyor.
Bu garip bir psikoloji. Makam kişiden önemli hale geliyor ve Başbakan kendisini değil “yüce” bir makamı koruduğunu anlatıyor.
Bunları söylerken bakıyorum da kendisini dinleyenler önce kafalarını sallayıp sonra bir alkış tufanı patlatıyorlar.
İnsanın canı sıkılmaz mı?
Çankaya fişlemesi mi?
Cumhurbaşkanı Londra’da Kraliçe’den ödül alıyor. Törene giderken yanında yine gazeteciler vardı ve hemen hepsiyle özel görüşmeler yaptı.
Bu görüşmelerden öğrendiğim bir iki noktaya kafam takıldı, çok merak ediyorum.
Cumhurbaşkanı diyor ki “Ben Alevi kökenli rektör de atadım.” İyi güzel de bir kişinin Alevi olduğu nasıl belli olur? Herhalde alnında yazmıyor. Demek ki önüne gelen listede söz konusu kişinin adının yanında “Alevi’dir” yazıyor. Ya da güvenlik soruşturmalarında bir kişinin inanç durumu da kayda geçiriliyor.
İkinci konu şu: Cumhurbaşkanı yine diyor ki “Tabii ki bir atama yapılacağında araştırıyoruz, soruşturuyoruz. Google’a bakıyoruz. Eğer kişi Google’a düşmüşse bazen aleyhine oluyor.”
Bu da çok ilginç. Çünkü Google’da, ancak bir kişi hakkında internet ortamında bir yayın yapıldıysa bilgi bulabilirsiniz. Ama internet ortamı denetimdeki bir bilgi ağı değil. Canı isteyen istediğini yazabiliyor.
Örneğin sapır saçma Ekşi Sözlük diye bir site var. Ahlak ve vicdan dışı bu sitede herkes canı kimi karalamak istiyorsa aklına eseni yazıyor.
Eğer Cumhurbaşkanlığı Google’da tarama yaparken bu siteye de giriyorsa, hiç kimse için atama imzası atmaz, daha doğrusu atamaz.
Güncel fıkra
Giray Ertuğrul göndermiş. “Tam şimdiki Türkiye” demiş ama, bilemem artık. Bir de siz okuyun bakalım fıkrada anlatılan doğru mu?
Bir Fransız, bir Alman ve bir Türk müzede “Adem ve Havva Cennet Bahçesi’nde” tablosunun karşısına geçmişler.
Alman: Şu vücutların mükemmelliğine bakın. Adem ile Havva Alman olmalı.
Fransız: Havva ne kadar feminen, Adem ne kadar maskülen. Bu kadar seksi olduklarına göre Fransız olmalılar.
Türk: Yok, yok, bunlar kesin Türktür. Baksanıza, üstte yok, başta yok, elmadan başka yiyecek yok. Zavallılar hâlâ kendilerini cennette sanıyor.
Cumhurbaşkanı’na göre, başörtüsü de özel TV’ler gibi çözülmüş. Ancak aralarında fark var; o zaman özel TV’ler açılıyordu, şimdi başlar kapanıyor! (Gani Yıldız)

