ANALİZ
Başbakan Erdoğan tesadüf sonucu doğum gününü de kutladığı Tüp Geçiş Temel Atma Töreni’nde çok ilginç bir konuşma yaptı.
Öyle bir konuşmaydı ki, bir devletin temelini oluşturan, bilim, tarih ve en önemlisi demokrasi-hukuk kavramlarını ayaklar altına aldı. İleri demokrasi söylemlerinin neredeyse “sopayla” bellettirilmeye çalışıldığı günlerde, iktidarın gerçek zihniyetini açık ediyordu.
İşte karşı olduğum zihniyet budur. Yoksa körü körüne muhalefet yapmıyorum.
Öncelikle söylemeliyim ki Marmaray’dan sonra Tüp Geçit Projesi de İstanbul’un olduğu kadar Türkiye’nin önemli projelerinden biri. Dünya çapındaki bu projelerin hayata geçirilmesi çok önemli bir başarıdır. Her ne kadar projeler çok önceden düşünülmüş olsa da, gerçekleştirenin AKP iktidarı ve Başbakan Erdoğan olduğunu görmezden gelemez ve alkışlamadan da geçemeyiz.
Buna karşın, bu projeleri bitirmek için Başbakan’ın söyledikleri de yürekler acısı.
Cümlesini hiç bozmadan aynen sizlerle paylaşmak istiyorum;
“Aslında Marmaray 2010’da bitirilecekti, bitebilirdi. Ne oldu da bitmedi söylemek zorundayım, çünkü bize gecikmek, ertelemek yakışmaz. Sürekli ‘yok arkeolojik, yok çömlek çıktı, yok bilmem ne çıktı’ bunlarla önümüze engeller konuldu. Aziz milletim bunlar insandan çok daha mı önemli?
Her şey insan için diyen bir medeniyetin mensupları, ‘İnsanı yücelt ki devlet yücelsin’ diyen bir milletin evlatları olarak biz buralara takılıp kalmalı mıydık? Bariyerleri önümüze koydular, yok kuruluydu, yok yargısıydı ve en az 3 sene bizi bu noktada engellediler.
Burada kaybımız sadece Marmaray’ın işletmeye açılması değil, maddi kaybı da var o da ciddi bir kayıp. 29 Ekim 2013. Bundan sonra inşallah engel mengel tanımıyoruz, bedeli ne olursa olsun.”
Başbakan’ın bu sözlerini yüreğim burkularak izledim. Çünkü “çanak çömlek” dedikleri, bırakın İstanbul’u dünya tarihini değiştiren buluntulardır. İstanbul’da petrol bulunması kadar değerli ve önemlidir. Başbakan’ın çanak çömlek dedikleri, İstanbul’da bundan 8 bin yıl önce yerleşik yaşam olduğunun kanıtlar. Oysa, Yunanlılar, dünya medeniyetini kendilerine dayandırmak için İstanbul’un sıfırlı yıllar sırasında kendileri tarafından kurulduğunu iddia ettiler bugüne kadar. Dünya tarihi de Yunanlıların bu teorisine göre şekillendirildi. Marmaray kazıları sırasında bulunan çanak çömleklerin, Yunanlıların “İstanbul’u biz kurmuştuk” tezlerinden tam 6 bin yıl öncesine dayandığı anlaşıldı.
Bu öylesine değerli bir tarihi bilgi ki, sonuçlarından elde edeceğimiz kazanç, bir gün Tüp Geçit gibi onlarcasını yapacak paranın bile çok üzerinde olacaktır.
Başbakan İstanbul’un beklenmedik bir anda kazandığı olağanüstü önemi ve değeri nasıl görmezden gelebilir?
Başbakan yargıdan ve kurullardan da yakınıyor. Doğrudur, demokrasilerde ve hukuk düzenlerinde işler biraz yavaş yürüyebilir. Hatta bu yüzden tepki de alabilir. Ancak unutulmamalı ki, bir işin kötü yapılması, yanlış yapılması geç yapılmasından daha iyi değildir.
Özellikle “yargıyı tanımayacağız artık” söylemi bundan sonraki günlerin ipuçlarını da veriyor bizlere. Demek ki, Başbakan’a göre aslolan kendi fikirleri, görüşleri ve kendi kararları.
Kısacası, hukuk, demokrasi, kurallar, yasalar Başbakan’ın zihniyetine göre şekillenir ve bunun aksi bir durum yaşanırsa ezip geçmek mübah sayılır.
İşte başından beri eleştirdiğim karşı çıktığım zihniyet bu. Körü körüne bir muhalefet etmiyorum.
ŞAŞIRDIM
Ne oluyorsunuz yahu!
Pazartesileri yazdığım okur sohbetlerinin dünkü ana konusu anketlerle yönlendirme yapılıp yapılmadığıydı. Yazı beklediğimin çok üzerinde bir tepki aldı. Olumluları bir kenara bırakalım, olumsuzların beni çok şaşırttığını söylemeliyim.
Çünkü garip biçimde ve adeta tek merkezden talimat almışçasına birçok okurum “Anketlerin doğru olduğunu, korkunun ecele faydası olmadığını, AKP’nin yüzde 50’leri de geçeceğini” söyledi.
Öncelikle, yazılarımın AKP’liler tarafından da büyük ilgiyle okunduğunu biliyordum ama bu derece yoğunluk olduğunu tahmin etmiyordum, bu açıdan benim adıma çok sevindirici bir şey bu, itiraf etmeliyim.
Ancak olumsuz yorumlar iki açıdan garip geldi.
Birincisi: Madem AKP’liler yüzde 50’leri bulacaklarından bu kadar emin, o halde nedir bu öfkeli yorumlar?
Endişelenmeye, hatta aksini söylemeye kalkanlara cevap vermeye bile gerek yok.
İkincisi: Herkes uzman araştırmacı kesilmiş. Verilen sonuçların doğruluğundan o kadar eminler ki, hiçbir karşı görüşe ya da soruya tahammülleri yok.
Bu nedenle toparlayarak tekrar sormak istiyorum:
* Türkiye’de neden çok sayıda araştırma şirketi var?
* Bunlar, bağımsız mı yoksa bazıları iç içe geçmiş şirketler mi?
* Dünyada bu araştırmalar nasıl yapılıyor?
* Dünyada araştırmalar nasıl denetleniyor, Türkiye’de bir denetim mekanizması var mı?
* Kararsızlar neden dağıtılıyor? Sonuçlar neden sadece kesin fikir beyan edenlere göre yayınlanmıyor?
Bunları kötü niyetle ya da belli bir amaçla sormuyorum.
Ancak çağdaş ülkelerde bu kadar çok sayıda şirket kamuoyu araştırması yapmaz. Sayı çoğaldıkça “sonuçlar birbirine yakın çıksa bile” güvenilirlik oranı düşer.
Tabii burada en hassas konulardan biri seçimlerde hile olup olmadığı yolundaki kuşkular. Özellikle AKP kendine “Neden birçok vatandaşın zihninde böyle bir kuşku oluştu?” diye sormalı ve herkesi rahatlatacak önlemleri açıklamalı.
ÜZÜLDÜM
Ne yazılabilir?
Erbakan’ı da kaybettik. Allah yakınlarına ve sevenlerine sabır versin.
Necmettin Erbakan, politikaya yeni yeni ısınmaya çalıştığım ilk gençlik çağlarımdan beri hep var oldu. Meslek hayatımın tamamı da Erbakan’la geçti.
Hiçbir görüşüne katılmadım, politikalarının hiçbirini desteklemedim, eylemlerinin ve kararlarının neredeyse tamamına karşı çıktım.
Tamamen ayrı dünyaların insanıydık. O nedenle, ölümünden sonra ne diyeceğimi ne yazacağımı da bilemiyorum.
Buna karşı şunu biliyorum; Erbakan’la bir gazeteci olarak hep düzgün, mesafeli, samimi ilişkimiz oldu. Tüm politikalarına karşı çıkmama rağmen bir kere bile incitici, üzücü, yaralayıcı yazı yazmadım, ekranlarda söylemedim.
Erbakan’ı hep milli gördüm. Cumhuriyet değerlerine ve Atatürk’e olan duygularını tahmin ettiğim halde, tüm bunlarla barışık olduğunu ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne zarar vermeyi asla düşünmediğini gözlemledim.
Dini duygularını ve politikalarını öne çıkarmasına rağmen milli olmaktan sapmadığını, Türk olmaktan hiç utanmadığını gördüm.
Zaman zaman kendi kitlesini mutlu etmek için konuştuğunu fark etmekle birlikte her zaman namuslu ve dürüst davrandığını, samimiyeti elinden bırakmadığını, insanları tuzağa düşürmediğini, tezvirat yapmadığını, hiçbir çirkinliğe bulaşmadığını düşündüm.
Türkiye önemli bir siyaset ve devlet adamını yitirmiştir. Nur içinde yatsın.
AKP’nin seçim beyannamesi sır gibi saklanıyormuş. İlginç! Beyaz eşyanın, makarnanın, bulgurun, kömürün ve sobanın neresi sır, anlaşılır gibi değil! (Gani Yıldız)

