İşte bu oyun da ortaya çıktı

Haberin Devamı

Amerikan Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nin “Ermeni soykırımı kararını” kabul etmesinden sonra iktidarın gösterdiği öfkenin “aslında iç politikaya dönük olduğunu” yazmıştım daha ilk gün.

Elçiyi hemen geri çekmek, Başbakan’ın Amerika gezisini iptal etmek, 24 Nisan’a kadar Amerika’da yapılacak siyasi ve ekonomik toplantılara katılınmamasını tavsiye etmek Amerika Birleşik Devletleri’ni hiç etkilemeyecekti.

Ancak bu “öfke” gösterisinin iç kamuoyunun gözünün boyanmasında hayli etkisi vardı. Bunları belirttim yazılarımda.

Çünkü; iktidarın bildiği bir gerçek var: Amerikan Temsilciler Meclisi hemen her yıl aynı oyunu, kendi iç politikası gereği oynar. Ama sonunda Başkan duruma müdahale eder, Türkiye’den taleplerde bulunulur, bunların yerine getirilmesi halinde de karar Temsilciler Meclisi’nin Genel Kurulu’na getirilmez.

Bu yıl da farklı bir şey olması beklenmiyor. İktidar da bunu biliyor.

O halde “öfkeli” görünmenin “kabadayılık” yapmanın iç politikada prim yapacağı planlandı ve düğmeye basıldı.

Önce elçiyi geri çektik. Sonra Başbakan 14 Nisan’da Amerika’da yapılacak uluslararası toplantıya gitmeme kararı aldı. Bazı bakanların Amerika gezileri ertelendi...

Bunun kamuoyunun bir kısmındaki yansıması ise “Helal olsun, ABD’ye de kafa tutuyorlar, bunu kimse yapamamıştı” gibi oluyor.

Oysa biraz zaman geçti. Bilmediğimiz bazı görüşmeler yapıldı ve önceki gün Washington Büyükelçisi Namık Tan’ın geri döneceği açıklandı. Dün de Erdoğan Küresel Nükleer Güvenlik Zirvesi’ne katılmak üzere ABD’ye gideceğini açıkladı.

İktidar bu oyunu bugüne kadar pek çok kez oynadı. Dış politikamız her seferinde zafer gibi gösterildi, oysa elle tutulur bir kazancımız yok. Dışarıda yok ama içeride gelişmelerden ve kavramlardan haberi olmayan yığınlar etkilenmeye çalışılıyor.

ABD, Ermeni kararını bu yıl da geçirmeyecek. Karşılığında ne verdiğimizi ise henüz bilmiyoruz.


***



Tutuklu subay aileleri bugün Beşiktaş’ta

Yarın Dumlupınar denizaltısının batmasının ve 81 denizcimizin şehit olmasının 57. yıldönümü. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Deniz Şehitlerimiz anısına bir tören düzenlenecek. Beşiktaş Barbaros Anıtı’ndaki törene Kuzey Deniz Saha Komutanlığı subay, astsubay ve erleri katılacak. Ancak, dün aldığım habere göre, yarın yapılacak anma törenine “darbe” soruşturmaları nedeniyle tutuklu olan deniz subaylarının aileleri de gidecekler. Eski Kuzey Deniz Saha Komutanı emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın da bu törenden sonra denize siyah çelenk bırakacağını da öğrendim. Tutuklu deniz subaylarından birinin eşi telefonla arayarak “Deniz Şehitleri’ni anma gününe, sadece deniz kuvvetleri mensuplarını değil, diğer kuvvet komutanlığı mensuplarının da ailelerini de bekliyoruz. Tutuklu yakınlarımıza yalnız olmadıklarını gösterelim” dedi. Bilemiyorum tabii, yarın bu anma törenine kaç kişi katılacak ve duygularını dile getirecek. Ama ailelerin “haksız olduğuna inandıkları” tutum ve davranışlara karşı gösterecekleri, belki de ilk toplu tepki sanıyorum çok ilgi çekecektir.


***



Komünistlerle bir öğleden sonra

Geçen hafta bugün Sultanahmet’teki Armada Otel’de, beni hem heyecanlandıran hem de duygulandıran bir törene katıldım. 68’liler Birliği Vakfı, o gün 90 yaşını bitiren, Türkiye komünist hareketinin en eski isimlerinden Rasih Nuri İleri’nin doğum gününü kutluyordu.

Açık bir şöy söyleyeyim: Komünist olun olmayın, sempati gösterin göstermeyin, bir gerçeği saptamak gerek. Komünistler arasından alçak, namussuz, hırsız, uğursuz çıktığını hiç görmedim. Sonradan sapanlar ya da zaten hiç komünist olmayıp da modaya uyanlar hariç, kendisini komünist olarak tanımlayanlar dürüsttür, samimidir, çağdaştır, aydınlıktır.

Ayrıca Türkiye’deki komünistlerin de farkı olduğunu kabul etmek gerek. Çünkü Türk komünistler, genellikle asıl mücadelesi verilen işçi sınıfından değil, çok daha varlıklı, görgülü ailelerden çıkmışlardır. Temelleri sağlamdır, eğitimli ve bilgilidirler.

Komünist olmak uğruna çoğu ailelerinden gelen birikimleri de kaybetmişler, dönem dönem çok yoksul bir hayat da sürmüşlerdir.

Şimdi dünyada komünizm bitti gibi. Buna karşın, komünizmin toplumsal alanda öngördüğü pek çok konu da bizzat kapitalizm tarafından hayata geçirilmek zorunda kalındı. Bugün çok özendiğimiz batı demokrasinin temelleri komünist fikirler olmasa kolay kolay atılamazdı.

Gelelim Rasih Nuri İleri’nin doğum gününe. Kendisi için “Beni sadece komünist olarak tanımlayınız” diyecek kadar ideolojisine bağlı olan İleri, bizim gençlik yıllarımızın en önemli isimlerinden biriydi. İleri bugün 90 yaşında ama hâlâ dinç, aklı, beyni yerinde. Yarım saati aşkın konuşmasında Türkiye’deki komünist hareketin hiç başarıya ulaşmamasındaki Sovyetler Birliği’nin payını anlatırken, belki salondakilerin de bilmediği bir tarihi gerçeği açıklıyordu. Bıraksanız saatlerce hiç yorulmadan konuşabilirdi. Tek bir hata yapmadan, duraksamadan.

Benim için de çok ilginç bir öğleden sonra oldu. Salondakilerden çoğu benim ilk gençlik yıllarımın önemli sol liderleriydi. O tarihlerde tanışmamız, yanlarında oturmamız bile mümkün değildi. Onları uzaktan, saygıyla hatta hafif kıskançlıkla izlerdik.


***



Bir fedakâra yapılan ayıp

Mete Tekyıldız ömrünü demiryollarına hizmetle geçirmiş, bu sevgisini de hiç yitirmeyen isimsiz kahramanlardan biri. Yıllar içinde biriktirdiği maket trenler, biletler, üniformalar, şapkalarla mütevazı açık hava müzeleri düzenleyen ve demiryolcu geleneğini yaşatmaya çalışan Tekyıldız’ın çok ciddi bir sıkıntısı var.

Bu alanda Türkiye’de tek olmasına rağmen TCDD’nin kendisine sahip çıkmaması. Bunun yanı sıra Kültür Bakanlığı da, İstanbul Büyükşehir Belediyesi de Tekyıldız’ın bütün başvurularını cevapsız bırakmış.

Tekyıldız 24 Mayıs’ta kutlanacak demiryollarınının kuruluş yıldönümünde yer almak istiyor. Neredeyse ömrünün tamamını verdiği demiryollarının kendisine vefa göstermesini bekliyor.

Tekyıldız’ın metro girişinde açtığı bir açıkhava sergisini tesadüfen gezmiş ve iki yıl önce yazmıştım. O günden bugüne sergisini her tarafa taşıyan Tekyıldız, milyonlara demiryolu sevgisini anlatıyor. Biraz destek istemesi çok mu? Ayıp etmeyelim bu fedakâr demiryolcuya.

DİĞER YENİ YAZILAR