Yıldırım Tuna’dan gelen en yeni fıkralarla sizleri başbaşa bırakıyorum. Keyifli pazarlar dilerim.
Çoban armağanı
Kaz dağlarında yeni aldığım eve “Köyümüze hoş geldiniz” diyerek elinde kutu bir adam geldi. Teşekkür ettikten sonra bana uzattığı kutuya bakarak, “Bu ne?” diye sordum. “Efendim çam sakızı, çoban armağanı bir şeyler getirdik işte” dedi. Kutunun içine bakıp “Zahmet ettiniz” dedim, “Aa içinde gerçekten çam sakızı var.” Adam “Söyledik ya” dedi sinirlenerek, “Ben de çobanım zaten. ”
Ayırmak kolay
Kadın lüks bir motel odasında tatil isterken kocası çocukluğundan beri arzu ettiği orman içinde kamp yapmak planından vazgeçmemiş. Karısı, kesin olacağını tahmin ettiği bir ayı saldırısından emin ve tedirgin kamp çadırının içinde zangır zangır titreyip ağlarken adam eşini sakinleştirebilmek, ortada bir tehlike olmadığını izah edip tatilinin tadını çıkartmak için onu zorlu bir yolculukla dalları, yaprakları keserek kaldıkları ormanın güvenlik şefinin binasına götürmüş. “Hanımefendi sakin olun, son iki gündür bu ormanda yırtıcı boz ve parçalayıcı siyah ayı saldırısına uğramadık” demiş Güvenlik şefi. “Nee? Son iki gün mü? Hem de iki farklı vahşi ayı mı var bu ormanda?” demiş kadın yerinden sıçrayarak, “Hangisi daha tehlikeli? Aralarındaki farkı nasıl anlarız?” Şef, “Durun, sakin olun. Çok basit” diye cevaba başlamış “Bakınız eğer ayı ağacın tepesine kadar sizi takip edip saldırırsa siyah ayıdır. Boz ayı ise tırmandığınız ağacı sizi yere yıkıncaya kadar sallar. Gördünüz mü?. Basit. ”
Buz pateni
Olimpiyatlarda buz pateni jürisindeki Temel, piste her çıkan çifte en yüksek puan olan 6.0 veriyormuş. En son çıkan performansı hayli düşük yarışmacıya da 6.0 puan verince bu sefer sormuşlar “Bu rezalete nasıl tam puan verdin?” diye. “Biraz insaf. Bu yapabildiklerine bile şükür arkadaşlar” demiş Temel, “Görmüyor musunuz dans ettikleri pist ne biçim kayıyor?”
Köpekbalığı
Muharebede batan savaş gemilerinin arasında dolaşan iki köpekbalığından biri “Dün bir Amerikan subayını yedim, sanırım viski içmiş başım felaket dönüyor” demiş. “Sen yine iyisin” demiş diğer köpekbalığı, “Ben bir Rus amirali yedim, içtiği votkadan feleğim şaştı. Üstelik dünden beri sürekli madalya şaapıyorum, kıçım resmen perişan oldu.”
İyi satıcı
Girdiğim bir hangarda üst üste dizilmiş çuval çuval cam kırıklarını görünce hayli şaşırdım, “Çok ilginç bir şey satıp para kazanıyorsunuz” dedim hangarın ortasındaki masada tek başına oturan adama. “Bu saçma sapan şeyi satıp geçinebilmeniz kolay değil. Çok iyi bir satıcı olmalısınız.” Satıcı “Benden çok daha iyi bir satıcı var” dedi ağlamamak için dudağını ısırırken. “Kim ki o?” diye sordum hayretle. “Bana bütün bu gördüğün şeyleri sattıktan sonra ortadan kaybolan şerefsiz.”
Yıldırım nikâh
Biri kız diğeri erkek iki genç koşarak evlendirme memurunun önüne gidip “Bizi acele evlendirir misiniz? Çabuk ama çok çabuk” demişler. “Elimden geleni yaparım ama bu ne acele çocuklar?” demiş memur şaşırarak. “Arabayı saçma sapan bir yere bıraktık” demiş delikanlı, “Polis o civarlarda dolanıp duruyor.”
İdam cezası
Adam cezaevini gezerken içeriden canhıraş feryatlar gelince merak edip sormuş, “Bu ses nedir?” diye. “Elektrikli sandalyede idama mahkum bir suçlu vardı, biraz önce elektrikler kesildi” diye cevap vermiş görevli. “Eee?” Görevli cevaplamış: “Jeneratörümüz de arızalı, arkadaşlar da mumla halletmeye çalışıyorlar.”
Michelin yıldızı nedir?
Berlin gezisini anlattığım dünkü yazıdan sonra mesaj gönderen bazı okurlar, “Biz senin gibi sosyete değiliz, Michelin yıldızı da nedir?” diye sormuşlar. İyi yemek yemek veya bilmek için ille sosyetik olmaya gerek yok tabii, yine de gerçekten Michelin yıldızı kavramını herkes bilmek zorunda değil. Benim de bu konudaki bilgim sınırlı olunca Hürriyet Gazetesi yemek yazarı Arman Kırım’ın konuyla ilgili yazısından tüm bilgileri aldım.
Lokantalarda da öğrendiklerimle sizlere çok kısa bir özet yapayım. Bu yıldız, ünlü lastik firması tarafından veriliyor. Garip gelebilir ama Michelin lastikleri lastik pazarlamak amacıyla taaa 1900 yılında bir gezi rehbei hazırlamış. Bir süre sonra bu rehbere iyi lokantalar da eklenmiş. Giderek ayrı bir bölüm açılmış ve daha sofistike lokantalar da bu listede yer almış. Ardından da bu özel lokantalara “yıldız” verilmeye başlanmış. Şu anda binlerce insan Michelin yıldızlarına bakarak lokanta seçiyor. Çünkü bu yıldızları almak çok önemli.
Yıldızlar sadece yemeğin kalitesine göre verilmiyor. Yemek lezzeti, sunum, değişik tatlar içermesi, masa başına düşen çalışan sayısı, dekor hatta tuvaletler bile önemli. Michelin yıldızlarını müfettişler veriyor. Ama bu müfettişlerin gelip yemek yediğini hiç kimse bilmiyor. İlk teftişten sonra eğer lokanta yıldıza layık bulunursa bu kez ikinci bir heyet yine gizlice gidiyor.
Sonunda yıldız veriliyor ki, lokanta bile yıldızı aldıktan sonra haberdar oluyor bundan. Yıldızlar üç kategoride veriliyor, tek, çift ve üç yıldız. Daha fazlası yok. Yıldızlar sadece bir yıl için geçerli oluyor. Bir yıldan sonra müfettişler yine gizlice gelip bakıyorlar ve yıldızın devam edip etmeyeceğine karar veriyorlar.
Bir lokanta için Michelin yıldızını almak çok önemli. Çünkü bu bir kalite sembolü olduğu için daha paralı olanlar özellikle iyi şaraplar içebilmek içi bu lokantaları tercih ediyor. Ama yıldızı elde tutmak gerçekten çok zor. Türkiye’de ise henüz Michelin yıldızı bir lokanta yok. Yazar Arman Kırım’a göre bunu alacak lokanta da ufukta görünmüyor.
Gani Yıldız’dan
* Hüseyin Çelik, CHP’nin bedelli askerlik önerisini, “CHP tribüne oynuyor” diyerek eleştirmiş. Belli ki CHP’nin son günlerde oynadığı “göze hoş gelen futbol”, AKP teknik heyetinin gözünü korkutmuş.
* İktidar, kendisini bir ülkeye nota vermemekle eleştiren muhalefete, “Bu, müzik notası değil” diye cevap verir. Nükleer santral konusunda çekinceleri olan muhalefet ise iktidara, “Bu, telefon santrali değil” diye çıkışabilir.
* Akkuyu Nükleer Santrali için neden ihaleye gerek görülmedi? Çünkü muhtemel bir nükleer sızıntı tehlikesinde ihalenin Türkiye’ye kalacağı biliniyor.
* Rusya ile karşılıklı kalkan vizelere ve nükleer santral yapımına sevinirken bir kez daha düşünelim; zira Çernobil felaketi de ülkemize “vizesiz” girmişti.
* Kılıçdaroğlu geçen hafta, “Basılmamış kitabın sorgulandığı demokrasi, bizim demokrasidir” dedi. Yakında, evi ve ofisi basılmamış muhalifin kalmadığı demokrasiyi de kimselere bırakmayacağız.
* Cumhurbaşkanı, İran’daki iki Alman gazeteciden sonra Libya’daki Iraklı muhabirin de serbest kalmasını sağlamış. Kendilerinden aynı basın özgürlüğü duyarlılığını tutuklu Türk gazeteciler için de bekliyoruz.
* Dünyanın eksenini kaydıran Japonya depremi, kaydığı iddia edilen Türkiye’nin eksenini düzeltir mi?

