İktidar “Kürt açılımı” diye bir kavramı ortaya attığında doğal olarak “Bunun içine ne koydunuz?” diye sormuştum. Tabii ki sadece ben değil, pek çok kişi aynı soruyu yöneltmişti.
Ancak iktidar ve yandaşları bu soruları soranları “ırkçı, faşist, darbeci” ilan ederek “Savaştan yana mısınız, anaların ağlamasını mı istiyorsunuz?” gibi abuk sorularla yargılamaya kalkıyordu.
Oysa, kendi hesabıma Türkiye’de bir Kürt sorunu olduğunu, ancak bunun çözümünün popülist tutumlarla olmayacağını, iktidarın yapmak istediklerini maddeler halinde ortaya koyması gerektiğini söylüyordum.
Ama beni asıl korkutan şey şuydu: “Elbette kimse Kürt realitesini inkâr edemez. Buna karşın Türk-Kürt sorunu olarak PKK’nın terör eylemleri görülüyor. Kimsenin Kürt kökenli kardeşleriyle bir alıp veremediği yok. Arada bir düşmanlık, husumet yok ama böyle içi boş Kürt açılımı ülkede bir düşmanlık ve husumet yaratabilir. Kimsenin bu barışı bozmaya hakkı yok.” Bu görüşümü pek çok yazımda olduğu gibi televizyonlarda katıldığım programlarda da dile getirdim, örnekler verdim. AKP ve payandası liberal maskeli faşistlerin buna tek cevabı hakaret oldu.
Cumartesi gününden beri Türkiye Diyarbakır’da oynanan bir futbol maçında yaşananları konuşuyor. Ligin ilk yarısında Bursa’da Diyarbakır seyincisine yönelik “PKK dışarı” sloganlarının atılmasına karşılık Diyarbakır’daki maçta ise sahaya taşlar yağdı. Bursalılar canlarını zor kurtardı.
Nedeni ne olursa olsun hiç önemli değil. Türkiye ilk kez böyle bir olayı yaşadı. Güvenlik kuvvetlerinin aldığı önlemler ve fedakârca çalışması sonucu kimseye bir şey olmaması olayın ciddiyetini hafifletmiyor.
Kürt açılımı başladığı günden beri uyarmaya çalıştığım tehlike buydu, sonunda patlak verdi. Konu Türk halkının Kürt konusuna “terör” açısından bakmasından çıkıp, halklar arası şiddete dönüştü. İktidar 30 yıldır süren terör olaylarına rağmen iki halk arasında tek bir çatışmanın bile yaşanmadığı gerçeğini görmezden gelip, sırf bölgedeki Kürt kökenli vatandaşların oylarını AKP’ye kaydırmak için düşmanlık tohumlarının atılmasına seyirci kaldı. Bunun vebalinin altından kalkabilmek için çok meşakkatli bir çaba gerekiyor artık.
Tabii bu olaylarda belki teselli ve çıkış bulacağımız bir nokta da var: Olaya “Diyarbakırlıların bölgede yaşayan herkes teröristtir, PKK’nın emrindedir” gibi bir görüşe isyan ettiğini düşünebiliriz. Bu belki benim gibi iyi niyetlileri biraz teselli edebilir.
Depremde, Batı’daki vatandaş betonun, Doğu’daki kerpicin altında ölüyor. Galiba malzemede olduğu kadar bizi yönetenlerin seçiminde de hata yapıyoruz! (Gani Yıldız)
Veda görülmesi gereken bir film
Hemen söyleyeyim: Veda bir film. Belgesel gibi algılanabilir, çünkü Atatürk’ün hayatını çocukluktan itibaren anlatıyor ama bir film. Bu nedenle Veda’yı sırf çatışma çıksın diye Can Dündar’ın Mustafa belgeseli ile tokuşturmaya çalışanları ciddiye bile almayın. İkisi çok farklı.
Tabii bir de film üzerinden Atatürk’e dil uzatmayı marifet sayanların gayretlerine ise hiç aldırmayın.
1- Veda, uğruna kendisini öldürecek kadar dostluk duyguları güçlü arkadaş gözüyle anlatıyor Atatürk’ü. Bu nedenle tarihi hata aramaya kalkışmak en azından sinema sanatına saygısızlık.
2- Veda, Atatürk’ün hayatını çok güzel aktarıyor. Tabii Atatürk’ü hiç tanımayanlar biraz sıkıntı çekebilirler. Yani filmi izlerken Atatürk’le ilgili asgari bilgi de gerekli.
3- Veda’da sahneler tablo gibi. Renkler, açılar, kurgu, (uzman olmasam da) büyük bir seyir keyfi veriyor.
4- Müzik olağanüstü. Zülfü Livaneli tabii.
5- Giysiler belki hiçbir Türk filminde görmediğim kadar özenli. Özellikle Atatürk’ün şıklığı, kitaplarda anlatılanın da ötesinde.
6- Aksiyon sahneleri sanki Hollywood’dan fırlamış gibi. Savaş sahnelerinde sanki cephede hissediyorsunuz kendinizi.
Özetle Veda filmini herkes görmeli diyorum. Özellikle, artık milli değerlerimiz konusunda neredeyse hiçbir duyarlılıkları kalmayan, adeta beyinleri yıkanarak sözde değişime ayak uydurtulan çocukların bu filmi görmeleri ve şimdi yaşadıkları güzellikleri hangi fedakârlıklara borçlu olduklarını öğrenmeleri gerek.
Filmle ilgili eleştirilerim yok mu? Var tabii. Ama bunlar, sadece bir sinemasever olarak hissettiklerimden öte değil ki bunlar gerçekten çok subjektif kaçabilir.
Atatürk’ün nasıl anlatılmasını istersiniz?
Veda filminin eleştirilerini gazetelerden okuyor ve televizyonlardan izliyorum. Genellikle olumlu bulunan Veda’yı bahane eden sözde dincilerle onlara payandalık yapan liberal maskeli faşistler Atatürk ve Cumhuriyet ilkelerine olan kinlerini kusuyorlar.
Neymiş, bu film resmi tarihin bir tekrarından başka bir şey değilmiş. Adam yazıyor köşesinde ya da çıkmış televizyonda gevrek gevrek sırıtarak “Okullardaki ders kitaplarında okutulandan farkı ne bu filmin?” diye soruyor.
Peki ne var okullarda okutulan Atatürk’te? Nesi rahatsız ediyor sizi?
“Efendim bu resmi tarihtir, Atatürk’ü her yönüyle anlatalım artık...” Anlat o zaman kardeşim Atatürk’ü. Yaz senaryonu, kur bir film ekibi ve çek.
Ama maksat o değil ki. Ne söylemek istiyorsun Atatürk hakkında? Atatürk ne yapmış da “resmi tarih” bunu farklı yorumlamış.
Atatürk ulusal kurtuluş savaşını verdikten sonra Cumhuriyet’i ilan etmiş, yaptığı devrimlerle çağdaş Türkiye’nin temelini atmıştır. 1000 yıl kul olarak yaşamaya alışmış bir milleti vatandaş yapmış, özgürlüğünü, kimliğini ve karakterini vermiştir.
Bunların anlatılması mı rahatsız ediyor bu gerici ve faşist çevreleri?
Tamamen öyle. Çünkü bu zihniyet Türkiye’yi götürmek istediği karanlık dünyanın yolunda Atatürk’ü, devrimlerini, demokrasi ve özgürlük anlayışını en büyük engel olarak görüyor.
Atatürk’ün kurduğu çağdaş dünyanın özgürlük anlayışı ile kitleleri koyun gibi gütmenin zorluğunu görenler Atatürk’e saldırmaktan başka bir çare göremiyorlar.
Atatürk okullarda yanlış mı anlatılıyor? Türk halkı Atatürk hakkında neyi hiç bilmiyor?
Atatürk’ün Cumhuriyet’i halka sormadan ilan ettiğini, sorsaydı durumun çok farklı olacağını bile söyleyecek kadar kendinden geçenleri bu halk bir gün tükürüğü ile boğacaktır. Bunu da böyle bilin.

