Bugün size başımdan geçen iki trafik öyküsü anlatmak istiyorum.
İstanbul trafiğini arap saçına döndüren faktörlerin yarısı yanlış kavşaklar, yanlış sinyalizasyon ve huni gibi daralan yollarsa diğer yarısı da sürücü hataları.
Sürücü hatalarının başında “kendi hakkını başkalarının hakkı üzerinde gören, görgüsüz, terbiyesiz ve bilgisiz” sürücüler geliyor.
Kaynak yapana yol
Zincirlikuyu’dan Levent’e doğru gidiyorum. Etiler kavgaşağını geçtikten hemen sonra sağ tarafta tekrar Zincirlukuyu’ya dönecekler için bir yol vardır. Sol taraf ise üç şerit halinde Maslak’a doğru devam eder.
Bazı uyanıklar sanki Zincirlikuyu kavşağından girecekmiş gibi en sağdan yelpaze gibi açılarak gelirler ve son anda Levent tarafına doğru başlarını sokup araya kaynamaya çalışırlar.
Bu da beni ifrit eder. Sanki biz aptalız da sıramızı bekliyoruz.
Geçenlerde yine bir araç en sağdan gelip araya kaynak olmaya çalıştı. İki araç, benim gibi düşündüğünden belki, yol vermedi. Ama tam önümdeki üçüncü araba durdu ve yol verdi.
İki metre sonra trafik yine durdu. Kapıyı açıp indim ve önümdeki arabanın yanına gittim. Kravatlı bir bey oturuyor direksiyonda. “Afedersiniz” dedim “Siz normal yolunuzda giderken sağdan gelen güya uyanık sürücüye yol verdiniz. Hakkınızın yendiğinin farkında değil misiniz?” diye de sürdürdüm.
Adam şaşırmış biçimde yüzüme baktı, sonra da “Ne yapayım, acelem olunca ben de böyle yapıyorum” dedi. Lafın bittiği yerdi. Dönüp arabama bindim.
Fermuarı biliyor musunuz?
Gayrettepe’de Ali Sami Yen’in az ötesindeki kavşaktan dönmek için caddeye paralel yoldan geliyorum. Trafik sıkışık. Ana caddeye açılan caddenin başına geldim. Önümdeki araç dönüş yaptı, ben diğer yoldan gelen aracı bekledim sonra tam yola çıkarken bir kadın kullandığı arazi aracı ile ve hınçla gaza basıp önümü kesti. Mecburen durdum. Koca arazi aracı geçtikten sonra ben de saptım. Kırmızı ışık yandığı için bekliyoruz. Yine arabadan indim. Arazi aracı kullanan kadının yanına gittim. Camı açıktı. “Hayırlı olsun hanımefendi, galiba ehliyeti yeni aldınız” dedim. Kadın şaşırarak “Hayır 5 yıldır kullanıyorum, ne oldu?” diye sordu.
Ben de “hanımefendi, trafikte yazılı olmayan kurallar vardır. Bunlardan biri de sıkışık trafikte araçlar iki yönden gelip tek yola giriyorsa bir sağdan bir soldan birbirlerine yol verirler. Buna fermuar sistemi denir. Oysa siz az önce buna uymadınız ve az daha size çarpıyordum” dedim.
Kadın yüzüme anlamsız biçimde baktı. Sonra da “Ay bunlarla uğraşacak halim yok” dedi. Yine lafın bittiği yerdeydik.
“Sizi harcarım”
Amerika’da bir davada tanıklık etmesi için kürsüye yaşlı bir teyzeyi çağırırlar.
Davalının avukatı kadına sorar; “Bayan Jones... Beni tanıyor musunuz?” Yaşlı teyze cevap verir; “Ah evet Bay Williams sizi çocukluğunuzdan beri tanıyorum. Siz taa o zamanlar bile aileniz için tam bir baş belasıydınız. Sürekli yalan söylüyorsunuz, karınızı komşunuzla aldatıyorsunuz, en yakınım dediğiniz insanların arkasından konuşuyorsunuz,
2 dolar fazla kazanmak için herkesi satarsınız.”
Davalının avukatı başta olmak üzere bütün salon şoke olur. Adam ne yapacağını bilemez bir halde kadına tekrar sorar; “Peki Bayan Jones ya karşı tarafın avukatını tanıyor musunuz?” Kadın yine cevaplar; “Elbette tanıyorum. Çocukluğumda ona dadılık yapmıştım... Tembel, ödlek ve alkolik adamın tekidir.. Etrafında bir tek dostu yoktur ve herkes onun hâlâ geceleri altına kaçırdığını söylüyor..”
Yine herkes şokta.. Bütün salonu bir uğultu kaplar. Hakim kürsüye tak tak tak vurup herkesi susturur ve her iki tarafın avukatını da kürsüye çağırır ve ikisine de eğilmelerini söyleyerek kulaklarına şunu fısıldar; “Eğer bu kadına beni tanıyıp tanımadığını sorarsanız ikinizi de harcarım.”
Ülkelerin davranış biçimleri
Ali Babacan, Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturunca, bürokratları çağırmış ve “Bana, ülkelerin dış politika anlayışları hakkında bir rapor hazırlayın” demiş.
İki gün sonra bir dosya getirmişler önüne. Bakmış, içinde tek yaprak ve üzerinde 10-15 satır yazı. Şaşırmış önce “Bu ne?” der gibi dudaklarını büzmüş, sonra okumuş.
“Suudi Arabistan’ın Riyad şehrinde, farklı ülkelerden gelen bir turist grubu, bir dinlenme yerine giderek buz gibi kola ısmarlamışlar. Kolalar gelince bardaklarında birer karasinek olduğunu fark etmişler.
İNGİLİZ, başka bir bardakta yeni bir kola istemiş.
İSVEÇLİ, aynı bardakta yeni bir kola istemiş.
FİNLANDİYALI, sineği bardaktan çıkardıktan sonra kolayı içmiş.
RUS, kolayı sinekle birlikte içmiş.
ÇİNLİ, sineği yemiş, kolayı içmemiş.
YAHUDİ, sineği yakalayıp Çinli’ye satmış.
JAPON, değerlendirilmek üzere, sineği Tokyo’ya göndermiş.
YUNANLI, kolanın yarısını içtikten sonra itiraz ederek yeni bir kola istemiş.
NORVEÇLİ, kolayı içtikten sonra bardaktaki sineği balık yemi olarak kullanmış.
İRLANDALI, sineği ezip kolayla karıştırmış ve İngiliz’e içirmiş.
AMERİKALI, 5 milyon dolarlık tazminat davası açmış. Arabistan hükümeti, özür dileyerek, 10 milyon dolar tazminat ödemiş. Bakan, gülümseyerek rapordan hoşlandığını belirtmiş.
“İyi, güzel de, bu turist grubunun içinde bizden biri yok muymuş?” diye sormadan edememiş.
“Varmış efendim” diye cevaplandırmışlar.
Bakan devam etmiş, “Peki, o zaman, O ne yapmış?”
Bürokratlar birbirlerinin yüzlerine bakmışlar. İçlerinde en tecrübeli olanı, bir adım öne çıkıp, cevap vermiş: “TÜRK, olayı şiddetle kınamış.”
Size yeni keşfettiğim bir yer daha
Zaman zaman, belki bilinen ama benim yeni görüp beğendiğim yerleri yazıyorum.
Balıkesir’den Bursa’ya doğru araba kullanarak geliyorum. Susurluk’u geçtikten sonra telefon çaldı. Arayan Bahattin Yücel. Eski Turizm bakanlarından. Her gün en az bir kere konuşmazsak olmaz. Ya o arar ya ben.
Yolda olduğumu bilmiyormuş. Nerede olduğumu sorunca “Mustafakemalpaşa’ya doğru geliyorum” dedim. Yücel “Aç mısın?” diye sordu. Anladım tabii “Buralarda bir yer mi tavsiye edeceksin?” dedim.
“Evet” dedi. Sonra da “Zamanında Akhisar’daki Köfteci Ramiz’i yazmıştın, herkes ne kadar beğenmişti senin gibi. Şimdi az sonra Mustafakemalpaşa’ya sapmadan hemen önce Yeniceli diye bir yer göreceksin. Gir bak bakalım, böyle eti yolda başka yerde yiyebilir misin?” diye ekledi.
10 dakika sonra dediği yere geldim. Bursa’dan geliyorsanız Mustafakemalpaşa sapağından 10 metre sonra, Balıkesir’den geliyorsanız ilçeye ikinci girişten 10 metre önce.
Dış görünüşü o kadar gösterişli değil. Hatta sıradan bir yol lokantası bile sanabilirsiniz.
Ama yemekleri inanılmaz güzel. Abartmayayım ama örneğin bu kadar güzel mercimek çorbasını başka yerde içmedim. Köfteleri bir harika. Etler ise inanılmaz. Tabii bunların üstüne bir de Mustafakemalpaşa tatlısı yiyorsunuz ki başka yerde böylesini bulur musunuz bilemem.
Bursa Balıkesir arasında çok büyük ve modern tesisler açılmış. Bu tesisler aynı zamanda çok ucuza mal bulabileceğiz outlet mağazaları ile dolu. Buraların kalabalığından sıkılan ve sakin bir yerde müthiş yemek yemek isteyenlere öneririm.

