İstanbul’da trafik müdürü var mı?

Haberin Devamı

Başlığı özellikle böyle yazdım. Elbette İstanbul’un bir Trafik Müdürü var, üstelik son derece yetkin bir polis.
Ama, biliyorum ki, trafikle ilgili yazılar eğer işin başındakileri hedef almazsanız boşa gidiyor.
Çünkü başta o müdür olmak üzere ilgililer yazıyı ya hiç okumuyor ya da okuyup bir kenara atıyor. Hatta büyük ihtimalle “çok bilmiş” diye de öfkeleniyorlar.
İstanbul trafiği artık “cinnet” halde.

Özellikle iki çevre yolunu kullanmak isteyenler saatlerce yollarda dura kalka ilerlemekten bir hal oluyorlar.
Ama inanın, tıpkı Hanefi Avcı’nın “Haliç’teki Simonları” gibi herkes bu duruma alışmış. Artık yollarda perişan olan, otomobilli veya toplu taşıma aracındaki milyonlarca kişi öfkelenmiyor bile, kaderine razı biçimde başını öne eğmiş, işine ya da evine varmayı bekliyorlar.

Geçenlerde en yoğun saatlerde ortalıkta hiç trafik polisi olmamasını eleştirmiştim. Bir polis müdürü arayıp “Her kavşağa bir polis koyamayız ki” demişti.

Mantıken haklı olabilir. Ama diyorum ki, sizler İstanbul’un trafik sorununu çözmekle mükellefsiniz, gerekirse her kavşağa, hatta her ışığın altına bir de polis koyacaksınız.
Uzunca süredir, sorunu kendim de yaşadığım için trafiği büyük bir dikkatle izliyorum, trafiğin nerelerde neden çok sıkıştığını saptamaya çalışıyorum.

Şu bir gerçek ki, trafik sadece kurallardan ibaret değil. Trafik artık dünyada bir bilim. Babadan kalma usullerle, yol genişletmeyle, kavşak açmayla, köprü ve geçit inşa etmeyle trafik derdi çözülmüyor.

Çözülmediği de ortada zaten, dikkatli İstanbullular zaten görüyordur, açılan her kavşak, geçit veya genişletilmiş yol trafiğin daha da sıkışmasına neden oluyor aslında.
Çünkü hiçbir şey akla ve bilime göre yapılmıyor. Belediye milyonlar harcayarak dört şerit yol açıyor, ama bitiş noktası tek şerit. Koca bulvar yapılıyor, bağlantılar dar olduğu için yığılma yaşanıyor.

Çizgiler ya hatalı ya da sürücüler güya kurnazlık yaptılarını sanarak tek şeritlik çıkış ya da giriş noktalarını üç şeride çıkararak arkadan gelip geçecek trafiği kesiyor.

İşte trafik polisi, belki herkes kurallara uyana kadar, bu noktalarda 24 saat durmalı.

Sadece şerit terbiyesi yapılması halinde bile trafik yoğunluğunun yarı yarıya azalacağını görmemek mümkün değil. Trafik müdürlüğünün de bunu bilmemesine olanak yok.
Ama haklı oldukları taraf şu ki, bütçe nedeniyle ellerinde yeterli polis yok. 1200 trafik polisinin ancak yarısı gün içinde hizmet verebiliyor. O polislerin önemli bir bölümü de Cumhurbaşkanı ve Başbakan geçecek diye saatlerce yollarda beklemekle görevlendiriliyor.

İstanbul Trafik Müdürlüğü büyük bir seferberlik başlatarak, hem kurallara uyulmasını sağlama, hem planlama hem de denetim konusunda atağa geçmeli. Aksi takdirde böyle giderse birkaç yıl sonra hiç trafik sorunumuz kalmayacak İstanbul’da, çünkü trafik bir gün bir duracak ve kimse gelip çözemeyecek.

*****

Başbakan, Ankara’nın havasını soran AB Komisyonu Başkanı’na, “İyi. Siyasi havalar da güzel!” demiş. Üstad Orhan Veli haklıymış; bizi bu güzel havalar mahvetti! (Gani Yıldız)


*****

Ayazağa’nın ağlayan çocukları

Ertunga Civan, askerliğimi yaptığım Deniz Kuvvetleri’ndeki eğitim subayıydı, bundan 30 yıl önce. Foça Amfibi’den gelmiş bir komando yüzbaşıydı. 4 aylık eğitim boyunca, benimle de tüm yedeksubay adayları ile çok demokrat bir ilişkisi olmuştu. Hepimizin fikrini alması, bazılarımızın kantarın topunu kaçırmasına bile hoşgörülü yaklaşımı bizi çok şaşırtırdı.

Yıllar yılları kovaladı, sevgili komutanımla zaman zaman buluştuk, dertleştik, güldük, eskiyi andık.
Geçenlerde aradı, sesi üzüntülüydü “Can” dedi, “Ağaçlarımızı kesiyorlar.” Dedim ki “Komutanım, telefonda hiç yormayın kendinizi ben size uğrarım, daha ayrıntılı konuşuruz.”

Atlayıp gittim. Ertunga Civan Maslak’taki Oyak Sitesi’nde oturuyor. Hiç gitmemiştim oraya. Galatasaray Stadı’nın yapıldığı tepenin tam arkasındaki tepe. Stadla site arasında geniş bir vadi var. Bu vadinin bir ucuna da belediye 600 yataklı hastane inşa ediyor.

Komatanım vadinin kenarına getirdi, hastane inşaatından başlayan tepenin üzeri bir koruluk. “İşte” dedi, “Hastaneye yol açmak için burada gördüğün bütün ağaçlar kesilecek.”
Bu ağaçları, yıllar önce Oyak sitesi yapıldığında ilk yerleşen ailelerin çocukları dikmişler tek tek. Tam 1800 tane. Geçen yıllarda aradan başka ağalar da fışkırmış, belki ağaç sayısı 2 bin olmuş. Hatta o zaman yine Belediye Başkanı olan Mustafa Sarıgül de bir ağaç dikme törenine katılmış. Şimdi o ağaçlar ve yeşillik tamamen ortadan kalkıyor.

Ertunga Civan “Oysa” dedi ve ekledi: “Şehir plancılarına da danıştık. Bu yol tabii ki yapılacak ama vadi üzerinden geçecek bir viyadükle de hallolabilir, hem buradaki ağaçlar ve yeşillik kurtulur hem de yol daha güvenli olur.” Ne yazık ki ne belediye ne başka ilgililer kulak asıyormuş.
En çok bu korulukta günlerini geçiren çocuklar ve şimdi genç birer adam olan bu ağaçları diken o zamanın çocukları üzülüyormuş duruma.

Öyle ya, bir ağaç bu kadar kolay mı yetişiyor ki, bir yol uğruna 1800 tane birden kesmeyi vicdanlarına sığdırıyorlar?

*****

Kömür yok sana

Konu başlığına “fıkra gibi” dedim ama aslında gülünecek gibi değil, çünkü siyasi açıdan çok hazin bir durum. Geçenlerde bir toplantıda konuşmacıydım. Çıkışta kapı önünde sohbet ediyorduk katılanlarla. Derken giyiminden hayli yoksul olduğunu hissettiğim genç biri yanıma yaklaştı: “Can Abi seni gördüm, bir not yazdım, şimdi anlatması uzun sürer, ama bu notu mutlaka oku” dedi. Küçük bir kâğıt parçası verdi elime sonra da “Seni hep izliyorum, böyle devam et ne olur” dedikten sonra da uzaklaştı. Verdiği notu okudum. Şöyle yazıyordu: “Can Abi, eve AKP’den birileri geldi. Bana git AKP’ye kaydol, sana bir iş bulacaklar dediler. Ama ben AKP’ye gidip kaydolmadım. Ondan sonra bana gelen yiyecek yardımı kesildi. Şimdi kömür de vermeyeceklermiş. Hani demokrasi, hani özgürlük.” O genç vatandaşla konuşamadığıma çok üzüldüm sonra. Gıda ve kömür yardımının demokrasiyle ve özgürlükle ilişkisi olmadığını, bunun bir kandırmaca olduğunu anlatmaya çalışırdım belki kendisine.

Ama partiye kayıt olmadığı için yoksul ve işsiz birine yapılan yardımın kesilmesinin vicdani ve ahlaki sorumluluğunu da bunu yapanlara sormak gerek.

*****

Dev binalar ve servis terörü

Trafikle ilgili bir notayı ayrıca yazmak istedim. İstanbul’un her tarafına “Kentsel dönüşüm” adı altında dev binalar dikiliyor. Tamam güzel de, bunlara nasıl gidilecek, nasıl çıkılacak hiç düşünülmüyor bile.

Kimse kalkıp da “Yollar yapılıyor görmüyor musun?” demesin, testi kırılmadan söylemek gerek. Örneğin Maslak’a dev binalar yapılırken de sormuştuk aynı soruyu gazeteciler olarak. Şimdi konuşmanın da yazmanın da yararı yok. Çünkü Maslak artık çözümsüz halde.

Dev binaların arasında daracık yollar. Tek trafik polisi bile yok.

Yollar orayı “babalarının malı sanan” servis minibüsçüleri tarafından çift sıra dolduruluyor. Buna bir de gökdelenlerin garajlarına giriş çıkış yapan araçlar eklenince, sabah, öğle ve akşam saatlerinde kâbus yaşanıyor.
Maslak sadece bir örnek. Gayrettepe, Şişli, Fındıklı servis terörünün en çok yaşandığı yerler. Servis terörüne bile el atılamayan bir kentte yaşıyoruz yani.

DİĞER YENİ YAZILAR