İslam devleti olalım olmasına da bazı şeylerden de vazgeçmemiz gerek ona göre benden söylemesi

Haberin Devamı

Konda araştırması üzerine yazılacak her şey yazıldı. Türkiye’nin hızla siyasal İslamcılığa doğru kayması, başını örtenlerin sayısında artış olması, türban takanların ise adeta patlama yapması enine boyuna irdelendi.

Eğer okuduğumuz bazı yorumlar gerçekleşirse, kimilerinin korkuları hayata geçer de Türkiye gerçekten bir İslam devletine dönüşürse, bugüne kadar alıştığımız pekçok şeyden de vazgeçmemiz gerekecek.

TELEVİZYONLAR: Örneğin televizyonlar artık eskisi gibi olamaz. Öyle “magazin” programı adı altında çok güzel kadınların resmigeçidi sona erecek. Mayolu görüntüler, dekolte giysili sunucular, bacak bacak üzerine attığında yürek hoplatan program konuklarına veda edilecek. Ramazan’daki “tesettürlü” günler bile mumla aranacak

Sadece magazin programları mı, reklamlarda da güzel kadınları görmekten vazgeçilecek. Filmlerdeki ateşli aşk sahnelerinin “makul anları” makaslanmayacak, tamamı kesilecek hatta o filmler hiç oynamayacak.

Uydudan yapılan yayınlara da denetim gelecek. Öyle yatsı namazından sonra oturup uydudan hard porno izlenmesi dönemi bitecek. İnternette de “şöyle bir bakıyordum” denilerek porno sitelerde sörf yapmaya kalkılamayacak.

Sonra gün boyu yayınlanan kadın programlarına türbanla katılıp “Kocam beni aldatıyor, eltim beni satmaya kalktı, amcamın tecavüzüne uğradım” gibi yürek paralayıcı öykülerle vatandaş ağlatılamayacak.

Mayo ve iç çamaşırı defilelerinden ise söz etmek bile gereksiz, onların adını bile kimse ağzına alamayacak.

KUMAR-ŞANS OYUNU: İslam devleti olursak en büyük günahlardan biri olan kumarın kökü de kazınacak. Öyle kahvelerde “çayına” kağıt oynamak yok. Tabii okey falan da olmayacak. Hele tam oyunun ortasında ezan sesi duyulunca oyunu bırakıp camiye koşmak, namazdan sonra kalındığı yerden devam etmek falan da olmayacak.

İddaa, Spor Toto, Loto gibi şans oyunları da sona erecek. At yarışları ise ancak gazozuna yapılabilecek, 6’lı ganyan, üçlü bahis deyimleri anılarda kalacak.

İnternetten de “şansımı bir deneyeyim” diyerek kumar sitelerine girme dönemi kapanacak tabii ki.

İÇKİ ZİNHAR: İslam devleti olursak bütün kötülüklerin anası içki tarihe karışacak. “Akşam eve gitmeden arkadaşlarla bir duble attık” sözü unutulacak. 30 gün Ramazan’da kendini tutup da bayram namazından sonra küp gibi içme günleri geride kalacak. Devlet ricali ikidebir misafir onuruna kadeh kaldırma derdinden de kurtulacak.

Barlar, içkili lokantalar, Reynalar meynalar da olmayacak tabii. Her İslam devletinde olduğu gibi sadece 5 yıldızlı otellerde içki satılabilecek, ama orada da müslüman olup olmadığınız sorulacak.

DENİZ TATİLİ Mİ: Yeni yapıda tatil kavramı da değişecek. Kaplıcalar herhalde çok ön plana geçecek. Deniziyle ünlü sahiller ya yok olacak ya da sadece yabancılara açık olacak. Uyanık olanlar kadın erkek ayrı plajlar yaparak durumu bir süre kurtaracak.

VESAİRE: Bunların dışında örneğin kadınlar spordan ya tamamen çekilecek ya da tesettüre uygun formalar giyecek. Böyle olunca uluslararası yarışmalarda derece almak zorlaşacak. Gelen yabancı kadın sporcular spor kıyafeti giyemeyeceği için ülkemizde hiçbir uluslararası yarışma yapılmayacak, yapılsa da bunlar Arap ülkeleriyle sınırlı kalacak.

Cenazelerde fotoğraf kullanılmayacak, kuruyunca haça benzediği gerekçesiyle çelenk gönderilmesi de yasaklanacak, kadınların işgüzarlık yapıp cenaze namazı için saf tutmaları gibi bir şey yaşanmayacak.

Güzellik yarışması falan da yapılamayacak. Yapılsa bile bu yarışmaların adı “gizemli güzellik” olacak. Ama seçilen mayo ile geçişe katılamayacağı için uluslararası yarışmalara gidemeyecek.

Faizden para kazanmak da yok tabii. Bu tür avantalar geçerliliğini yitirecek

SON SÖZ: Bu yazdıkarım kimseye hayal gibi gelmesin. Gidiş o gidiş. Gerçi kendini “siyasal İslamcı” gibi görenlerin de çoğunluğu “canım bunlardan niye vazgeçelim” diyeceklerdir ama, ben de zaten bunun için yazıyorum. Bilin ki desteklediğiniz düzende bunlar olmayacak, ona göre, benden söylemesi.

*****

Evli erkek evrimi

6. hafta: Seni seviyorum.

6. ay: Tabii ki, seni seviyorum.

6. yıl: Seni sevmesem çoktan çeker giderdim.

6. hafta: Aşkım, ben geldim.

6. ay: Selam!

6. yıl: Annen ne yemek yapmış?

6. hafta: Zahmet etme, ben açarım.

6. ay: Ben açayım mı kapıyı?

6. yıl: Yahu şu kapıya baksanıza!

6. hafta: Sevgilim, Ayşe telefonda.

6. ay: Seni arıyorlar

6. yıl: Telefoooon!

6. hafta: Zor bir çocukluk geçirmişsin.

6. ay: Senin anan da cins ha!

6. yıl: Ulan tam da anana çekmişsin!

6. hafta: Bu yaz seni Venedik’e götüreceğim.

6. ay: Tatilde Ankara ya gitsek ne olur?

6. yıl: Niye, evin suyu mu çıktı?

6. hafta: Bu yüzüğü inşallah

seversin.

6. ay: Resim çerçevesi aldım, her zaman lazım.

6. yıl: Şu parayla kendine bir şey al.

6. hafta: Hangi filmi görmek istersin?

6. ay: Evita’ya gidelim mi?

6. yıl: Evita’yı gör, ben çok beğendim.

6. hafta: Üzülme sevgilim, leke

yapmaz.

6. ay: Dikkat etsene yahu!

6. yıl: Amma da sakarsın be kadın!

6. hafta: Ben pek bu fikirde değilim.

6. ay: Bu konuda yanlış düşünüyorsun.

6. yıl: Saçma sapan konuşma, Allahaşkına!

6. hafta: Yaptığın yemeklere de bayılıyorum.

6. ay: Bu akşam ne yiyoruz?

6. yıl: Gene mi makarna!

6. hafta: Bir şey içer misin?

6. ay: Bir Martini içerim

6. yıl: Gene buz koymayı unutmuşsun.

6. hafta: Bu elbise sana çok

yakışmış.

6. ay: Bir elbise daha mı aldın?

6. yıl: Kaç para verdin buna?

6. hafta: Özür dileyecek bir şey

yapmadın ki...

6. ay: Biraz dikkat etsene be kızım!

6. yıl: Hay senin eline...

*****

Azrail arka koltukta

Biri yazmış bu hikayeyi. “Gerçekten yaşandı” diye iddia ediyor. İster yaşansın ister yaşanmasın, olay çok komik. Böyle cinlik kimin aklına gelir ki. Okuyun bakalım ne diyeceksiniz...

Adamın biri arabasıyla giderken, el eden birini arabaya alır. Adam arka tarafa biner. Sürücü “Eee hemşerim kimsin nereye gidersin” diye sorar. Yolcu “Ben Azrailim, canını almaya geldim” karşılığını verir. Sürücü alaycı bir tavırla “Sen mi Azrail’sin yahu senin gibi Azrail olur mu? der.

Yolcu sakin bir tavırla “Sen daha önce Azrail gördün mü ki” diye sorduktan sonra ekler “Madem inanmadın bana; Bak o zaman söyleyeyim, 200 metre gittikten sonra sana bir adam daha el edecek ve sen onu arabaya alacaksın.

Gerçekten de adamın dediği gibi şoför 200 metre ilerde birini görür. Adam kendisini de alması için el etmektedir. Sürücü şaşırır ve durur. Adamı alır. Yeni gelen ön koltuğa oturur.

Sürücü aynı şekilde bu kez yeni binen adama “ee sen kimsin nereye gidersin” diye sorar. Yeni yolcu “Abi ben merkezde bir yerde indirirsen çok sevinirim adım Ali” cevabını verir.

Sürkücü yine alaylı bir sesle “Yahu şu arkadaki adam bana Azrailim diyor, aklınca benimle dalgasını geçiyor zibidi” diye arkadaki adamı anlatır yanındakine.

Önde oturan bunun üzerine arkaya döner ve şaşırmış bir ifadeyle “iyi de abi arkada kimse yok ki” der. Sürücü hayretle arkaya bakar ve “Kör müsün be adam arkada oturuyor ya” deyince öndeki arkaya bir daha bakar ve “Abi senin kafan iyi mi yoksa dalga mı geçiyorsun?” diye sorar.

Bu kez arkadaki “Azrail” söze girer; “Gördün mü beni ne duyabilir ne de görebilir, beni sadece sen görüp sen duyabilirsin”

Sürücünün o an dizlerinin bağı çözülür, beti benzi atar. Arkadan bir ses daha duyar: “Haydi canım, kaderden, Azrail’den kaçılmaz. Kenara çek, iki rekat namazını kıl, sonra canını alacağım.”

Sürücü ağlamaklı ve zaresiz biçimde arabayı kenara çeker, iner arabadan ve namaza durur.

Sonra... Sonra ne olmuş biliyor musunuz?

Adamlar arabayı aldıkları gibi kaçmışlar...

DİĞER YENİ YAZILAR